YENİŞEHİRLİ İSTİKLAL HARBİ GAZİSİ PİRİ İBRAHİM HOCA'NIN HATIRATI




 Sinan ÇULUK

GİRİŞ
Rahmetli dedem Piri İbrahim Hoca İstiklal Madalyası sahibi ve İstiklal Harbi[1] gazisi idi. (1309 Rumi)-(1893-94 Miladi) senesinde Bursa-Yenişehir'de dünyaya gelmiş ve 16.10.1980'de Yenişehir'de vefat ederek Bilecik Yolu Mezarlığı'na defnedilmiştir. Askerden geldikten sonra 1924'ten itibaren köylerde imamet görevinde bulunmuş ve 1947 senesinden emekli olduğu 1972 senesine kadar, Yenişehir Kuyucu Murat Paşa [Kumluk] Camii imametini deruhde etmiştir. Yenişehir'de Piri Hoca olarak bilinirdi. Çocukluğumda ailemle İnegöl'de yaşadığımız için sürekli yanında bulunamadığım dedemle tatillerde bir araya geldiğimizde, her fırsatta harp hatıralarını anlatmağa teşvik eder ve anlattıklarını sonu gelmez bir ilgi ile dinlerdim. Anlatılanların yetişme çağlarındaki bir gencin istikbalini tayin etmeğe yönelik tarafları olunca bu ilgi bir nevi eğitim formasyonu çerçevesine dönüşüyordu. Ortaokul sıralarına henüz adım atmağa hazırlandığım yaz tatilinde de böyle bir ortam oluşmuştu ve ilkokulda edindiğimiz malumata göre "Dede siz eskiden Osmanlıca konuşuyormuşsunuz, sonradan  Türkçe'yi nasıl öğrendiniz, kim öğretti" diye bir soru yöneltmiştim. Bu sorudan dolayı çok üzüldüğünü belirterek "evladım biz Türküz ve her zaman Türkçe konuştuk, anam da babam da onların ana babaları da Türkçe konuşurlardı. Sen bakma eskiler Osmanlıca konuşurdu laflarına. Eskiden sadece alfabemiz farklıdır. O alfabeyi de sana öğreteyim. Lisanımızın farklı olmadığını sen de anlarsın" demişti. Gerçekten de yaklaşık bir ayda Osmanlı alfabesiyle yazılmış Türkçe matbu kitapları okuyabilecek derecede yazıyı sökmüştüm. Bu durumdan fevkalade memnun olan dedem, kitaplığındaki tüm kitapları incelememe izin vermişti.

Piri İbrahim Hoca
1968 senesine ait bir fotoğrafı

İstiklal Madalyası
Yıllar önce savaş esnasında tuttuğu notlar ve askerlik tezkeresini aldıktan sonra aklında kalanlardan ibaret hatıralarını kaydettiği esas defterini, kar fırtınasına maruz kalarak merkep sırtında yolculuk etmek zorunda kaldığı bir günde düşürdüğünü ve bir daha izine rastlayamadığını üzülerek anlatırdı. Dedemin vefatından sonra rahmetli anneannem, kitaplıkta daha önce görmediğim ve bodrumda bulduğunu söylediği bir torba içinden bir hayli sayıda Saatli Maarif ajandaları ve eskiden bankaların dağıttığı küçük takvim defterleri ile küçük boyda bir hatıra defteri çıkardı. Müthiş bir heyecanla önce bu hatıra defterinden bazı yerleri okudum. Bir tarihe kadar başından geçen olayları kaleme almıştı. Defterin diğer kısımları eskilerin "cönk" sınıfına dahil ettikleri şiirler, özlü sözler, çeşitli notlardan ibaret bir karmadan oluşuyordu. Metnin sonunda "Halen Yıldırım Köyü'nde imamlık vazifesindeki yirmibirinci yılında bulunduğunu" belirtiyordu. Demek ki bu defteri de Yıldırım Köyü'nde bulunduğu 1944 senesinde yazmıştı. İlk sayfalarda hayatının kronolojik bir dökümünü verdikten sonra, hayatı ve ailesine dair kısım başlıyordu. Yıllar önce beni çok heyecanlandıran ve artık toplumla paylaşmanın zamanı geldiğine inandığım bu hatıratı sizlere takdim ediyorum. Bazı ailevi ayrıntılar okuyucuyu ilgilendirmediği için çıkartılmış, metne bağlı kalınarak çevriyazısı verilmiş, birkaç yerde üslupla ilgili düzeltmeler yapılmıştır. Metnin sayfa numaraları ve bazı kelime izahları, tarih çevirileri köşeli parantez içinde gösterilmiştir. Metnin dipnotları bize aittir. Askerliği esnasında gönderdiği kartpostallardan Drama'dan bir, İstanbul'dan iki adedi günümüze intikal etmiş olup, arkasındaki yazılar çevriyazısı ile ekte verilmiştir. Ayrıca askere gitmeden önce aldığı medrese öğrenci belgesi ile 1340 tarihli askerlik yoklama belgesi yanı sıra, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulduğumuz ve farklı bir kalem sahibinin Yenişehir'in Yunanlılar tarafından 1. işgalini tasvir eden mektubunun çevriyazıları da ekli belgeler olarak sunulmuştur.

Pîrî Hoca'nın Hatıra Defteri



[Pîrî Hoca'nın Hatıra Defteri]

TERCEME‑İ HALİM
Doğumum‑Hayatım‑Yaşayış Tarzım

Pîrî Hoca'nın hocası, Müftü Müderris Kamil Efendi'nin
Yenişehir Bilecik Yolu Mezarlığı'ndaki kabri.



[8a] Şimdi benim doğumum büyümem:
1309 Rumi [1893 Miladi] senesi güz aylarında dünyaya gelmişim. Bir yaşıma kadar gayet güzel büyümüşüm. Bir yaşımda nazardan bir hastalık gelmiş. Üç yaşıma kadar çok hastalık geçirmişim. Üç defa çenemi çekmişler öldü diye. Babam mezar kazmaya gitmiş. Cenabı Hak hayat vermiş, yeniden dirilmişim. Üç yaşımda duvar sıyıra sıyıra gezdiğimi bilirim. 313'de eski Yunan Harbi'ni biraz hatırlarım. O sene dört yaşımda iken Gaib Erenler Sıbyan Mektebi'ne babam arkası ile götürdü. Az aklım eriyor. Bilmem nasıl oldu o mektebi yeni açılan ibtidaî resmî mekteplerine ilhak ettiler. Yeniden Gaib Erenler Kabristanlığı'na mektep yaptılar. Bizim mektebi Çingene Mahallesi'nde mescit odasına açtılar. Hocam merhum Kel İmam demekle maruf Ali Efendi’den yedi yaşımda Kuran’ı hatmettim. [8b] On yaşıma girmeden dokuz yaşımda iken ibtidaî ilm‑i hal, tecvid, kıraat, hesaptan a’mâl‑i erbaadan [dört işlem] imtihan verdik. Beş arkadaş üçü kıbtî olmak üzere beşimizde Rüşdiye mektebine kabul olunduk. 319 da. Rüşdiye tahsilimi imtihanda beşinci olarak bitirdim. Birinci iken evlad‑ı ağniyanın nüfuzu zenginlerin hatırı sayılarak beni beşinciye kabul ettiler. Çünkü benim babam fakir hatırı sayılmaz “şimdi rağbet güzel ile zengine”.



Pîrî Hoca'nın Süleyman Paşa Medresesi'nden aldığı
Talebe Belgesi. Çevriyazısı Ek.2'dedir.
323'de Eylül ayında [Ekim 1907] Kumluk Medresesi'nde komşudan Hacı Mahmud Efendi müderrise babam beni talebe olarak teslim etti. Şerikler [ders ortağı arkadaşları] Diraz Ali köyünden, İznik, Şerefiye, Köristan Yaylası köylerinden olmak üzere hepsi yirmi‑yirmi beş yaş arası, henüz ilm‑i sarfdan Maksud okuyorlar. Ben rüşdiyede İzhar'ı bitirdiğim halde beni onlara şerik yaptı. O kış Maksud'u ikinci bir defa daha okudum. 10 Temmuz 1324'de [23 Temmuz 1908] hürriyet ilan olundu. Sultan Hamid tahtından indirildi. [9a] 31 Mart Vak‘ası'nda müderrislerin maaşı kesildi. Hocalarımız okutmaktan vaz geçtiler. Başıboş olarak o kışı geçirdik. Ertesi sene 325 kışı Müftü Bedeli İsmail Efendi namında hocanın dersine oturdum. Her sabah odama gelir o da beni üçüncü defa olarak Maksud'tan başlattı nihayetine kadar bir güzel okuttu. “Benim oğlum Bina okur, döner döner yine okur” olduk. 326’da babama ısrarla Bursa’ya tahsile gittim. Bursa’da babamın dayısı Arabın Ali demekle maruf idi. Onun evinde yirmi gün kaldım. Oda bulamadım. Bilahare Yıldırım Büyük Medrese'de bir buçuk ay kaldım. Cami‑i Kebir’de baş imamın oğlu Hacı Hafız Mehmed Efendi’nin dersine oturdum. İzhar’dan derse başladım. Meşhur 1326 senesi büyük kışı orada geçirdim. Ah büyük kış! Şimdi o kışı vasfedeyim.

[9b] 326’da Eylül'de [Eylül 1910] Bursa’ya tahsile gittim. Kış Kasım seksen oldu öyle müthiş bir kar yağdı ki tam doksan gün yani üç ay Hızırilyas’a kadar bütün yollar kapandı. Şose üzerinde bir buçuk iki metre kar var idi. Bursa’ya ne gelen ne giden. Azık ve idaremiz tükendi. Gittiğim zaman kömürün okkası 10 para 15 para idi. Sonra 3 kuruşa çıktı. Günde sekiz kıyye kömür sarf ederdik yine ateş görmüş gibi olamazdı. O sene Ruz‑ı Hızır geldi. Biz de memlekete geldik. O sene yaz mevsiminde büyük bir veba hastalığı oldu ki Yenişehir’in içinden günde 30‑40 cenaze çıkardı. Babam, anam, kız kardeşim üç yatak evimizde ben ayakta onlara hizmet ederdim. Beni de bazen sıtma tutardı. Harman sonu yani Eylül ayında tekrar Bursa’ya [10a] giderken yolda araba beni çok hırpalamış olmalı ki beş altı defa istifra ettim. Bursa’ya varınca bir hasta oldum ki müthiş bir dizanteriye tutuldum. On beş gün hasta yattım. Baktım olacak değil arkadaşım Bilecik’in Yenice köyünden İsmail var idi. Bana bir araba kira tutuvermesini rica ettim. O da bir araba kiralayıverdiğini ve arabada bir hoca olduğunu söyledi. Eşyalarımı İsmail ile beraber getirdim. Arabaya bindik, meğer [o hoca] bizim Yenişehir’e müftü olmağa geliyormuş. Sonra bizim hocamız oldu merhum Kamil Efendi. İki bayram arası Yenişehir’de vakit geçirdim. Bayram ertesi yine Bursa’ya gittim. Müftü Kamil Efendi de müftülüğe Yenişehir’e gelmiş. O kışı ben Bursa’da geçirdim. O da Yenişehir’de Kumluk Medresesi'nde [resmi adı Süleyman Paşa Medresesi] derse başlamış. 1327’de Ruz‑ı Hızır ikinci günde şehre geldim. Ertesi gün Süleyman Paşa Medresesi’nin açılma emri gelmiş. [10b] Hoca Efendi beni uğur sayarak kapının anahtarını bana teslim etti. Arkadaşların biraz canları sıkıldı ama kapıyı ben açtım.

Bir daha askere gidinceye kadar Müftü Kamil Efendi’den Molla Cami’yi, fıkıhtan Mülteka’yı, gece dersi Kaside‑i Bürde’yi bitirdikten sonra hadisten Mesabih, mantıktan İsaguci’yi okurken de askere gittik 1331 Nisan 14'de [27 Nisan 1915]. 1329 da birinci askeri imtihana altı arkadaş beraber gittik. İmtihanda birinci olarak muvaffak oldum. Bi‑Hamdillahi Teala. Sonra imtihan lağv oldu. 1331'de askere gittik. İstanbul Yıldız Orhaniye Kışlası'nda 6 ay onbaşı mektebinde askerlik yaptım. Oradan onbaşı olarak çıktık. Beşyüz arkadaştan 300'ü perakende ayrıldık. Biz 200 arkadaş onbaşılık alabildik. Oradan Samatya’da bir Ermeni mektebine geldik. Elli arkadaş İzmir’den beşinci depodan [11a] gelmiş. 16. Depo Alayı teşkil etmişler. Bizi onların üstüne verdiler. Onlarla beraber trene râkiben doğru Drama kasabasına. Drama’da bir sene kaldık. Şubat iptidasında yetiştirdiğim Arnavutlardan 1000 neferi Galiçya’ya götürdük, orada teslim ettik geldik 15 Mart 1332'de [28 Mart 1916]. O sene Ağustos'da İstanbul’a geldik. Makriköy Çırpıcı Çayır Çobançeşmesi’nde oturduk.

Drama'dan gönderilen Filistin Cephesi'ne dair kartpostal

Bir ay istirahatten sonra oradan Arabistan’a hareket ettik. Haydarpaşa’dan hareketimizden 15 dakika sonra Haydarpaşa’da bir bomba infilak edip istasyon binaları yanıyor. Biz de oradan kapalı vagonlarla Pozantı’ya kadar, oradan yaya olarak 9 günde Haleb’e vasıl olduk. Bir ay istirahatten sonra Fırat Nehri kenarında Cerablus nam köprü [11b] başına orada yirmi yedi gün kaldık. Oradan Birecik kasabasına hareket, oradan yirmi dört saat yürüyüşle Urfa’ya dahil olduk. Beş ay Urfa’da kaldık fakat biraz zahmet çektik. Oradan üç gün sonra Haleb’e geldik. Bir ay kaldık, o derece zahmet çektik ki açlıktan ölene kim bakar. Haleb’den Şam’a yakın Rayak istasyonu var. Rayak’da on beş gün hamallık yaptık Ondan sonra köylere çıktık. İki buçuk ay kadar Dürzi köylerinde oturduk. Badehu Şam’a hareket ettik. Şam’da Kadem istasyonu altında iki gece yattık.Ütü hamam yaptık. Oradan piyade yürüyüşle on günde Nablus tarikiyle Mesudiye istasyonuna ve oradan Kudüs cephesine hareket ettik Kânûn‑ı Evvel 1333’de [Aralık 1917]. Altı ay kadar cephede kaldık. Orak zamanı yüzbaşı ile aramız bozuk olduğundan beni köylere saman [12a] mubayaasına gönderdi. Ramazanın birinci günü idi. Meslun isminde bir köyde üç ay efrat başında çavuş olarak kaldım. Üç ay sonra Ağustos nihayetinde cephe bozuldu. Biz de olduğumuz köyden kaçtık. On iki gün geceli gündüzlü yürüyüşle Der’â’ya geldik. Der’â bir büyük istasyondur. Bir kol Medine hattına ayrılır, bir yol Tul Kerim’e ayrılır. Oradan da Almanlar ile beraber Şam’a dört günde geldik. Şam’a girmeden bir gün alt kenarında istirahat ederken öyle müthiş bir zelzele oldu ki[7] yatan develer bile ansızın kalktılar. Ertesi günü sabahleyin Şam’a dahil olduk. Kadem istasyonu yanında evvelce yattığımız yerde öğle geçince eğlendik. Şam müthiş bir kargaşalık içinde, dehşetli bir yangın. Vagonlar cephane dolu ateşlenmiş yanıyor. Biz bu aradan zor zahmet Şam’ın içinden bin müşkülatla Salihiyye mahallesi altında süvari kışlasında [12b] geceyi kışlanın avlusunda geçirdik.

(Ah o müthiş gece)
Ertesi sabah beni bir sıtma tuttu. Ben sıtmalı iken İngiliz askerleri kapıya geldi. Bizi teslim aldılar. Oradan kaldırıp Hamidiye Kışlası hastahanesinin önüne götürdüler ve oradan akşam üzeri yola düşürdüler. O gece saat dörde kadar gittik. Bir zeytun ağaçlığı arasına bizi koydular. Ertesi günü orada arkadaşım ve komşum Ellibeş Mustafa’yı daha ertesi günü bizim Gaib Erenler Mahallesi'nden Püskülsüz Hüseyin Ağa torunu Ahmed'i ve daha ertesi günü bizim mahalleden Hacı Hüsniyelerin Hacı Hasan oğlu Şevket’i bulduk. Birleştik bir araya geldik. Yirmi yedi gün o zeytinlikte oturduk.
Dedemin 1924 senesine ait fotoğrafı
Garip garip etrafa baktıkça memleketimizin dağları bayırları gözümüzün önünde dolaşır kalbimiz gece gündüz hasret ateşiyle yanıp tutuşurdu. [13a] İngilizler bizleri oradan Avustralya askerleri vasıtasıyla Tul Kerim yoluyla Taberiye Gölü kenarında Nasıra kasabasına kadar dokuz gün karadan yürümekle götürdüler. Mevcudumuzun kısm-ı küllisi Şam’da kaldığı halde biz üç bin kişi kadar idik. Nasıra’da bizi Avustralya süvarileri Hindistan Yahudi askerlerine teslim ettiler. Üç gün öyle bir yol gittik ki bir yudum su bile aldırmadılar. Dünyada gavurun gavuru o askerleri gördüm. Tul Kerim’de onlar da bizi Mısır koca dudaklı kara ifritlerine teslim ettiler. Kendimize verilen erzakımızı bize para ile sattılar. Merhamet denilen kendilerinde asla yok. Sözde Müslüman; Avustralya askerleri gavur oldukları halde dokuz günde bir neferimizin burnunu kanatmadıkları gibi çok medeniyetli yardım ettiler. Avustralyalıların küfrü Mısırlıların Müslümanlığından daha evla idi.
[13b] Ne ise Mısırlılar bizi kanalda Kantariye denilen bir istasyonda on iki gün tuttular. Badehu oradan Mısır’a yakın dört saat mesafede merkez‑i şenaat Bilbis kasabası kenarında usera [esirler] karargahına yerleştirdiler. Orada tam on sekiz ay kaldık. Burada on sekiz ay deyince dile kolay ve az gelir. Fakat bize yani düşman elinde esir, köle olan biz muharip erlere on sekiz ay mahkum olmak on sekiz sene kürek cezasından daha ağır geldi. Bakımsızlık elbisesiz, yalın ayak, bazısına ayakkabı verir bazısında yok, İngiliz verse bile tellerin başlarına birtakım mayası bozuk tel çavuşları geçmişler millete kan kusturdular. Genç biçare delikanlıların ırz ve namuslarını pay‑mal ettiler. Bizim telimiz (beşinci kamp).


İstanbul Çobançeşme'den gönderilen Belgrad Manzarası

[14a] Beşinci kampın tel çavuşu Nevzad Bey isminde İzmir’de bir kundura boyacısı imiş. Çingene mi Arap mı Yahudi mi ne ki insana benzemez bir insan ki sonraları ismini “Hafız Nevzad Bey” koydu. Bîmaye anası belli değil babası belli değil kim bilir hangi sokak köşesinde bulunmuş sütsüz. Gerçi bana bir şey yapamadı ama bütün din kardeşlerimizi incitti. Sanki bana yapmış gibi oldu. Daha sonraları da bütün milletin el birliğiyle telden dışarı attılar. İngilizlerin ceza teline atıldı. Orada iki ay kadar ceza gördü. Daha sonraları da birinci tele atılarak oradan İngiliz askerlerine rüşvet vererek sevkıyata karışıp Türkiye’ye firar ediyor. İstanbul’a gelince bir kayıkçıyı iğfal ederek gece vapurdan kaçıp gidiyor. Bir hafta sonra biz de on sekiz ayı doldurduk. İki ay hastahanede yattım. Hastahaneden beş yüz nefer zuefa [zayıf hastalar] namıyla ayrıldık. [14b] O gün birer kat elbise çamaşır verdiler. O gece saat alaturka altıda birer çay, sabaha karşı ester [katır] arabalarına râkiben Nil‑i Mübarek’den geçtikten sonra Bilbis istasyonuna getirdiler. Oradan trene râkiben o günü 1 Mart 1336 [1 Mart 1920]. İskenderiye limanında yatan bir İngiliz Hilal‑i Ahmer[8] gemisiyle Akdeniz’e açıldık. Üç gün dördüncü gece İstanbul Sirkeci ile Haydarpaşa iskelesi arasına demir attı. Sabahleyin bizim Türk zabitanından iki rütbesi belli değil bizi sayıp teslim aldılar. Oradan bir Şirket vapuruna aktarma ederek Haydarpaşa’ya getirdiler. Orada on iki gece yattık. Martın on sekiz yahut on dokuzuncu günlerinde Sirkeci’den Doğan vapuruna bindirdiler, doğru Mudanya. Orada bazı arkadaşların ısrarıyla Gemlik’e gece saat birde geldik. Bir Ermeninin hanında bir kaç arkadaş yattık. [15a] Para namında kesemizde on para olmadığı gibi, ekmek namında bir yudum ekmek bile yok. Aç susuz o gece handa yattık. Sabahleyin arkadaşlar ile yine yola çıktık. Karsak karakolunda biraz istirahat ettikten sonra biz üç arkadaş ayrıldık. Arkadaşlarım biri Aydoğdu’dan Mustafa isminde biri, babası muhacir. İslam Gürlesi’nden muhacir iken Misinoz çiftliğine gelmiş. O da babasını aramaya geliyor. Bir arkadaş Hüseyin isminde biri. Üçümüz bir arkadaş olduk. Toprakocak köyüne kadar geldik. Hüseyin ayrıldı. Biz Mustafa ile Yenişehir’e kadar gayet soğuk, gün yeli gayet şiddetli bir günde evimize geldik. O akşam ben hasretlerime anama babama kavuştum. Ertesi sabah arkadaşımı salavatladım. Üç ay geçmeden tekrar asker oldum. Esaretten geldiğim zaman çete teşkilatı henüz bizim Yenişehir’e yeni yeni gelmişti. Başta kim olduğu belli olmayan bir Mustafa Kemal var. [15b] Fakat çeteler zalim mi zalim. Senin benim malı yok. Ellerine geçen hep onların. Hepsi soyguncu millete kan kusturuyorlar. Fakat Ankara’da Mustafa Kemal’in ne haberi var. Milletimiz de o sıralarda cahil mi cahil, mutaassıp mı mutaassıp. Kimi İttihatçı Alman tarafı, kimi İtilafçı İngiliz tarafı. Millet birbirine düşman, öyle görünüyor ki bu milletten hiçbir hayır yok. Sonra Haziran başında bizi “Vatan Taburu” namıyla toplanan bir teşkilata dahil ettiler. Biz de o meyanda Akçapınar, Karabahadır, Beypınar, Köprühisar köylerinde bulunduk. Badehu yine Akçapınar’da iken Yenişehir’e 1 Eylül 1336 da [2 Eylül 1920] 24. Fırka geldi. Tavuk Pazarı hanında oturuyor iken bizi 5 Eylül 1336 da Alay 142/ 30 Bölük 9 a verdiler. 9.bölükün mülazımı Şükrü Bey.


Yenişehir'in Yunanlılar tarafından birinci işgalini tasvir eden
 Osmanlı Arşivi'ndeki mektup. Çevriyazısı Ek.1'dedir.
[16a] Birinci Muharebe
Yenişehir’den alaturka saat on bir akşamüstü hareket ettik. Kirazlıyayla köyüne saat üçte vardık. Geceyi köyde geçirdik. Beni Yenişehir’de iken bölük emini tayin ettiler. Sabahleyin Reşadiye köyüne geldik. Reşadiye köyünden Çiftegöller yanına geldik. Topçu muhafazası olduk. Öğle zamanı Yıldırım köyüne geldik. Orada iken cephede çeteler bozuldu. Cephe Kavaklı köyünde idi. Yıldırım köyünden acele geriye ricat ederek tekrar Kirazlıyayla köyüne geldik. Askerimiz köyün etrafında cephe tuttular. Bizde köyün içinde askere karavana pişirmeye meşgul olduk. Sabaha kadar rahmet yağdı. Sabahleyin karavanayı askere yedirdik. Biz de cepheye girdik. O gece Balarım'da düşman askerleri çok ziyadesiyle eza ve cefa ettikleri sırada bizim seyyar keşif kolları yayladan Balarım üstüne indikleri zaman, düşman askerleri Balarım harmanlarına ordugah kurmuşlar. Düşman üzerine bir kaç el [16b] ateş ederek hem köy halkını kurtarmışlar, hem de düşmana biraz zayiat verdirmişler. Sonra geri geldikleri zaman şafak atmıştı. Düşman bizim üzerimize yürümeye başladı. Bizim ağaç kamalı iki katır topundan ikisi de mahvoldu. Topumuz yok, piyade cephanesi en çok bir neferde ancak yüz yüz elli fişenk, silahlarımız Alman mavzeri idi. Yayla üstünden biraz çat-çat bir kaç ateş açıldı ise de oradan istikamet (Dervend) köyü geriye çekildik. Oradan Mecidiye köyü, Kızılhisar ve Aydoğdu üstünden Terziler köyüne ve oradan Hayriye köyü civarından Dereyörük köyüne geldik. Akşam ezanı sırası idi. Biraz istirahat ettikten sonra tekrar Belanalan köyüne geldik. Geceyi orada geçirdik. Zaten o gece Süleyman Paşa taburundan firar eden Çeltikçi köyünden arkadaşım Hacı Halil’i buldum. Sabahleyin firar edeceğimizi kararlaştırdık. Sabahleyin bir viranelik evde buluştuk. [17a] Bölük tabur hareket edinceye kadar o evin altında eğlendik. Bir de İznik İnikli köyünden Hüseyin isminde bir çocuk bize arkadaş oldu. Tabur oradan güneş doğmadan hareket etti biz de köyden acele kaçtık  (Dereyörük) köyüne geldik oradan geçerken köyün altında bağlar arasında bizi üç candarma yakaladı. Biri Dereyörük'lü Gavur Ali, biri Salcı köylü Hoca oğlu Halim biri Lefkeli ismini unuttum. Orada bizi soydular. Bizden evvel bir de Yenişehir'in Baba Sultan mahallesinden Abdullah isminde bir çocuğu yakalamışlar. Biz olduk dört kişi. Neyse ellerinden kurtulduk. Tekrar köyün altından geçerek karşı bayıra sardık, Pomak köyüne çıktık. Oradan Terziler köyünün şarkında bir ormanda biraz gizlendik. Alt kenarımızda biri tarlada çift sürüyor. Bizim Çeltikçi'den Hacı Halil'i gönderdik. Hacı Halil yanına gittiği zaman bize acele bağırmaya başladı. Gelin, bizim bildik dedi. Biz de geldik. Eğerce'den [17b] Hacıların Hasan Ağa eskiden bizim biraz akrabadan tanıştık, o gece bizi evine götürdü. Meğer Subaş köyden dört kişi daha varmış. Onlarla beraber sabaha yakın yola çıktık. Doğru Kızılköy istikametine yürüdük. Daha düşmanın yüzünü görmeden gün doğarken Kızılköy'ün şarkında koru yanında köylüleri ve bizim halamın oğlu merhum İsmail, Kadir, Emin ve daha birçok akrabaları bulduk. Gündüzü orada geçirdik. Akşam ezanı yine köye geldik yer bulmaya. Onlar da köye gelmişler. Oradan Aydoğdu köyüne, oradan Yenişehir'e geçmişler. Ben köyde kaldım, kalmaz olaydım. O gün düşman iki koldan köyü sardı. Biri Köprühisar köyünden , biri Kızılhisar tarafından. Biz de ahali ile beraber köy ortasına çıktık. Düşman palikaryalarıyla yasus yasus[9] diye temas ettik. Ben kaçacağım amma iş işten geçti. Bir iki saat sonra [18a] kollarımız bağlandı. Ahali evlerden sokaklardan toplandı. Irz namus paymal oldu. Eniştemin kardeşi Ahmed Ağanın büyük oğlu civan gibi delikanlı, bir senelik evli Hüseyin'i vurdular. Kahbecesine fecaat, şenaat. Alçak Yunan bizi kırk beş kişi büyük küçük esir aldılar. Aydoğdu. Çelebi, Karabahadır köylerinden geçerek Alaylı köyünde cami içerisine doldurdular. O gece camide yattık. Sabahleyin kollarımız tekrar bağlandı. Oradan hareket ettirdiler. Yenişehir'de kendi evimizin önünden geçerek Bursa caddesine çıkardılar.
Oradan 31 Teşrin‑i Evvel sene 1336  [1 Kasım 1920] Yenişehir'i geride bırakarak ikinci bir esarete maruz kaldım. Ah ne yapalım (takdirde yazılan tedbirde bozulmaz) diye müteselli olduk. O geceyi Fethiye köyünde geçirdik. Ertesi gün rahmet yağdı. Yine Fethiye'de kaldık. Açlık bir taraftan soğuk bir taraftan sabahı yaptık. Korku bir taraftan, halimiz neye müncer olacağı belli değil. [18b] El‑hâsıl o gün hareket ederek Marmaracık köyüne vasıl olduk. Marmaracık'da Çakıroğlu'nun evleri altında manda ahırlarında on üç gün kaldık. Sonra Midilli adasından bir kopil bize biraz sahip çıktı. Onun vasıtasıyla on beş kişilik bir vesika ile biz kurtulduk. Bir saat garbde (Seymen) köyüne kapağı attık. Artık ebediyyen esaretten kurtulmuşuz. Orada yirmi yedi gün çalıştık. Günde bir iki arkadaş Yenişehir'e firar ederek bir günde sıra bize geldi. Fakat şurasını unutmayalım ki Seymen'de birkaç gün çalıştıktan sonra orada hala hayatta olan Hacıoğlu Çolak Selim bana sahip çıktı. Beni evine götürdü. Kardaşlık olduk, anası ile ana‑oğul olduk. Birbirimizi çok sevdik İlla onlar da beni çok sevdiler, çok iyilik ettiler. Çok insaniyetlerini gördüm. Hiç unutmam geçen sene ben de Yenişehir'de bir gece Selim'i misafir ettim. [19a] Elan gördükçe konuşurum. Fakat bir defa daha evine gidip ahret anam ile dünya gözüyle görüşemedim. Buna çok teessüf ederim, çok müteessirim. Ne ise oradan bir sabah ben de firara kadem bastım. O gün Yenişehir'e akşam ezanı dâhil oldum. Evde yalnız bir hemşirem ile babam soba başında oturduklarını gördüm. Meğer ben esir iken babamı benim içün asker yapmışlar. On üç gün Bilecik'de askerlik yapmış. Ben bu tarafta iken sevgili anneciğim "Rahmetullahi aleyha" vefat etmiş, babam onun içün bana darılmış. Ne ise barıştık, tanıştık. Yirmi yedi gün evde mahbus kaldık. Babam tarlaya ben evde. Canım sıkıldı. Kendi kendime bölüğe iltihak etmeğe razı oldum ve arkadaşım Ellibeş Mustafa Efendi ile beraber bölüğümüz (Rustum)  köyüne gelmiş idi, bölüğümüze iltihak ettik. Akşam bölüğe iltihak ettik sabahleyin düşman Yenişehir'i işgal etti ve Rustum köyünün civarında Köprühisar [19b] garbında Geyik Düğümü ? mevkî‘inde istihkâmlara yerleştik. O gün harbe başladık. Akşam ezanı geri çekilerek Köprühisar cenubunda mezarlık üstündeki istihkâmlara geceden yerleştik. O gün müdhiş, düşmana öyle müdhiş bir darbe vurduk ki ilk darbeyi orada yedi. Fakat gece saat altı alaturka bizi geri aldılar.
Bilecik tarikıyla Osmaniye ve oradan Bilecik'ten geçerek Yeniköy'de geceledik. Alessabah oradan Söğüt'e hareket ettik. Söğüt'ten saat altı hareket ettik. Gündüz Bey civarında Kemran Tekke [şimdiki Metristepe] köyüne geldik. Geceyi orada geçirdik. Sabahleyin acele düşman bize baskın yaptı. İkinci bir muharebe başladı. O gün Tekke köyü civarından geriye ricat ettik. Oluklu köyü istikametine geldik. O köyün şimalinde eskiden bir şehid kabri var. O kabir muharebenin ortasında kaldı. Yeniden düşman hücumuna uğradık. İkinci bir keşif taarruzunu müteakip bölük kumandanı Mülazım Şükrü Bey orada şehit düştü. [20a] Diğer takım kumandanı zabit vekili Ali Rıza geriye firar etti. Diğer bir zabit namzedi Boşnak bir küçük zabit takımıyla firar etti. El hâsıl muharebe meydanı bir bozgun meydanı oldu. Şükrü Bey'in naaşı ve bir de Dellal derler Uşaklı bir çocukla ikisi de eski şehidin kabri yanı başına defnedildi.

Yenişehir Askerlik Şubesinin verdiği askerlik belgesi 1924
Bu muharebeyi burada kapayalım ikincisine başlayalım. Oluklu köyünde üç gün istirahatten sonra Kavalca Çerkes köyüne hareket ettik. İkinci İnönü Meydan Muharebesi'ne kadar üç ay Kavalca'da istirahat ettik. Oradan Bozüyük şarkında Aşağı Çepni köyüne geldik. Bu köyde bir ay istirahatten sonra tam 28 Şubat sene 336'da [28 Şubat 1920] bizlerin yani Yenişehir, İnegöl, Bilecik, İznik, Taraklı, Göynük erlerini Garb Cephe Kumandanı İsmet Paşa emriyle Konya'ya sevk emri çıktı. Bizi soydular birer kat adi elbise ile İnönü'ne oradan Eskişehir tarikıyle Konya'ya sevk ettiler. Kon
ya'da bir gece yattık. Ertesi günü [20b] bizi Sille kasabasına gönderdiler ki Karaman'da yeni teşkil edilmiş Milli Numune Alayı isminde bir alaya verdiler. Bu alayla beraber Sille'ye geldik. Mart ayını orada geçirdik. Oradan bir hareket ettik geldik defa Kütahya köylerine. İkinci İnönü Harbi henüz başlamış. Bir hafta ihtiyat vazifesi gördükten sonra yine İnönü Kandilli köyünün garbında bir cepheye verdiler. Orada o akşam düşman bizi dehşetli surette bozdu ve kendisi de firar etti. Muharebe nihayetinde alayımızı lağv ettiler. Fırka 4. Alay 3/58 bölük 9'a verdiler.
Tekrar Kütahya köylerine gittik. Oradan Altuntaş ovasında cenub istikametinde Murat Dağı eteğinde iki köy var, Büyük Arslanlar, Küçük Arslanlar.[10] Bu iki köyün ortasından güpe gündüz taarruz emri verildi. Düşmana ani baskınla düşmanı bozduk ve üç tepe aşırttık. Düşman önümüzden kaçıverdi. Meğer Dumlupınar istikametinde esas siperleri [21a] var imiş, oraya çekilmiş. Gece saat üç alaturka hücuma kalkacaktık, o bize ani bir ateş açtı. Biz yine bozguna uğradık. Ertesi günü dehşetli harb vuku buldu. Efradımız zayi oldu. Üçüncü günü bozulduk. Dördüncü günü Çal köyüne geldik, bir gece yattık. Oradan Eymir köyüne geldik. Köyün garbında bir hafta ve garb şimalinde üç ay istirahat ve tahkimatla uğraştık. Oradan hareketle Kütahya cenub ve cenub‑i garbî istikâmetinde Gelinkaya köyünde 15 gün kaldık. 500 kuruş bir maaş verdiler. Oradan Göynükören köyüne geldik. Bir ay Ramazan’ı Göynükören'de geçirdik. Bayram ertesi oradan hareketle Kütahya'nın cenub‑i garbisinde bir dağa çıktık. Üç ay öyle bir tahkimat yaptık ki bütün zabitan bile arkalarıyla toprak ve çim taşıdılar. Fakat hiç bir işe yaramadan düşman başka taraftan yarma hareketiyle Kütahya'nın şark tarafına taarruza kalktı. O sırada biz Kütahya'nın garbında Bölcek köyünün cenubunda Hamamlı'ya yakın vişne bahçeleri kenarında [21b] oturuyorduk. Bir akşamüstü hareket ettik. 10 Temmuz sene 337 hareketimiz 13 Temmuz sene 337 Nasuh Çal muharebesi, 21Temmuz sene 337 Tahtalı Baba Muharebelerini yaptık.
Bundan sonra Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Bizim alaylarımız bozuldu, efradımız kırıldı, yarısı firar etti. Bizi Ankara istikametinde İstanos nahiyesi şimalinde Bucuk köyüne götürdüler. 12 gün sonra kurban bayramı sabahı acele hareketle defa İstanos'a geldik. Oradan hareketle üç gün sonra Sakarya kenarına geldik yani Haymana'nın cenup tepelerinde üç gün bir tepede, dört‑beş gün bir tepede durduktan sonra istikamet Mangaltepe dediler de bizi gündüz kuşluk vakti düşmana bir taarruz ettirdiler. Ben ise o zaman Bucuk köyünde muvakkaten Bölük 59 bölük emini tayin edilmiş idim. Mangaltepe muharebesinde bölük emini idim ve sıtma tutuyordu. O gün bölüğümüzde 25 yaralı 25 gaib 3 şehid, bütün zabitan tabur ve alay kumandanları hepsi [22a] yaralandılar. Bölüğümüz bozguna uğradı. Geriye ricat ettik. İki saat geride cephe tuttuk. İki gün sonra defa bozguna uğradık. Haymana'nın şark cihetinde bir tepe üzerinde on dört gün kaldık. Ara sıra keşf taarruzlarıyla düşmanı oyalayorduk. On beş gün sonra bir taarruz neticesinde düşman bozularak Aziziye, Seyyid Gazi ve Sandıklı ovalarına çekildi, yerleşti. Biz de Aziziyye'nin garbında Şaphane Dağı tepesine çıktık, orasını işgal ettik. Bir buçuk sene oralarda kaldık. Altı ay Şaphane Tepesi, altı ay istirahat. Şaphane'den hareketle Çay'da Akbaba köyünde bir ay, oradan Akşehir civarında Eğrigöz köyünde 3 ay oradan hareketle Emirdağ civarında bazı köyleri üç‑beş‑on gün, Davulga köyünde bir ay, oradan Karayatak muhacir köyünde üç ay kaldık. Oradan hareketle Aziziye Dervend köyünde iki ay, Bayat'da bir ay kaldıktan sonra tekrar Şaphane Dağı Tepesine çıktık. Dört beş ay kaldık. [22b] Oradan geriye avdet ettik. Bir hafta manevra yaptık. Bir hafta sonra Büyük Taarruz 19 Ağustos sene 338 muharebesi başladı. Biz de Şaphane Dağı'ndan inerek ve orasını kat'iyyen terk ederek Bolvadin ve Çay yoluyla Sandıklı ovasından üç günde Afyonkarahisar cephesi gerisine ihtiyat olarak yerleştik. 19 Ağustos sene 338 Düşman son bir hezimete uğradı ki 11 günde istikamet İzmir. Büyük Gazi Mustafa Kemal Paşa'mızın "Ordular hedefiniz Akdeniz" kumandasıyla on bir günde Dumlupınar Uşak'dan İzmir'e dayandık. Fakat İzmir'e girmeğe nasip olmadı.

Dedemin 1923-1947 yılları arasındaki kadrosuz imamlığından sonra
Yenişehir Muratpaşa (Kumluk) Camii'ne imametinin tevcihi.
Bu kadar dünyayı gezdim İstanbul, Sofya, Belgrad, Budapeşte, Lemberg [Galiçya'da, şimdiki Ukrayna'nın Lviv şehri] gibi büyük ecnebi şehirlerini gördüm de bir yeni payitahtımız Ankara ve meşhur vilayetlerimizden İzmir'i bir de Şam'ı görmek nasip olmadı. Şam'ı gördüm yalnız içini gezemedim ortasından geçtim. [23a] Askerden teskere aldığım tarih 14 Nisan sene 339 [15 Nisan 1923] askerden teskere aldım. Burhaniye kasabasından hareketle Havran köyünden Edremit yoluyla Balıkesir'e geldik. Orada trene bindik Susığırlık nahiyesi istasyonunda inerek Manyas köyüne geldik. Ertesi sabah oradan hareketle Kirmasti köylerinden geçerek Bursa köylerine geldik. Dokuz gün sonra Bursa Çekirgeler altına geldik. Derken iki arkadaş Yeni Kaplıca hamamında bir hamam yaparak bütün üç sene müddetle devam eden muharebe yorgunluğunu Yeni Kaplıca hamamında bıraktık. Ramazan'ın tam birinci günü Bursa'ya ayak bastık. İkinci gecesi Yenişehir'de babamın evine sabahleyin güneş doğarken girdim. Zaten kıymetli validemi Yunanın ilk işgalinde ebediyyen gaib etmiştim. Geldiğim zaman validemin yerinde Pomak köyünden Hatice isimli bir kadını babam nikâhla almış. Onu görünce benim kalbim kan ağladı. Fakat çe faide. Allah'ın emri öyle ben yine ona muti oldum. [23b] Fakat o cehalet sebebiyle aynı zamanda bir de mutaassıp haliyle daha misafirliğimin ikinci gecesinde beni öyle müteessir etti ki annemin şefkatini, annemin merhametini ne derece olduğunu bu gece anladım. Otuz yaşımda askerden geldim. Otuz yaşımda öksüzlük çektim. Cenab‑ı Kadir‑i Mutlak kimsenin evladını öksüz yapmasın, üvey ana eline bırakmasın.

Ne ise Ramazan'ı ala külli hal geçirdik. Bazı bazı babamla bağa bahçeye beraber gittik, çalıştık. Harman geldi Kabaçınar köyüne anbar emini gittim. Gökgöz Mehmet Efendi, Uncu Cemal Ağa, Cingil Ali Ağa, Tatar Hüseyin Efendi ve bir daha ortakları var adını bilmiyorum, beş ortak sekiz köy aşarını bunlar almışlardı. Yirmi liraya ben Kabaçınar'a gittim. Gittiğim günden itibaren üç gece yataksız yorgansız çıplak yer odasında açık yattım. Üçüncü günü bir sıtma tutmağa başladı. [24a] Tam dokuz ay sıtma çektim. Kabaçınar'dan yirmi beş günde işimi tamam ettim; ettim ama benim de hayatım tamam bir hasara uğradı. Oradan geldim, babamın evvelce ektirmiş olduğu soğan tohumu arpacık olmuş, söktürmeğe parası yok. On dört lirasını oraya sarf ettim. Üç liraya bir ayakkabı üç liraya bir ceket aldım. Para da bitti yine kaldım eli boş. Sıtma da henüz devam ediyor. Yirmi beş gün bir hasta yattım, ne babam ne de üvey anam yanıma gelip hal‑i hatırımı bile sormazlar. Üç günde bir, bir parça su getiriyor. "Daha iyi olmadın mı?" diye sorup aşağıya iniyor. Babama geceleri "midi midi" neler şikâyet ediyor bilmem. Babamı benden soğutuyor. En sonra Eylül ayında 21 de sene 1339 Kozdere'nin imamı olmadığı Mehmet Kâhya’nın Hafız Mustafa'dan öğrenildi. İki değnek ile küçük abdeste giderken bu sefer bu kahra dayanamayarak Kozdere köyüne ilk imametliği gittim. 21 Eylül sene 1339. [21 Eylül 1923] [24b] İki sene bekâr olarak Kozdere köyünde imametlik ettim. İkinci sene Yenişehir Kumluk mahallesinden bizim mahalleden Murad Hoca torunu Ahmet kızı Esma ile nişanlandım. 7 Teşrin‑i Evvel sene 1341 Teehhül ettim.[7 Kasım 1925] 17 Teşrin‑i Sani 1927 de tatlik ettim. Menteşe köyüne imametliği nakl ettim. Yukarıda yazıldığı vechile sıra ile (yirmi bir senedir) imametlik vazifesinde istihdam edilmek üzere hayatımı din babında vakf ettim. Bu gün ise Yıldırım köyünde imametlik vazifesini deruhde etmekteyim. Cenab‑ı Hak'dan nihayete kadar bu vazifelerimi eda etmeyi üzerime borç bilirim ve niyaz ederim.

Allah Rahmet Eylesin. Mekânın Cennet Olsun. Sana Minnettarız Ey Gazi.



Bu güne kadar geçirdiğim felaketlerin ancak binde birini bu hatırama kayd ile iktifa ediyorum. Yekûnunu yazmak mümkün değildir. Eğer mecmû‘unu yazmak istersem böyle on defter doldurmak lazım gelir.

İstiklal Madalyası Vesikası


EK-1

Yenişehir'in Yunanlılar tarafından 1. işgalini tasvir eden belge.
[BOA.DH.EUM.AYŞ. 61/85]
Bursa’da Hafız Mehmed Emin Efendi biraderimize
Azizim,
Yenişehir’in uğradığı Yunan mezâlimi hakkında size ber-vech-i âtî ma‘lûmâtı veriyorum. Siz de îcâb edenlere ma‘lûmât veriniz. Yunan, şehri ale's-sabah çevirme hareketiyle işgâl eyledi. İşgâli müte‘âkib münâdî vâsıtasıyla herkesin iş gücüyle meşgûl olmasını i‘lân ederek ahâlîyi hemen iğfâle başladı. Ferdâsı günü tek tük evlere efrâdı tarafından ta‘arruza başlanıldı. İkinci günü Kuvâ-yı Milliye mensûbînini ve eşrâf-ı beldeyi yavaş yavaş toplamağa başladı. Üçüncü Cuma günü artık mezâlimi açıktan irtikâba başlayarak sokakta çarşılarda tesâdüf eyledikleri gençleri asker diye yakalayıp belediyenin bodrumuna haps, diğer efrâd-ı ahâliyi de üzerlerini taharrî edip saat ve nukûd mevcûdlarını ahz u gasp etmeğe başlanıldı. Cumartesi gecesi mahallâtta cebren kapıları kırmak sûretiyle hanelere bi'd-duhûl zî-kıymet eşyâ ve para taharrî edip ahâlîyi yüksek sesler, bağırtılar içinde soymağa başladılar. Ve gündüz kurâ ve kasabada tekmîl koşum hayvanâtını arabalarıyla topladı. Hanelerdeki gerek mültezim mallarını ve gerekse eşhâsa ait zehâ’ir-i mevcûdeyi ve geceleri sirkat eyledikleri eşyâ-yı beytiyyeyi Gemlik'e veyahud Bursa'ya mütemâdiyen kaldırmağa başladı. Ve çarşıdan evlerden topladığı beş yüzden mütecâviz gençleri süngülü muhâfızlarla Gemlik'e kaldırdı. Hele çekileceği Pazartesi gecesi emsâli na-mesbûk yürekler dayanamayacak derecede, kumandan tarafından resmen verilen emir üzerine, ne kadar Yunan efrâdı varsa kâmilen umûm hanelere ellerinde baltalarla kapılara ta‘arruz ederek bütün halkı havf u heyecân içinde bağırta bağırta soymuşlar ve angarya arabalarını sâhib-i servet eşhâsın hâneleri kapılarına yanaştırarak sandalyesine varıncaya kadar ahz edip arabalara doldurarak kaldırmışlar ve Cenâb-ı Hakk tekerrüründen muhâfaza buyursun bir takım muhaddarâtinde cebren iffet ve nâmuslarını tecâvüz ederek pay-mâl etmişlerdir. Pazartesi sabahı saat 2,5 raddelerinde evvela hükûmet konağı ba‘de dâ’ire-i belediye ve Bank-ı Osmânî, telgrafhâne, Edhem Paşa Oteli civârı, Hacı Gökgöz'ün tekmîl akârâtı ve hanlar ve Hacı Tahir'in Mehmed Efendi'nin Cami-i Kebîr karşısındaki muhteşem binası -ki burası Müdâfa‘a-i Hukûk'un karargâhı idi- buralar ve mahallâtta mebânî-i meşhûreyi gaz yağı ile ihrâk etmiş ve mahallâtta kırkı mütecâviz hane henüz ateş kesb-i kuvvat etmeksizin itfâ edildiği halde bugün Yenişehir'in devâ’ir-i resmiye ve meşhûre hariç olduğu halde otuz hane, yedi han, 273 dükkân ve Çifte Hamam'ın yalnız dâhili ihrâk edildiği vakt-i zuhurda düşmanın çekildiği haber alınması üzerine yangından çayırlara çıkan ahâlî derhâl haberdâr edilerek hemen ahâlînin yangını söndürmeğe vuku‘ bulan fevkalade sa‘y u gayretleri işte bu kadar hasârâta meydan bırakmış ve ma‘âzallah ahâlînin bu gayretleri olmasaydı şehrin bunun daha birkaç misli muhterik bulunacağı muhakkak idi. Şimdi kasaba ahâlîsi uryân bir halde olup yürekler dayanmayacak bir haldedir.
Kurâya gelince: Düşman bidâyeten işgâline muvaffak olduğu Köprühisar karyesini hemen ilk günü ihrâk etmiş ve tek hâne kalmamıştır. Eşya ve hayvanâttan ve zehâ’irden karye ahâlîsine bir şey vermemiştir. Ma‘lûm yâ burası dâ’imî karargâh idi. Bu sûretle ahz u intikâm eylemişdir. İkinci günü Ebe karyesini ihrâk eylemiş bunun da koyun zehâ’ir ve yoz hayvanâtını sürüp götürmüştür. Bunu müte‘âkip civâr köylere süvârisi dağılıp Rustum, İncirli, Babadye, Akdere, Günece, Hayriye, Kızıl, Kızılhisar, Mecidiye bu karyelerin koyun ve yoz hayvanâtını kısmen ve bazısının da kâmilen toplayıp götürmüş ve mültezim ve eşhâsa ait zehâ’iri de köylülerden çıkardığı angarya arabalarıyla nakl etmiştir. Düşman avdetinde güzergâhına tesâdüf eylediği Akdere, karşı yakadan Kızılhisar, Mecidiye, Reşâdiye, Kirazlıyayla, Kadıkalkdı, Süleymaniye, Kavaklı, ovada; Karaköy, Barcın, Karabahadır karyelerinden Barcın, Karabahadır, Karacaali, Çelebi köylerinde sığır koyun hayvanâtını kâmilen alıp götürdüğü ve diğerlerini kâmilen yakıp kezâlik hayvanat ve eşyalarını da karyelerde tedarük eylediği angarya ile götürmüştür. Barcın ve Karabahadır'ın muhadderatının nâmuslarını pek çok tecâvüz etmiş, diğerleri köyler hakkında henüz ma‘lûmât alamadım. Velhasıl min-haysü'l-mecmû‘ 18 köy yanmıştır. Ova köylerinin de bazılarının hayvanâtını ve koyunlarını sürüyüp götürmüştür. Bini mütecâviz giden şehir ve kasabadan çıkarılan angarya arabalarından henüz beş on araba gelmiştir. Bazı arabacılar arabalarını bırakıp kaçıp gelmişlerdir. Artık kasabamız otuz seneye kadar kendini toplayamaz. Baki çok selam.
Kendi zâyi‘âtımdan bahs etmeği unuttum. 150 çuval buğday Yenişehir'den 150 çuval buğday Menteşe'den 95 çuval arpa ve yulaf 40 çuval un Menteşe karyesinden almıştır. Yenişehir'den hanemdeki zî-kıymet eşyâ, mağazamdan 15 sandık gaz, 3 çuval sabun, 1 çuval şeker, 130 kutu sigara kağıdı, kırk kadar boş çuval, bir tek araba ma‘a koşum. İşte bize isâbet eden zâyi‘ât da bundan ibârettir.
Yenişehir'de Debbağ Ali Tevfik     6 Teşrin-i Sani sene 336

EK-2
Süleymanpaşa Medresesi öğrenci belgesi
Bismihu

EŞKALİ
İSMİ
Pîrî Efendi
PEDERİ İSMİ
Ali
MEMLEKETİ
Yenişehir'in Kayseriye Mahallesi
TARİH-İ TEVELLÜDÜ
1309
HANE
88/2

Bâdî-i İlmuhaber Oldur ki
Bâlâda isim ve künyesi muharrer Pîrî Efendi b. Ali, Bursa Yenişehir'de vâkî‘ Şehzâde Gâzî Süleyman Paşa Medresesi'nin iki numaralı hücresinde mukayyed talebe-i ulûmdan olup, geceli ve gündüzlü medrese-nişîn, tahsîl-i ulûm ve fünûn ile meşgûl bulunduğunu tasdîk eylerim.
Fî 14 Şubat sene 329
Şehzâde Süleyman Paşa Medresesi Müderrisi
[Mühür – Mehmed Kamil]



[1]Türk Kurtuluş Mücadeleleri tarihine bir isim verilmesine dair Erkân-ı Harbiye Riyaseti'nin Başvekâlet’e yazdığı tezkereye cevaben, 12 Kanun-ı Sani 1926 tarihli Başvekâlet tezkeresi gereği "Anadolu Kurtuluş Mücadeleleri"ne "İstiklal Harbi" adının verilmesi uygun görülmüştür. BCA. 03010. 54359.1  İstiklal Harbi İle İlgili Telgraflar, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı yayını, Ankara 1994, s.609. - Bu nedenle günümüzde yaygın olarak kullanılan "Kurtuluş Savaşı" tabiri yerine "İstiklal Harbi" kavramını kullanmayı gerekli görüyoruz.
[2] Metnin varak numaraları.
[3] Şimdiki zamanı ifade eden ibareler için hatıratın yazıldığı tarih olan 1944 senesi düşünülmelidir.
[4] Pederi dedesinden önce vefat etmekle dede mirasından mahrum kalan torun.
[5] Aile ismi çevriyazıya alınmamıştır.
[6] Keza
[7] 29 Eylül 1918 saat 12.07'de Doğu Akdeniz'de Trablus açıklarında 6.3 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir. Bu depremin Şam'a çok zarar verdiği ve teslim olmalarında büyük etkisi olduğuna dair Piri Hoca'nın anlattıklarına kaynaklarda hiç rastlanamamıştır.
[8] Salib-i Ahmer gemisi olmalıdır.
[9] Yunanca'da "merhaba" manasına kullanılır.
[10] Büyük ve Küçükaslıhanlar olan bu köylerin isimlerinin Arslanlar olarak kaydedilmesinin sebebi anlaşılamamıştır.
Bursa Araştırmaları, sayı 33, YAZ  2011, s. 3-10.'da yayınlanmıştır.