Kayıtlar

Aralık, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

1100 YILLIK KURAN-I KERİM NEREDE?

Resim
Sinan ÇULUK
Kurenâdan Emin Bey’in Sultan İkinci Abdülhamid’e cülusunun 25. Yıldönümü münasebetiyle hediye ettiği Kuran-ı Kerim’e dair bir belge neşrediyorum. Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair “Osman Gazi’nin misafir olduğu Şeyh Edebalı’nın evinde duvarda asılı Kuran’a saygıdan dolayı sabaha kadar ayakta durduğu” rivayeti yaygın olarak bilinmektedir. Kurenadan Emin Bey ise tarihlerimizdeki bu rivayetin farklı bir versiyonunu aktarmaktadır. Ona göre bu ihtiramı Dursun Fakı’nın evinde kalan Ertuğrul Bey göstermiş ve buna mükafat olarak gördüğü rüyada sülalesinden geleceklere dünya döndükçe saltanat sürecekleri müjdelenmiştir.

Bu bin yıl önce yazılmış Kuran daha sonra Emin Bey’in ailesine bir yadigâr olarak kalmış ve İkinci Abdülhamid’e tahta çıkışının yirmi beşinci yılını tebrik için hediye edilmiştir.

Abdülhamid’in tahta çıkışının yirmi beşinci yılı 1901’de kutlandığına göre bu Kur’an 900’lü yıllara ait demektir. Acaba şimdi nerelerdedir? “Yıldız Yağması”ndan ken…

HÜNKÂRIN İMLÂ HASSASİYETİ

Resim

KONYALI UN FABRİKATÖRLERİ

Resim
Anadolu ve Rumelinin mazlum ve mağdur insanları eskiden de sermaye ile müteşebbis sıkıntısı içindeydi. Ne yapsınlar, üretim ve ticaret ekalliyetin elinde, onlara kala kala askerlik ve çobanlık kalmış. İşte böyle un fabrikası açanlar bile örnek alınacak fabrikatörler olarak ilan ediliyor. 1912 Şehbal gazetesi.
ŞAYAN-I İMTİSAL FABRİKATÖRLER

Küçük bir müjde-i faaliyet ki inşallah pek büyükleri için ibtida ve intibah olur. Resimlerini maalmemnuniye derc ettiğimiz şu dört mütevazı zat-ı muhterem sağdan itibaren sıra ile: Arabacızade Hasan, Kitapçızade Kamil, Hacıosmanzade Hacı Rüşdü, Tutaşızade Osman Efendilerdir. Bunlar Konya’da altı bin liralık bir sermaye-i müşterek ile un fabrikacılığına başlayarak şimdi sermayelerini birkaç misline iblağ etmişlerdir. Her vilayette bu nev‘ teyakkuz başlasa şüphesizdir ki onun muhassalası yer altında ve yer üstünde uyuklayan –canlı cansız- hazainimizin mazhar-ı ba‘s olmasıyla tecelli edecektir!

KONYA'DAN BİR HİKAYE-İ MUVAFFAKİYYET

ORHUN ABİDELERİNİ DEŞİFRE EDEN VİLHELM THOMSEN'İN İMZASI

Resim
ŞEHBAL mecmuasından resim altı yazısı - 1912 senesi
TÜRKLÜK HAKKINDAKİ TEDKİKATİYLE İŞTİHAR EDEN DANİMARKALI MUALLİM MÖSYÖ VİLHELM TOMSON
...
Mösyö Tomson [günümüzde imlası Thomsen olarak kullanılıyor, o vakitler Tomson denilmesi ilginç] Türkler ve Türklük hakkında tetebbuat-ı amîkada bulunarak bu hususda tebahhur etmiş ve Orhun yazısını ilk defa okuyup anlamaya muvaffak olmuştur. Geçenlerde Necib Asım [Yazıksız] Beyefendi’nin “Pek Eski Türk Yazısı” ismindeki eser-i kıymetdarında münderiç elifba harflerinden yekdiğerine pek benzeyen ikisine ait bir sehvi de müellif-i muhtereme yazdığı bir mektupla ihtar-ı tashih etmiştir. Kavmimizin muhibbi ve ırkımızın mütetebbi‘i olan bu sîmâ-yı muhteremin tasviriyle imzasını maalmemnuniye inzar-ı kâri’îne arz ediyoruz.

ŞAKACI DELİ BEKİR

Resim
Sinan ÇULUK

ÖZEL BELGELER ARŞİVDE NASIL BİRİKTİ

Resim
Bana bazen şöyle soruyorlar; Osmanlı Arşivi’nde devletin belgeleri bulunuyor, bunu anladık da özel mektuplar ve benzeri şahsi evrak nasıl oluyor da devletin resmi arşivinde bulunuyor?

Bu sorunun cevaplarından biri mahiyetinde olmak üzere bir belge neşrediyorum. Sadaret Kaymakamı Musa Paşa tarafından yazılan bu mektup Akdeniz Boğazı Seraskeri İsmail Paşa’nın ölümü üzerine, devletle yaptığı yazışma evrakının güvenilir bir zata teslim edilerek İstanbul’a gönderilmesine yöneliktir. İşte böyle böyle resmi evrak toplanırken arada bazı şahsi mektup ve belgeler de İstanbul’a gönderiliyordu. Bunlar da devletin resmi arşivi Hazine-i Evrak’ta korunarak günümüze intikal etmiştir. Tanzimattan sonra bu usule pek riayet edilmemiş ve bir çok devlet adamının evrakı şunun bunun elinde kalıp heba olup gitmiştir. Sultan İkinci Abdülhamid, devrinin belli başlı devlet adamları vefat ettiğinde hemen ekibini gönderir ve evrakını Yıldız Sarayı’na getirtirdi. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra bunlard…

ASMALIMESCİD MAHALLESİNDE VAR BİR ANORMALLİK

Resim
Sinan ÇULUK

Günümüzde Beyoğlu deyince eğlence, eğlence deyince de Beyoğlu’nda Asmalımescit akla geliyor. Sıra sıra meyhaneleriyle hayli ün yapmış Asmalımescit’e ismini veren caminin yerinde yeller esiyor. Kamhi Apartmanı’na dönüştükten sonra şimdilerde otel olarak hizmet vermekte. Burada mevcut mescidin gerçek adı ise Kalafatçıbaşı Yunus Ağa mescididir. Halk arasında Asmalımescit ismini almıştır.

İşte bu mahallenin ve mescidin imamı önceleri iki kardeş imiş. Mehmed Tayyip isimli olanı uzun müddettir görevini terk edip Mısır’a yerleşmiş ve kardeşi olan Mehmed Esad Efendi imameti sürdürmeye çalışmış. Gelgelelim alkole düşkün ve kötü ahlak ile donanmış olduğundan mahalleli tarafından defalarca mahkemeye verilmiş ve kolluk güçlerine şikâyet edilmiş. Uyarıları dikkate almadığı gibi ağza alınmayacak küfürlerle de mahalleli üzerine saldırmış. Artık imamlarından illallah diyen mahalleli de azilden başka çare bulamayınca Mehmed Esad Efendi’yi görevinden alıp yerine Mevlevi tarikatinden Hafız …

ALEMDAR CADDESİ

Resim
Sultanahmet'ten Gülhane Parkı'na inen tramvay yolunun 1900'lerin başı ile günümüzdeki görünümü. Caddenin Zeynep Sultan Camii tarafına genişletilmesi ile cami haziresinin yarısı yola gitmiş, birçok mezar taşı tahrip edilmiştir. Bugün tramvay yolu ortasındaki abidevi çınar ağacının eskiden Zeynep Sultan Camii haziresi içinde bulunduğu görülüyor. Bu istimlak işi Cemil Paşa'nın [Topuzlu] şehreminliği vaktinde gerçekleştirilmiştir

PADİŞAHIN KÖŞKÜNÜN DUVARLARINA BİLE İŞEMİŞLER!

Resim
Sultan Üçüncü Ahmed Han’ın kendi el yazısıyla sadrazamına yazdığı Hatt-ı hümayunudur. Bu belgede geçen köşkün hangisi olduğuu belli değildir. Bugünkü Gülhane Parkı girişinin solunda yer alan Alay Köşkü olabileceği tahmin edilen bir binanın altına, bakkal ve çakkal taifesi tarafından sürekli olarak umumi tuvalet muamelesi yapıldığını anlıyoruz. Daha önceleri tenbih edilmişler ama işemekten vazgeçmemişler. Üçüncü Ahmed’in canına tak etmiş olmalı ki sadrazama “tenbih ile olmaz, bir ikisini yakalayacaksın ve cezalandıracaksın” emrini veriyor. Kim bilir köşkün duvarları ne feci bir kirlilik altında ki temizlenmeğe muhtaç olduğunu da ilave ediyor.



Belge Metni:

Sen ki Vezirim, hâlâ köşkün altında çakkal ve bakkal tebevvül etmeden fariğ olmadılar. Tenbih olmak ile zabt olmaz. Bir ikisini ahz edip tazire muhtaçtır. Ve tathir olmağa muhtaçtır.

Belge görüntüsü Baha Gürfırat tarafından “Belgelerle Türk Tarihi Dergisi”nin üç numaralı sayısında yayınlanmıştır. Blog metni bize aittir.

PİYER LOTİ VE KLOD FARER SOKAKLARINA İSİM VERİLMESİ

Resim
Sinan ÇULUK

Yirminci yüzyılın başlarında batı dünyasından uzaklaştırılan, yalnızlaştırılan ve horlanan Osmanlı Devleti'ni, yazı ve eylemleriyle destekleyen iki Fransız aydını ortaya çıkmıştır. Piyer Loti ve Klod Farer adlarındaki bu aydınlar haliyle Türk kamuoyunun da sempatisini toplamışlardır. Pierre Loti (1850-1923) ve Claude Farrère (1876-1957) gerçek imlaları olmasına rağmen Türkçenin en önemli ama günümüzde maalesef uygulanmayan kaidelerinden biri olarak okunduğu gibi yazılarak İstanbul-Cağaloğlu'nda iki sokağa isimleri verilmiştir. 1922 tarihinde gerçekleşen bu isim verme törenine ait bir belge takdim ediyorum.
Belge Metni:

KAHVEHANE JURNALLERİ- HALKIN NABZI BÖYLE TUTULURDU.

Resim
Sinan ÇULUK