Kayıtlar

Kasım, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

TOGAN

Resim
Müellif Ahmed Zeki Velîdî (yeni soy adı ile Togan) 1890 senesi 10 Kânûn-ı Evvel’de Başkurtistan’da Yurmatı kantonluğunda Közen karyesinde doğmuş ve 1916 senesine kadar hayatını muallimlikte geçirmiştir. Mezkur sene Ufa’da Osmaniye Mektebi’nde muallim iken Ufa vilayeti İslamlarını temsil etmek üzere Duma’nın «Müslüman Fraksiyonu Buyurası» azası olarak Petersburg’a gönderilmiş ve o günden itibaren Başkurtistan ve Türkistan siyasi meseleleriyle meşgul olmuştur. 1923 senesinde Rusya’dan ayrılmış. 1927 senesi bidayetinden beri İstanbul Darülfünunu’nda, 1935-1939 senelerinde Almanya’da Bonn ve Göttingen Üniversitelerinde hocalık etmiştir. 1939 sene Eylül’ünden itibaren tekrar İstanbul Üniversitesi’nde profesördür.
"Bugünkü Türkistan" kitabından iktibas.



DERSİM

Son sözü önce söylüyorum; Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet Türkiyesi için Dersim’in Aydın’dan, Bursa’dan Kozan’dan farkı yoktur. Bursa’da Aydın’da Kozan’da isyan ve şekavet alıp başını gitseydi, uzun yıllar boyunca etraf vilayetlerde binlerce mağdurun dilekçeleri Ankara’ya yağsaydı Osmanlı da Cumhuriyet de Dersim’e ettikleri sabır kadar sabretmezler, oralardaki asayişi ihlal eden unsurların köküne kibrit suyu ekerlerdi. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet kesinlikle Dersim’i bir asayiş sorunu olarak ele almıştır. Siz oradaki Kızılbaşlara Sünnilik propagandası ve eğitimi verme niyetlerine bakmayın. Sünnilik itaatkar vatandaş yetiştirdiği için tercih ediliyordu, başka bir sebebi yoktur, uslu Alevi olduktan sonra devletin hiç de umurunda değildir. Dersim Dersim diye yatıp kalkanlara, hoplayıp zıplayanlara bir şey demek mümkün değil. Tamam onlar balık hafızalı… Peki ama hepimiz balık hafızalı olmadığımız için mi bizlere kızıp kızıp köpürüyorsunuz. İlla ki sizin uydurmalarınızı sorgusuz sualsiz ka…

HEKİMBAŞININ DEVLET KETHÜDASIYLA "BOKTAN" İMTİHANI

Resim
Bir defterde rastladığım şu hikaye Türkçe'nin iki yüz sene önce kullanılan halinin bugün de ne kadar rahat anlaşılabildiğinin göstergesi. Şimdilerde okullarda, kültürel altyapısı tamamen kaybolmuş çocuklara en ağır divan edebiyatı metinlerini okutup bir nefret zinciri oluşturuyorlar. Osmanlı vaktinde bile küçük, azınlık bir zümrenin dışında toplumun genelinin anlamadığı edebi sayıklamaları gençlere gösterip "İşte Osmanlıca bu" diyenlerin belli bir maksadı olmalıydı. Onların vardı diyelim, ya şimdikilere ne oluyor da hâlâ Osmanlıca diye bir dil varmış gibi gözümüze gözümüze sokuyorlar.

Bu kısa izahı yapıyorum ki bu latife metninde geçen atalarımızın da büyük bir rahatlıkla kullandıkları Türkçe kelimeleri ayıp falan diye yadırgamayın. Bunlar bizim dilimizin, atalarımızın konuştukları lisanın güzelliklerinden, dışlamayın. [Belge sadeleştirilmeden, üslup özelliklerine dokunulmadan yeni yazıya aktarılmıştır]


METİN
Letayif Sultan Mustafa-yı Sâlis zamanında vuku' bulan seferde…

DÖRDÜNCÜ MURAD'IN TOPKAPI SARAYI'NDAKİ "ÇANKAYA SOFRASI"

Evliya Çelebi'ye itimadım çoktur. Bazı hikayeleri akıl almaz gelse de vardır bir hikmeti der geçerim. Kendinin Sultan Dördüncü Murad'a takdim edilmesini anlattığı bir bahis var ki vuku bulduğundan zerre kadar şüphe etmem. Hasoda denilen yerde padişaha takdim edilmiş ve orada geçen saatleri sayfalarca anlatmıştır. Mekânın yan tarafında "Kutsal Emanetler" saklanmaktadır. İç tarafta tahtında oturan Dördüncü Murad'ın yanında onu sefahat alemlerine alıştırdığı söylenen Emirguneoğlu bulunmaktadır. Evliya bu meclise musahip olarak katılmıştır yani padişahın dost meclisinin neşe kaynağı "Cem Yılmaz" vaziyetindedir. Çeşitli fasıllar geçilir, Evliya bunlara Hüseyin Baykara faslı demektedir. Müzik ve şamata tam gaz sürerken padişah yeri geldikçe Evliya'ya bir yandan ezan, diğer yandan da Kuran okutur. Günümüzün kafasıyla asla bir yere oturtamayacağımız eylem bu aralarda olur. Arada sırada "çakır getirin" diye emreder. "Çakır" bunların dilin…

ANADOLU'NUN EN ESKİ MEDRESESİ

Türklerin Anadolu'da geçen zamanını tarihçilerimiz tespit etmiş ama geniş kitlelere aktaramamışlar. Bazı dönüm noktaları basmakalıp ifade edilir. 1071'de Anadolu'ya ayak bastık ama birden bire 1299'da Osmanlı devrine geçtik gibi algı oluşturulmuş. Osmanlının da İstanbul'un fethine kadar olan tarihinde büyük boşluklar bulunmaktadır. Böylece neredeyse 1071-1471 arasındaki 400 yılın hesabı Türk Milleti'ne doğru dürüst verilememektedir.

Oysa Türk Devleti 1071'den itibaren kesintisiz olarak bu topraklarda hakimiyetini tescil ettirmiştir. Arada değişen sadece hanedanlar olmuştur. Kutalmışoğlu Süleyman Şah 1075 tarihinde Bizanslılardan aldığı İznik'i Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkenti yaparken, Danişmentliler de 1080'de Sivas'ı alarak kendi devletlerini kurdular. İşte bu Danişmentli hükümdarlarından Nizameddin Yağıbasan 1164 tarihinden önce Anadolu'nun ilk medresesini Niksar kazasında yaptırdı. Çoğumuzun bırakın adını bilmeyi manasını bile ka…

BİRİNCİ UMUMİ MÜFETTİŞLİĞİN DERSİM RAPORUNDAN “AŞİRETLERİN GENEL DURUMU”

Resim
SİNAN ÇULUK
Dersim Harekatları öncesinde idari, sosyal, siyasi ve iktisadi tedbirlerle bu havalinin asayişsizlik ortamına son verilmesi amaçlanmıştı. Devlet aslında bu bölgedeki ağalık ve şeyhlik düzenini ortadan kaldırmayı düşünüyordu. Bu maksatla 1926 senesinde hazırlanan raporların birinden derlediğim Dersim havzasındaki aşiretlere dair genel bilgileri sunuyorum.

ŞADİLİ AŞİRETİ: Reisleri Kemisor karyeli Mehmet Efendi. İsyan ve muhalefetleri yoktur. Kureyşan aşiretiyle kavga halindedirler. Diğer aşiretlerle hoş geçinirler. 100 erkek, 150 kadın, 100 sığır, 400 koyun, 100 keçi, 20 merkep, 60 silah, 2000 cephaneleri vardır.

HORMEK AŞİRETİ: Reisleri Civrekli Süleyman Ağa’dır. Göçebe olmayıp meskûndurlar. Nazimiye’nin Artilli aşiretiyle kavgalılardır. Diğer aşiretlerle dost geçinirler. Mevkileri yayladır, bazı seneler Kiğı’nın Sepet Dağı’na çıkarlar. Öteden beri hükümete itaat ederler, isyanlara iştirakleri yoktur. 200 erkek, 300 kadın, 7 at, 3000 sığır, 400 koyun, 500 keçi, 10 katır, 20 m…

VANLI MEHMED EFENDİ

Resim
Sultan Dördüncü Mehmed devrinin en önemli din adamlarından olup sürgüne yollandığı Bursa-Kestel’de 1685 yılında vefat eden Vânî Mehmed Efendi’nin kendi inşa ettirdiği camideki kabridir. Sekiz-on sene önce bu fotoğrafı çektiğim vakit türbesinde ve haziredeki kitabeler kara boyalı bir el tarafından çalakalem boyanmıştı. İnşallah bu zaman zarfında elden geçirilip yapılan tahribatın izleri silinmiştir. Vani Mehmed Efendi “Türk Tarihi”nde tartışmalı bir kişiliktir. Meziyetleri ile zaaflarının muhasebesini yapmak benim açımdan mümkün değildir. Şu kadarını söylemeliyim ki bu ülkede ulema sınıfında Türk lafını telaffuz ederek Oğuz Kağan’dan bahseden nadir kişilerdendir. Sırf bu özelliği bile başka bir gözle incelenmesini gerektiriyor. Mezar kitabesinin okunuşu şöyledir.





OSMANLININ SON DEVİR ÖZEL SEKTÖR FABRİKALARINDAN BAZILARI

Resim
Osmanlı Devleti'nin son döneminde sanayileşme faaliyetleri daha çok devlet eliyle yürütülmektedir. Askeri ihtiyaçlar öncelikli olmak üzere yerli üretime ağırlık verilmeye çalışılmaktadır. Özel sektörün yeterli sermaye birikimi olmadığından fabrikasyon üretim ve fabrikalaşma çok zayıftır. Servet-i Fünun dergisi özel sektöre sermaye birikimi ve fabrikalaşmayı teşvik yolunda bazı fabrika resimlerini seri halinde yayınlamış. Küçümsememek lazım, o devirde sınai üretimimiz çok sınırlıydı ve milletin gözünü açmak lazımdı. Zaten gurur duyulan tesislerin Göksu Tuğla Fabrikası, Paşabahçe İspermeçet Fabrikası, Ahırkapı Fanila Fabrikası ve Bomonti Bira Fabrikası olduğuna bakarsanız üretim çeşitliliği yerlerde geziyor, buna da şükür diyorlar. Bu resimleri künyeleriyle veriyorum ki bu konudan güzel bir makale çıkarıp kullanmak isteyenlere faydamız olsun.





OSMANLI DEVRİ İLK MAHALLE MUHTARLARI MÜHÜR ÖRNEKLERİNDEN

Resim
Mahalle muhtarlarına ait ilk mühür örneklerinden bir kaç tane...




AMERİKA’YI KİM KEŞFETTİ

Resim
Amerika’yı kim keşfettiyse keşfetmiştir. İlk kâşifi günümüzde tespit edebilecek hiçbir veri yoktur. Belki önümüzdeki yıllar, yüzyıllarda böyle bir tespiti gerçekleştirecek veriler ortaya çıkabilir. Şimdilik gerek Kolomb’un, gerek Müslümanların gerekse Vikinglerin keşifleri birer iddiadır ve sadece kendi toplumları için geçerlidir. Bu iddialardan uluslararası geçerliliği olan bilimsel bir sonuç çıkarmaya çalışarak sadece Kolomb’un iddiasını kabul edip diğer iddiaları kulak arkası edenlerin bilimsel düşünce anlayışı sakattır, emperyalizmin darbesiyle maluldür. Hiç kimsenin dikkate almadığı Amerika’nın eski sakinleri Kızılderililer, Perulular, İnkalar, Aztekler, Mayalar sanki bu dünyada yaşamamışlardır. Kuzey ve Güney Amerika’daki iskânları yüzlerce yıl öncesine dayanan ve buralarda muhteşem medeniyetler meydana getiren bu insanların ataları Amerika kıtasının gerçek kâşifleridir. Tayyip Erdoğan’ın dile getirdiği bu husus çok eski tarihlerden beri tartışılmaktadır. Cumhurbaşkanı bu noktay…

GENÇLİĞE HİTABE

Resim
Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı 12 Eylül diktasının ilk senesine ve bizim de lise son sınıfta olduğumuz zamana denk gelmişti. 12 Eylül rejimi tüm okulların müfredatına Gençliğe Hitabe’yi ve İstiklal Marşı’nın on kıtasının tamamını ezberleme mecburiyetini getirmişti. İnkılap Tarihi ile Milli Güvenlik derslerinde bu ezberler papağan gibi tekrarlatılır ve muhtevasından nadiren bahsedilirdi. Baştan savma bir “dikta ritüeli” haline dönüşen bu derslerden hepimiz illallah demiştik. O muhteşem metinlerin ruhundan hocaların çoğu bî-haberdi. Haberdar olanlar da dayatma karşısında hassasiyetlerini kaybetmişler ve öğrencilere bu metinlerin ruhunu aksettiremiyorlardı. İşte şimdilerde ülkemizin kaderi, çoğunlukla o yıllarda yetişen neslin elinde ve ne hale geldiğimizi izaha lüzum yok. Zorla güzellik olmuyor, papağan gibi ezberlediğimiz metinleri bugünlerde daha bir serinkanlı okumakta fayda var. Size Bursa’da Ocak 1928’de yayınlanan “Asri Çiftçi” mecmuasında rastladığım “Gençliğe Hitabe” metnini…

ISTILAH

Sinan ÇULUK
Artık kesin kararımı vermiş bulunuyorum. Toplum olarak hâlihâzır cehaletimizde ısrar ettiğimiz sürece bu topraklarda hayatiyetimizi sürdürmenin maddi manevi şartları ortadan kalkmıştır. Acilen akli, fikri, zihni, tatbiki, içtimai ve iktisadi bir hamleye ihtiyaç vardır. Aksi takdirde 2071 vizyonundan vazgeçtim 2023’ü bile göreceğimiz şüphelidir. İki gündür 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde inşa edilmiş bir kamu binasının keşif defteriyle cedelleşiyorum. Keşif defteri deyince günümüzdeki bina inşaat ihale şartnamesinden biraz dar kapsamlısını göz önüne getiriniz. Mimari proje olmamakla birlikte inşaatta kullanılan malzeme çeşitleri ve fiyatları ile tahmini maliyetinin çıkarılmasını hedefleyen bu defterlerden binlercesi bugün arşivimizdedir. Defteri elimizde olan ve günümüzde de hayatiyetini sürdüren bir bina, orijinal projesi bulunmasa da bu keşif defterleri sayesinde aslına yakın restore edilebilir. Böyle bir defteri çalışıyorum ama defter bana bakıyor, ben deftere bakıyorum, bir…

ŞERİAT-TARİKAT

Osmanlı Arşivi'nin en büyük üstatlarından Ahmed Hamdi Tanyeli ile Abdülbaki Gölpınarlı'nın bir muhaveresi: Bir gün, Ahmet Hamdi Tanyeli ile bir tekkeye soru sormaya gittik. Harem kapısını çaldığımda içerden kulak tırmalayan bir kadın sesinin adeta azarlarcasına “Kim o?” dediğini işittik. Ahmet Hamdi Tanyeli bu herhalde kiracı olsa gerek dedi. Ve şeyhi sorduk.
Kadın yeniden feryat etti: “Onlar binanın öteki tarafında.”
Ahmet Hamdi, “Sana söylemedim mi,” dedi. Binanın yakın aile fertleri dışındaki insanları karşılamak üzere ayrılmıs olan Selâmlık kısmına gittik. Ana girişten içeri bahçeye doğru yürüyüp, kapıyı çaldık. İçerden tatlı bir kadın sesi kim olduğumuzu sordu, şeyhi aradığımızı söyledik. “Kendisi Hakka gitti,”diye yanıtladı. Şeyhin oğlunu sorduk. Aynı tatlı ses, “O da gitti,” diye yanıt verdi. Bir şeye ihtiyacımız olup olmadığını sorup, “Lütfen bahçedeki banka oturun, fakir hemen yanınıza gelecek,” dedi. Oturduk. Birkaç dakika sonra evden orta yaşlı bir kadın çıktı ve biz…

İSRAİL DEVLETİ’NİN MESCİD-İ AKSA İŞGALİ’Nİ PROTESTO EDİYORUM

İsrail Devleti, emperyalizmin Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika’daki tetikçisidir. Kuruluşundan itibaren Yahudiler ve Müslümanlar arasındaki kan gölünü besleyen en önemli kaynak olmuştur. Kimse kusura bakmasın, her iki dinin müntesipleri arasında “Dini, Allah’a yakınlaşmak, kuldan sakınmak olarak idrak edemeyen, siyasi güç ve dünyevi kibirlerini arttırmak uğruna dini kullanan kesimler” bu çatışmayı körüklemekle emperyalizmin emellerine çanak tutmaktadırlar. Araplar açısından topraklarını savunmak kutsaldır fakat bu toprakları Osmanlının bütün uyarılarına rağmen bol paranın cazibesine tama’en Yahudilere satanlar da onlardır. Bu sayede Filistin’deki Yahudi nüfusu dengeleri bozacak kadar çoğalmıştır. Yahudiler ise Tanrı’nın vaad ettiği topraklara kavuşmak gibi tahrif edilmiş metinlere dayalı itikatlarının gereğini yerine getirmeğe çalışmaktadırlar. Bu inancı iki bin yıl ukdelerinde yaşatmışlar ve devlet olma yolunda ellerine geçen ilk fırsatta o bölgede gördükleri Müslümanları düşman belle…

SURİYELİLER TÜRKİYE'DE ARTIK KALICI!

Tayyip Erdoğan 16 Aralık 2013’de AB ile “Vize Muafiyeti Mutabakatı ve Geri Kabul Anlaşması” imzalamıştı. Avrupa’nın neresinde olursa olsun yakalanan ve Türkiye’den geldiğini söyleyen her kaçağı şartsız olarak kabul etmeye hazır olduğumuzu beyan ettik. Üstelik Erdoğan bu tavizden bile “Avrupa’ya yük olmaya değil, yükünü almaya geliyoruz” diyerek övünç payesi çıkarabilmişti. Karşılığında kazandığımız başarı gibi lanse edilen “vizesiz serbest dolaşım hakkı”na aslında 1986’dan bu yana sahip olduğumuz halde AB tarafından yürürlüğe konmasını sağlayamamamızdan kimse bahsetmemişti. Dün de Numan Kurtulmuş mülteci Suriyelilerin Türkiye’de kalıcı olacaklarını resmen ilan etti. Vatandaş olmadan kalıcı olamayacaklarına göre şimdilik 1 600 000 mülteciyi vatandaş olarak kabul edebiliriz. Halep ve civarının Esed tarafından ele geçirilmesi durumunda bu sayıya rahatlıkla bir milyon kişi daha eklenecek demektir. Bu işler duruluncaya kadar en azından çoğunluğu Arap üç milyon yeni nüfusumuz olacak gibi g…