Kayıtlar

Eylül, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KÂRHANECİ LANGA FATMA

Edirnekapı semtinde bayağı bir mahalleye mutasarrıfa olarak kibarane ve zarifane kâr-hanecilik etmekte olan ve hakkında Zabtiye müşirinin bile hükm ve nüfuzu carî olamıyan meşhure Langa Fâtıma şevvalin yirmi sekizinci günü vedâ’-i kâr-hane-i fena edip gitmiş olduğundan İstanbul’un en büyük kâr-hanesi kapandı ve ondan sonra ol mertebe muhteşem bir kâr-hane açılmadı. Vefatına bâzı şu’ara “Öldü Langa Fâtıma” terkibini tarih düşürdü. (bu mısra ebced hesabıyla 1271 senesini gösterir)

[Metnin imlâsı aynen iktibas edilmiştir]

Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir-i Cevdet (Cavit Baysun neşri), c.I, s.50, İstanbul 1991.

KARAKÖY

Resim
Bu fotoğrafta en üstteki Galata Kulesi'ni görmesek ilk anda bir batı ülkesinden şehir manzarası olarak değerlendirebiliriz. Reklam tabelaları, gelip geçenlerin kılık kıyafetleri başka türlü bir değerlendirmeye imkan vermiyor. Biz öyle düşünsek de Karaköy'ün 1912 yılında çekilmiş bu fotoğrafı bizi kendimize getirip yine de İstanbul dedirtiyor. Sağda görülen bina da Karaköy'ün D'Aranco yapısı kayıp camii olmalı.



OSMANLI ARŞİVİ ARAŞTIRMA İZNİ

Resim
Bu iki belge Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde araştırma izninin bir zamanlar nasıl zor elde edildiğinin belgesidir. Tarih Bölümü öğrencilerinden altı kişinin arşivde araştırma yapmalarının gerekli olduğunu koskoca Uzunçarşılı önce rektörlüğe bildiriyor. İstanbul Üniversitesi Rektörü Cemil Bilsel de bu talebi Başbakanlık Müsteşarlığına iletiyor. Oradan izin çıktıktan ve müsteşarlığın yazısı arşive geldikten sonradır ki araştırmacılar arşive girebiliyor. Aşağıdaki belgelerin bu husus düşünülerek okunması, gelinen noktayı idrak etmemize yardımcı olabilir. Gelinen noktada araştırmacı arşivde izin formunu doldurduğu andan itibaren araştırmaya başlayabilmektedir.




ORHAN BEY MÜLKNAMESİ

Resim
667 sene önce 1348 Temmuz ayı başlarında yazılan bu mülkname günümüzde Topkapı Sarayı Arşivi'nde muhafaza edilmektedir.



TAİF ZİNDANI

Resim
Sadrazam Midhat Paşa, 7-8 Mayıs 1884 gecesi, idam cezası müebbede çevrilmiş 62 yaşında bir mahkum olarak bulunduğu bu zindanda boğularak öldürüldü.


OSMANLI DEVRİ DEFİN RAPORU

Resim
Osmanlı Devleti’nin Tanzimat yenilikleri arasında Karantina Meclisi önemli bir yer tutar. O devirlerde sıklıkla vuku bulan salgın hastalıklar, etkin tedavi yöntemleri henüz geliştirilemediğinden binlerce cana maloluyor ve hükümetlerin eli kolu bağlanıyordu. Salgın hastalıklarda tahribatın etkisi o kadar fazla oluyordu ki bazı küçük yerleşim birimlerinin tüm sakinleri hayatlarını kaybediyor, yaşadıkları köyler, mezralar haritadan siliniyordu. 1847 yılında İstanbul’u çok kötü etkileyen bir kolera salgını yaşandı. Epeydir görev yapan Karantina Meclisi ve Türkiye’de görevli ecnebi doktorlar ile yetiştirdikleri yerli meslektaşları seferber olarak hastalığın önüne geçmeye çalıştılar. İşte bu sıralarda normal ölümler bile sıkı sıkıya kontrol edilerek rastgele cenaze gömülmesinin önüne geçilmeye çalışılıyordu. Burada naklettiğim belge de bu zamana ait bir defin raporudur.
Vaktinde Unkapanı-Saraçhane arasında iken günümüze intikal etmeyen Kırkçeşme yakınındaki Hoca Teberrük Mahallesi’nden Veki…

OLİVİER-BRUGUİERE

Resim
Guillaume Antoine Olivier


Guillaume Antoine Olivier (1756-1814) ile Jean Guillaume Bruguière (1750–1798) isimli iki Fransız bilim adamı Fransa İhtilal hükümeti tarafından Osmanlı Devleti topraklarında botanik, tıp, madencilik, folklor ve coğrafya konularında araştırma yapmak üzere görevlendirilirler. İran da görev sahalarına eklenmiştir. Ülkelerinin sahalarında önde gelen iki bilim adamı birçok bilimsel kuruluşun da üyesidirler. İçlerindeki araştırmacı ruh dolayısıyla, ülkelerinde edindikleri saygınlık ve makamları hiç düşünmeden terk edip, bilinmezlerle dolu, tehlikenin cirit attığı Osmanlı-İran topraklarına doğru yola çıkarlar. 1792 geldikleri İstanbul’dan başlayarak 1798’e kadar değişik güzergâhlarda defalarca seyahat ederler. Bruguière dönüş yolunda 1798’de vefat eder. Guillaume Antoine Olivier zor şartlar altında yürüttükleri bilimsel çalışmaları ülkesine döndükten sonra Voyage dans l'Empire Othoman, l'Egypte et la Perse ismiyle dört cilt halinde 1801, 1804, 1807’de yayınl…

BORÇLULARIN BORCUNU SİLMEK

Resim
Borcundan dolayı zindanda yatanların borçlarını ödeyerek tahliye edilmelerini sağlamak Osmanlı toplumunda yaygın olarak görülen hayır işlerinden biridir. Sıklıkla Ramazan ayında görülmekle birlikte senenin herhangi bir zaman diliminde de uygulanabilirdi. Bu durumdaki hükümlülere yönelik merhamet duygusu çok yoğundu. Bunların mazlum olduklarına inanılır ve borçları Ramazan ayı geldiğinde padişahtan vezirlere, ulemadan esnafa kadar varlıklı bir kesim tarafından ödenip mübarek günlerde ailelerine kavuşmaları sağlanırdı. Buradaki belge Sultan İkinci Süleyman devrinde padişahın kesesinden yaklaşık 150 bin akçelik bir ödeme emri ile Galata Zindanı’ndakilere bir, Baba Cafer Zindanı mahkûmlarına iki kese ödendiğini göstermektedir.


Belge Metni:

BİHİ

SAH

Telhîsi mûcebince bin beş yüz kuruş verilip Başmuhasebe’den tezkiresi verilmek

BUYRULDU

Fî 5 [Ramaza]N sene [10]99


DEFTERDARIN KÜÇÜK SAHHI

Arz-ı Bendeleri Budur ki
Siccin-i Sultânî’de olan medyûnân ve mahbûsân fukaralarına fermân buyurulan atiyye-i hümâ…

ÇAPULCU

Resim
Bazı kelimeler anlam kaymasına uğramıştır. Asıl manaları unutulmuş kelimeler bilhassa ayıp anlamlı kelimelerle yer değiştirmiştir. Vakti müsait olanlar silah, dip, arka, gidi vs. kelimelerle yer değiştiren kelimeleri sıralasa epeyce eğlenceli olabilir. İşte çapul ve çapulcu gibi masum hatta övünç duyulan bir kelimenin de günümüzde hakaret maksadıyla ona buna savrulurken yanlış bir seçim olduğu aşağıdaki belgeden anlaşılıyor.

Sadrazamın telhisinden öğreniyoruz ki Kırım Hanı Şahbaz Giray Sultan da çapula giden bir çapulcuymuş!


SAPETAY HİVİ [SABETAY SEVİ]

Resim
Eskiler de boş durmamış. Araştırma ve inceleme dalında liyakat sahibi insanlarmış.

SAPETAY HİVİ [SABETAY SEVİ]

Hukemâ-yı Yehûdiyye’dendir. (1640 miladi ve 1050 hicri) yahud (1035 hicri) tarihinde İzmir’de doğmuş ve ( 1676 miladi ve 1087 hicri) senesinde vefat eylemiştir. Mumaileyh Mısır, Türkistan, Avrupa taraflarında seyahatle pek çok ulûm ve fünûna ve ilm-i simyâya malik olarak gereği gibi şöhret bulduktan ve bir takım âsâr-ı garîbe göstererek herkesi kendüye bend eyledikten sonra Kudüs-i Şerif’e gelmiş ve “Mesîh-i Muntazır benim” diyerek meydana çıkıp ilan-ı saltanata kadar kalkışmış idi. Biraz müddet sonra Dersaadet’e dahi gelip başına birçok kimseler toplandığı görülünce Devlet-i Aliyye memurları tahkika ve Edirne’de bulunan zât-ı şâhâneye arz ve ihbâra mecbur oldu ve alınan emr üzerine Edirne’ye gönderildi. Merkûm huzûr-ı şâhânede isticvab olunur iken şevket ve mehâbet-i pâdişâhî tesir ederek kendisi ve avanesi kabûl-i dîn-i mübîn eylemesine binaen cümlesi birden Selanik’e irsâl v…

MASONLUK

Resim
Mason yahud Farmason-İngiltere ve Fransa ve Almanya vesair memalikde münteşir bir cemiyet-i hafiyedir. Bunların vazifesi hayırhahlık ve ahlak-ı umumiyece hüsn-i ittihada hizmet ve ebna-yı cinsine muavenet imiş. Bir kimse Masonların cemiyetine dâhil olmak istediği zaman seyahat tabir olunan bazı tecrübeler icra olunur ve esrarlarını ifşa etmeyeceğine yemin ettirilir ve badelkabul birbirlerini tanımak içün mürettep olan işarat tarif ve bazı esrarları telkin edilir imiş. Masonların büyücek memleketlerde locaları ve dişlice adamlardan reisleri vardır ve münkasim oldukları otuz üç meratibden otuzu mübtedi namıyla birinci ve üçü[n]cü mülazim ve refik ve muallim namlarıyla müntehi itibar olunur ve en yüksek derecede vakıf-ı esrar olanların taht-ı riyasetinde büyük şark meclisi namıyla bir meclisleri ve her sene inkılab-ı sayfi ve şitaide şenlikleri olur. Fransız Masonlarının en büyük Şark Meclisleri Paris içindedir. Politikasını tervice Masonluğu medar-ı ittihaz eden Üçüncü Napolyon zamanınd…

CEVDET PAŞA'NIN ELYAZISI İLE İBRETLİK DEĞERLENDİRMELERİ

Resim
Vak’a-i Hayriyye’den sonra sefine-i devletin dümenini eline alan Reis Pertev Paşa tekye şeyhlerinin sözüyle hareket ederek Edirne Musalahası’nı müntic olan sefer-i meş’umun açılmasına ve badehu Cezayir’in elden gitmesine sebep oldu ve hayli müddet ıslahat-ı dâhiliyeye bedel muhârebât-ı dâhiliye ile uğraşıldı. Memleket harab oldu. Devlet bitab oldu. Sonra da sırf taklid yoluna gidildi. Bunda da ifrat edildi. Binanın ahkâm-ı erkânına bakılmadı, nakşına özenildi. Emr-i terakkînin ilel ve mübadisini istihsale çalışılacağına malûlat ve âsâr-ı müteferriasına heves edildi. Bu yolda dahi memleketin uğradığı hasârât kābil-i ihsā’ değildir.


SULTAN ABDÜLAZİZ’İN HAL’İNE VERİLEN FETVA

Resim
Sultan Abdülaziz’in darbe ile tahtından indirildiğinde alınan “Hal Fetvası”. Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi imzasıyladır.

Belge Metni:

Minallahittevfik

Bu mesele babında eimme-i Hanefiyye’den cevâb ne vechiledir ki

Emirülmüminin olan Zeyd muhtelü’ş-şuûr ve umûr-ı siyasiyyeden bî-behre olup emvâl-i miriyyeyi mülk ü milletin tâkat ve tahammül edemeyeceği mertebe mesârif-i nefsâniyyesine sarf ve umûr-ı diniyye ve dünyeviyyeyi ihlâl ve teşvîş ve mülk ü milleti tahrîb idüp bekâsı mülk ü millet hakkında muzır olsa hal’i lâzım olur mu
beyân buyurula Allahu Teala A’lem

el-Cevâb
OLUR

Ketebehu’l-Fakîr Hasan Hayrullah
Ufiye Anhü


EVLİYA-YI CEDİD

Resim
Recaizade Ercümend Ekrem'in 1920 baskısı Evliya-yı Cedid isimli kitabında Evliya Çelebi'den esinlenerek oluşturduğu kahramanının gözüyle, İstanbul’a gelen Beyaz Ruslar’dan bahseden sayfaları

“Bu Mosko taifesi diğergûn bir kavm olup avratları manend-i Züleyha ve ra’nadır. Fakir-i pür-taksir nicelerin gördüm ki rü’yet ve temaşası adamı hakka ki günahkâr eder ve böyle nadide ve nazende nigârlar ne diyâr-ı Efrenc’de ve ne de bilâd-ı Rum içre manzur-ı uyun-ı beşer olmamıştır. Ol rütbe hub u zarif ve endam-ı tenasüb hususunda hüsn-i şöhretle arîf duhterlerdir. Bunların cemiyetleri dahi hoş olup cemi’ esbab-ı zevk u tarab anda mevcuddur ve (klüp) tesmiye kılınur bir güna mahfelleri olur ki bunda pîr u civan cân u cânan ictima edip tâ-be-sabah Hüseyin Baykara fasılları icrasıyla tenşit-ı kulûbe bais olurlar. Kezalik câ-be-câ (varyete) denir tarabgahlar küşad eylemişlerdir ki çeng ü çigane yerleridir ve erbab-ı zevk u safa cümle vâriyetlerin sarf etseler böyle bir bezm-i tarab vücuda ge…

SAHAFLARDA SAHİH MÜSLİM OLUR MU?

Resim
Talebe-i ulûmdan biri sahhaf çarşusuna varup zurefa-yı sahhafînden birine
-Sizde bir "Sahih-i Müslim" var mıdır?
diyerek alacağı kitabı sual etmiş. Sahhaf latîfeci bir âdem olduğundan
-Efendi ben kırk yıldır bu çarşudayım. Bunda sahih müslim görmedim yokdur.
Deyu sahhafların insafsızlığını ima ile beraber talebeye güzel bir nükteli cevap verir.

HEDİYENİN KRALI BURSA ŞEFTALİSİ

Resim
Ahmed Cevdet Paşa’nın hanımına Bursa’dan Safa isimli bir hanımın gönderdiği mektuptur. Üslubunun güzelliği yanında muhtevası da gayet ilgi çekicidir. Bursa şeftalilerinin namı o zaman da yürümüş ki hediye olarak gönderilen iki sepetin her biri on bir kilo ve elli beş adedine varıncaya kadar ayrıntılarıyla belirtiliyor. Sepetlerin biri Cevdet Paşa'a diğeri hanımına gönderilmiş. Emirgan Boyacıköyü kasabına emanet edilerek yollanıyor. Yolda ezilmemesi için ham olarak toplanmışlar. Yolda olanlardan yumuşayanlar olursa yenilmesi tavsiye ediliyor. O devrin kibarlığına, zarafetine ilginç bir numune. Üstelik bu mektubun bir hanımın elinden çıktığı da ayrıca dikkate alınmalı.

BELGE METNİ:

Taraf-ı aliyyü’l-a’la hazret-i veliyyet’i-ni’metîye arzuhal-i ahkarânemdir ki
Bu kerre Bursa’nın meşhur Yeşil Türbe tabir olunan vahlo [bu cinsi bilemediğimden bu okunuş şüphelidir. “ve helo” da olabilir] cinsinden bulunan şeftâlûsünden iki sepet ki biri veliyy’i-ni’metimiz paşa efendimiz hazretlerine ve diğ…

KANUNİ’NİN BALI BEY’E MEKTUBU

Resim
“Kanuni’nin Balı Bey’e Mektubu” olarak bilinen, bazen de Birinci Murad’ın Evrenos Bey’e gönderdiği mektup olarak karşımıza çıkan meşhur mektubun değişik bir versiyonunu yayınlıyorum. Üstelik anlayamayanlar için Fransızca tercümesi de karşısında. Daha ne yapalım kariin-i kiram…

KANUNİ’NİN BALI BEY’E MEKTUBU -1-

Sultan-ı müşarunileyh [sayfanın yukarısındaki bahisde Kanuni Sultan Süleyman anlatılmaktadır. İşaret edilen Kanuni’dir] tarafından Semendire fatihi meşhur Balı Bey’e gönderilen ve o devrin bir bergüzar-ı kıymetdarı bulunan hatt-ı hümayun dahi kulûb-ı sadıkayı lebriz-i meserrat edebilecek âsâr-ı münevvereden olduğu içün burada bilmünasebe Fransızca suret-i mütercemesiyle beraber inzar-ı ümmete vaz’ ederiz.

Emirü’l-ümerai’l-kiram, kebirü’l-küberai’l-fiham zü’l-kadri ve’l-ihtiram. Melikü’l-guzât ve’l-mücahidin. Mukatilü’l-a’dâi’l-mütemerridin. Yâr-ı gârım ve lala-yı ihtiyarım Gazi Balı Bey tevki’-i refi’-i hümayunum vasıl olıcak malum ola ki.



KANUNİ’NİN BALI BEY’E MEKTUBU -2-

Bu defa mek…

ÇUKULATA FABRİKASI

Resim
"Altmış sene evvel sarfiyatı hiç hükmünde olduğu halde bugün Avrupa’da kahve istihlakati derecesini bulmuş olan çukulata ticareti gittikçe ehemmiyetini arttırmaktadır."

Yüz sene evvelki bir gazeteden aldığım bu kupürde ne de güzel “çukulata” olarak yazılmış. Şimdi böyle yazanlara “vay imlası bozuk” diye tipi kayık muamelesi yaparlar. Adamlar imlayı da oturtmuşlar, ticaretinin ehemmiyetini de belirtmişler. Nerede kaldı şimdikilerde bu tecessüs. Sahi bu “çikolata” imlası hangi densizin marifeti acaba…

SAİD-İ NURSİ SELANİK’TE İTTİHAT TERAKKİ NAMINA NUTUK ÇEKERKEN….

Resim
Bilemiyorum bu resim daha önce hiç yayınlandı mı? Araştırmalarıma rağmen bir kayıt bulamadım. Eğer aksi vaki değilse ilk defa “Tarih Yazıları”nın değerli takipçilerine takdim ediyorum.

13 Nisan 1909’daki “31 Mart Ayaklanması”nın ardından Hareket Ordusu İstanbul’a girip Abdülhamid’i tahttan indirince Said-i Nursi de İttihat ve Terakki tarafından gönderildiği Selanik’te kalabalıklara bir nutuk irad etmişti. Buna dair bir fotoğraf. Net olmamakla birlikte maksat hasıl oluyor.

Resim Yazısı:

Selanik’de_Meşrutiyet’in rahnedar edildiği haber-i felaket-eserinin Selanik’de şâyi’ olması üzerine Talimhane Meydanı’nda icra edilen nümayiş_Talimhane Meydanı’na kurulan bir kürsi-i hitabet üzerine fudala-yı ulemâdan bir zât çıkıp nutuk irad ettiği sırada alınmıştır.

AYASOFYA MİHRABINDAKİ ŞAMDANLAR

Resim
İstanbul Büyük Ayasofya Camii mihrabının iki yanında duran şamdanlar Mohaç Savaşı’nın ganimetlerindendir. 1526 senesinde Kanuni Sultan Süleyman Macar Kralı II. Layoş’u Mohaç’da bozguna uğratıp Budin’i ele geçirmişti. Bu savaşın ardından elde edilen ganimetleri getiren Makbul İbrahim Paşa bunlardan Diana, Apollon, Herakles heykellerini Atmeydanı’na diktirmişti. Kral Matyas’ın kilisesinden aldığı şamdanları da Ayasofya’da mihrabın iki yanına koydurmuştur. O zamandan beri de orada durmaktadırlar.


ŞEYH GALİB DEDE’NİN İŞ TAKİPÇİLİĞİ

Resim
Galata Mevlevihanesi şeyhlerinden meşhur Şeyh Galib Dede “Hüsn ü Aşk” dan arasıra başını kaldırınca Divan-ı Hümayun’da iş takibi de yaparmış. Konya’ya gönderilecek bir fermanda bazı ibarelerin yeniden yazılması için aracılık ediyor.

Konya’da vergiden muaf ilan edilen bazılarının avarız vergisine bağlı emlak ve arazilerinden hisselerine göre vergi alınacağının fermanda zikredilmesini talep ediyorlar. Bu durumda emlak ve arazisi olmayanlara bir şey denilmese de “ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz adam” şeklinde güzel bir atasözü ile nitelenen emlak ve arazi sahibi “uyanık” tiplerin de avarız vergilerini ödemek istemeyeceklerinden muhalefetlerini engellemek için bu fermanın tashih edilmesini istiyorlar.

Avarız vergisi bir bölge için toptan tarh edilirdi. Belirlenen miktar hane sayısına bölünür ve tahsil edilecek avarız vergisi tespit edilirdi. Bazı hanelerin firarı, evini barkını terketmesi ile bunların hisseleri de kalan diğer hanelerin sırtına bindirilirdi. Haliyle o bölge ahalisi kendi al…

FENERBAHÇE FUTBOL TAKIMI-101 YILLIK FOTOĞRAF

Resim
İSTANBUL’UN 1911-1912 FUTBOL ŞAMPİYONASI

Şehzade Selahaddin Efendi’nin mahdumları Osman Fuad Efendi’nin himayeleri altında müteessis Fenerbahçe Sporting Kulüp Heyeti

Ön Sıra, sağdan itibaren: Kamil Bey (Kapitan), Said Bey, Galib Bey, Nuri Bey, Kemal Bey.

Sandalyede oturanlar, sağdan itibaren: Azmi Bey, Sabri Bey, Hüseyin Bey, Yahya Bey fesli. 

Arkada ayakta duranlar, sağdan itibaren: Hulki Bey, Emirzade Arif Bey (Reis-i evvel), Zeki Bey (Reis-i sani), el-Katipzade Abbas Bey.


NAUM PAŞA

Resim
Osmanlı Dışişleri Bakanlığı olan Hariciye Nezareti'nin meşhur müsteşarı Naum Paşa'nın ne marifetleri varmış. Meğer bu adam Osmanlı Devleti'nin Birinci Fransuva'dan itibaren imzaladığı tüm anlaşmaları tamamen ve aynen ezbere biliyormuş. Türk Turing'in ilk başkanı ve tam bir entellektüel olan Said Duhani'nin babasıdır. Çelik Gülersoy'un yayınladığı "Beyoğlu'nun Adı Pera İken" adlı kitabını muhakkak okumak lazımdır.

Günümüzde Karlofça Anlaşması'ndan üç madde sayamayan talebelere duyurulur.

İktibas:

Tevfik Paşa: Kefeleri Müsteşar Naum Paşa ile Divan-ı Hümayun mütercim-i evveli Dâvûd Efendi’den mürekkeb olan bir terazinin oku mesabesindedir. Naum Paşa Katolik olup Suriyelidir. Meziyeti bilcümle muahedatı Birinci Fransuva ile akd edilen ahidnameden, geçen sene netice-pezîr olan Gümrük Resm-i Munzamı İtilafnamesi’ne dair mukarrerata gelinceye kadar bilcümle muahedat-ı düveliyeyi tamamen ve aynen ezber bilmekten ibarettir.







AHMED AZMİ EFENDİ MADALYASI

Resim
Almanlar, Prusya elçisi olarak 1791'de Berlin'e giden Ahmed Azmi Efendi onuruna bir madalya ihdas etmişler. Bugün de internet ortamında bu madalyayı bulabiliyorsunuz. Ne yazık ki TDV İslam Ansiklopedisi'nde adına bir madde bulamıyorsunuz.

BASINDA İTTİHAD-İTİLAF KAVGASI

Resim
Hürriyet ve İtilafçılar, Bursa'da İttihad ve Terakki'ye teveccüh azalıyor diye İkdam gazetesinde haber yaptırınca, Bursa'nın İstanbul'daki muhabiri A. Cehdi, Tanin Gazetesi'ne tekzip metni göndermiş. Bursa'daki dört binden fazla İttihat ve Terakki üyesinin büyük çoğunluğunun esnaf ve ahaliden ibaret olması benim için iyi bir bilgi. TEKZİB İkdam Gazetesi'nin Bursa muhabir-i mahsusundan aldığı bir mektupta Bursa ve muhitinde İttihad ve Terakki'ye derin bir husumet mevcud olduğu, şimdiye kadar İttihatçı diye tanılan Bursa'nın artık hakikati (!) anladığı, yeni fırkanın muvaffakiyyatı, lisan-ı iftiharla yazılıyor. İkdam'ın Bursa muhabiri de pekala bilir ki Bursa'da kısm-ı azamı esnaf ve ahaliden mü[te]şekkil ve dört bini mütecaviz fedakar azaya malik olan İttihad ve Terakki Cemiyet ve Kulübleri, Bursa ve muhitinde daha çok zaman, hatta ilelebed parlayacak ve garazkarların gözlerini kamaştıracaktır. Yalnız İkdam muhabirinin dimağında vücud bulan …

ADALET ÇELEBİOĞLU

Resim
Muallim Cevdet’in Osmanlı Arşivi’ndeki tasnif heyetinin iki hanım görevlisinden biridir. Diğer hanım görevli Ratibe Hanım hakkında çok az bilgimiz vardır. Adalet Hanım, Rumi 1324-Miladi 1908 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası, şehit Bahriye Yüzbaşılarından Hasan Hamdi Efendi’dir. Babasının şehadeti etkili olmuş mudur bilinmez ama Şark Orta Mektebi’nin sekizinci sınıfından çıktıktan sonra okumaya devam edememiştir. Beşiktaş’ta Hasan Paşa Deresi Sokağında oturuyorken 9.Şubat.1933’te Muallim Cevdet Bey’in tasnif heyetinde kâtibe olarak göreve başlamıştır. Osman Ergin’in “Muallim Cevdet’in Hayatı, Eserleri ve Kütüphanesi” eserinde öve öve yere göğe sığdıramadığı bu hanım, o tarihte Türkiye’de siyakat okuyabilen tek hanımdır. Uzun yıllar Osmanlı Arşivi’nde çalıştıktan sonra emekli olmuştur. 94-95 yaşında vefat ettiğine dair bilgiler vardır.

Ne var ki Muallim Cevdet yadigârı bu emektar arşivciyi sağlığında bizim nesil arşivciler tanımak şerefine nail olamadı. Adalet Hanım, doksanl…

MERAK BU YA…

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında, "Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ve Geri Kabul Anlaşması" 16 Aralık 2013 tarihinde Ankara’da törenle imzalandı. 25 Haziran 2014 tarihinde de TBMM'de kabul edildi.

Bu anlaşmayla Türk vatandaşlarından sınırlı ve imtiyazlı bir kesimin (iş adamları, sanatçılar, sporcular, sivil toplum örgütü mensuplarının) vizesiz AB seyahatlerinin sağlanması uğruna sonunun nerelere varacağı bilinemeyen bir yükün altına girildi. İki kısımlı bu anlaşmanın Dışişleri Bakanlığı sitesindeki haberinde sadece vize kısmı anlatılıyor, göçmenlerle ilgili bölümden tek satır bahsedilmiyor. Anlaşma ile karşılıklı olarak nelerin taahhüt edildiği es geçiliyor.

Bu anlaşmanın imza töreninden sonra Başbakan Erdoğan "Biz Avrupa'ya yük olmaya değil yükünü almaya geldik" demişti. O tarihten sonra ülkemizdeki Suriyeli nüfusu giderek arttı ve halen artmaya devam ediyor. Anadolu’yu köprü olarak kullanıp Ege ve Akdeniz’den Yunanistan’a oradan da Avrupa’nın iç…

MİLLİYETÇİLİK ZAAFA UĞRATILMAYA DEVAM EDERSE NE OLUR?

"Arap Milliyetçiliği" kavramı, içi boş, tarihsel bir yanılgıdır... Araplar, yüzyıllardır kabile asabiyetini aşamayan, millet olma sürecini tamamlayamamış, dilleri ortak olsa da “kültür ve ruh milliyetçiliği”ni asla sindirememiş, teorize bile edememiş bir topluluktur. Bir ölçüde bazı düşünürlerde sosyolojik manada Arap Milliyetçiliği eğilimleri gündeme geldiyse de ileride ulus devlete dönüşüp kabile taassubunu kırmaları korkusuyla daha 20. Yüzyılın başlarında bu cihetten önleri bizzat emperyalistler tarafından kesildi. Halen emir ve kralların idaresindeki ülkelerin vaziyeti ortadadır.
Vatan kavramları ve bağlılıkları bile çok zayıftır. O yüzden yangın yerine dönmüş ülkelerini saldırganlardan koruma hissi olmadığından mevzilerini terk edip kaçan, şehirlerini istilacıların eline teslim eden genç ve gürbüz delikanlılar, vatan savunması yerine bir lastik botun üzerinde, modern bir batı ülkesine kapağı atmak uğruna canlarını bile feda etmektedir.
Osmanlı Devleti'ne boyun eğmek z…

NURİ ARLASEZ

Resim
Nuri Arlasez'in kim olduğunu biliyor ama tanışmıyordum. Bir gün Osmanlı Arşivi'nin Sultanahmet Binasında kapıda karşılaştık. Bana genel müdür yardımcısı Necati Aktaş'ı sordu. Danışmadaki arkadaşlara yönlendirirken ismini sordum. Nuri Arlasez deyince birkaç kelam konuşmayı düşündüm ama genel müdür yardımcısının misafirini ayakta tutmak da istemedim. İlgili arkadaşlar yönlendirdiler ve yukarı çıktı. Ben de kapının oralarda oyalanıyordum. Beş on dakika sonra birden bire Nuri Arlasez indi ve dışarı çıktı. O sıra yine fırsatı kaçırdım ve konuşamadım. Bu kadar çabuk inmesine de bir anlam veremedim ama sorgulamadım. Şimdi çok merak ediyorum acaba o gün genel müdür yardımcısı ile görüşebildi mi? Görüştü ise neden erkenden ayrıldı? Yoksa paha biçilmez arşivinden bir kısmını Osmanlı Arşivi'ne bağışlamayı falan düşünmüştü de son anda vaz mı geçti? Bu soruların cevaplarını bir gün öğreniriz elbet.
Beşir Ayvazoğlu'nun "Defterimde Kırk Suret" kitabı 1996 yılında yayınla…