Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HALEP MASONLARINA DAİR TELGRAF MÜSVEDDESİ

Resim
Acele cevaplanması isteği ile Suriye vilayetine yazılan bir telgraf müsveddesi. O kadar acele yazılmış ki hiç nokta kullanılmamış. Konu da hayli ilginç. Halep’teki Mason Locaları ve örgütlenmesinin ardındaki beyinlerin isimlerini veriyor. Numune bir belge olması açısından paylaşıyorum.

Belge Metni:
Taraf-ı Vilayete
Fî 17 Safer sene 304 ve Fî 2 Teşrin-i Sani sene 302
Şimdi aldığım fî 1 Teşrin-i Sani sene 302 tarihlü şifre telgrafname-i sâmîde İngiliz konsolosunun riyaseti altında bir cemiyet-i fesadiye teşekkül iderek efradının teshil-i ictimaları içün Haleb’de Saradella’nın hanesi Farmason Locası namiyle merkez ittihaz olunduğu ve bunun azası Cabirizade ve Kudsizade Hüsamedddin ve Kevakibizade Abdurrahman Efendilerle Neşar Muhammed, İngiltere Beyrut Konsolosu Mişel Huri Kostaki, Humus Ticaret azasından Corci Gürünlü olup maksad-ı aslîleri zât-ı padişahi aleyhinde icra-yı müzakerat ve beyne’l-urban ilkâ-yı fesad olduğu taraf-ı vâlâlarından yazıldığından hakikat-i halin seri'an tahkik …

AYASOFYA CAMİLERİ

Resim
Sinan ÇULUK

Doğu Roma İmparatorluğu topraklarını tevarüs eden Devlet-i Aliyye fethettiği bölgelerde mevcut kiliselerin müsait olanlarından bazılarını camiye çevirmiştir. Cemaati olmayan veya ortodoks cemaatten satın alınan bazı kiliseler camiye çevrilirken isimleri de değiştirilmiştir. Bu durumun tek istisnai ismi Ayasofya’dır. İstanbul’da Büyük ve Küçük Ayasofya, Trabzon, Selanik, İznik ve Lefkoşa’da mevcut Ayasofya Camileri isimleri Bizans’tan Osmanlıya, Osmanlı döneminden de günümüze kaldı. Camilerin adının değiştirilmeden bırakılmasının nedeni ne olabilir? Batı dünyası için herhalde bir meydan okuma sözkonusu olmalı. Ayasofya Camileri durdukları yerde batı dünyasına “sizin Ayasofya’larınız şimdi Hak Dine mabed oldu” nidasını haykırıyor.

Kıbrıs’daki Türk vakıfları İngiliz döneminde geri verilince, Lefkoşa’daki Ayasofya Camii’ne Kıbrıs’ın fethindeki padişah Sultan İkinci Selim’e izafetle Selimiye ismi verildi. Bu husus o devirde Kıbrıs’ta bir takım tartışmaları da ber…

BURADA KÜRDİSTAN, ORADA KUZEY IRAK

Sinan ÇULUK
Enerji Bakanı Taner Yıldız, seyahatinden bir gün önce Kuzey Irak hava sahasını özel uçaklara kapatan Irak’a gidememekle karşı karşıya kaldı. Ardından Dışişleri Bakanı Davudoğlu’nun Irak’lı yetkililerle temasları başladı. Taner Yıldız özel uçak ile Bağdat’a gidince Irak yönetimi üzerinde halen bir etkimiz olduğunu düşündüm. Ne var ki kazın ayağı öyle değilmiş. Şu Araplar, Dışişleri’nin derin stratejistlerinin burnunu öyle bir sürtmüşler ki ülkem ve milletim adına kahroluyorum. Taner Yıldız orada yaptığı konuşmalarda asla Kürdistan diyemedi ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi olarak adlandırdı. Niye böyle yaptığını soran gazetecilere verdiği cevap tam bir ibretlik ve aşağıdaki gazete kupüründe paylaşıyorum.

[Yıldız, bir gazetecinin "Başbakan ‘Kürdistan’ ifadesini kullandı. Ama siz neden konuşmalarınızda Kuzey Irak ifadesini kullandınız?" sorusuna şu yanıtına verdi: "Nasıl hitap edileceğini Irak Anayasası belirliyor. Ben zaman zaman bu ifadeyi zaman …

DERSİM

Resim

EMPERYALİZMİN DÜDÜĞÜNÜ ÇALANIN AKIBETİ HAYR OLMAZ

Sinan ÇULUK


Batı Anadolu ve İstanbul’daki Rum nüfusu sanılanın aksine Tanzimat dönemi ve özellikle 1856 Islahat Fermanı’ndan sonra artmıştır. Rumlar, 1780-1830 arasında ve bilhassa Yunan devletinin kurulmasından sonra peşpeşe yaşadıkları sefalet ve kıtlık dönemlerinde açlıktan ölmek üzereyken Yunanistan’dan ve Cezayir-i Bahr-i Sefid (Akdeniz) adalarından akın akın Anadolu'ya göç ettiler. Ucuz bir bedel mukabili askere gitmediler. Zaten cizye vergisi de kaldırılmıştı. Savaşlarda kırılan Türk nüfusuna nispetle sayıları sürekli arttı. İki nesillik bir zaman diliminde eğitim ve sağlık sistemine alternatif politikalar ortaya koydular ve ticari gelişim düzeylerine yetişemeyen Türk milletine dünyayı dar ettiler. Rumları ağırlayan, etini ekmeğini suyunu paylaşan binlerce masum Türk'ün mallarını mülklerini emperyalist politikalar sayesinde ellerinden aldılar.

İstanbul'u işgal kuvvetleri teslim aldığında Rum komşularımız İstanbul'da mavi-beyaz kumaş bırakmadılar,…

AYASOFYA CAMİİ’NDEKİ DANDOLO MEZARI

Resim
Sinan ÇULUK
Dördüncü Haçlı Seferi’nin komutanı Venedik Doju Enrico Dandolo, Latinlerin 1204 senesindeki İstanbul’u işgalinden sonra ölüp 1205’de Ayasofya’ya gömülmüştür. 1928 senesinde Venedik Belediye Reisi, hazırladıkları tunçtan bir levhayı bunun mezarına asmak için izin istemişlerdir. Bu talebin iletildiği Dâhiliye Nazırı [İçişleri Bakanı] bu talebe hiddetle tepki göstermiş, değil mezarına levha asmak, ziyaretçilerin çiçek bırakmalarına bile engel olunmasını istemiştir. Hatta Venediklilerin isterlerse bu mezarda yatan Dandolo’nun kemiklerini nakledebileceklerini bildirmiştir.

Ne var ki bugün bu mezar yeri kordonlarla çevrilmiş ve başına da bir plaket asılmıştır. Şükrü Kaya’nın hassasiyetini artık göremiyoruz.
Belge Metni:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
Dahiliye Vekaleti
Emniyet-i Umumiye Müdüriyet-i Umumiyesi
Birinci Şube
Başvekalet-i Celile’ye
Ayasofya Camii’nde medfun Venedik dojlarından İzenko Dandolo’nun* mezarına Venedikliler [tarafından ?] vaz’ edilmek üzere ihzar olunan tunçtan mamul …

RÜŞVET MUKABİLİ HEDİYEYİ GERİ ÇEVİREN ZAT

Resim
Sinan ÇULUK

Göreve yeni tayin edilen şeyhülislam veya yüksek rütbeli bir kazaskeri tebrik bahanesiyle hediye adı altında gönderilen on bin kuruş gibi devrine göre çok yüksek bir rüşvetin nasıl nazikâne ve ders verircesine geri çevrildiğine dair güzel bir mektup. 

Köşeli parantez içlerinde satır numaraları yazılıdır.

Belge Metni:

Benim saadetlü, mekremetlü, meveddetlü hamiyetkârım düstûr-ı celîlü’ş-şân hazretleri

[1]Bu defa firistâde buyurulan bir kıt’a tebriknâme-i celîlü’l-fehvâ-yı müşîrîleri derûnuna mevzû’ memhûr puslaları mefhûmu manzûr u ma’lûmumuz olup mine’l-kadîm
[2] tarafımıza an-samîm olan alâka ve muhabbet-i mahsûsaları muktezâsınca kapu çukadârları Hüseyin Bey dâ’îleri vesâtat ve ma’rifetiyle on bin guruş bi-târîki’
[3]l-hediyye irsâl ve kabûlümüzü iltimâs buyurdukların derc u iş’âr buyurmuşlar. Bu rütbe kemâl-i hulûs ve muhabbetlerinden fevka’l-gaye memnûn ve mazhar-ı hatt-ı derûn 
[4] olmuşuzdur. Cenâb-ı Hak umûr-ı hayriyyeye muvaffak eyleye. Bu ana gelince sûy-i…

HACI GEVHERHAN SULTAN'IN TEHDİDİ

Resim

ANADOLU TÜRK DEVLETİ

Resim

İZMİR KEMERALTI ÇAKALOĞLU HANI ÇEŞME KİTABESİ

Resim
Sinan ÇULUK

Habbezâ hayrât-ı uzmâ selsebîl-i nev-edâ
Abd-iGaffârzâde’nin ihyâsıdır pâkize-câ

Mahzen-i dilden verildi nakd-i hâlis sarfına
Cami-i Bâlâyı içre oldu bu hayr ibtidâ

Hiç attaşine bu mahalde yoğidi mâdan eser
Teşnegân-ı Hân-ı Mısr’a nîk akıtdı kuyiyâ

Çûn kelâm-ı “Men Nebîallah” ile âmil olup
Hazret-i Rezzâk-ı âlem lutfla kılsun cezâ

Hâfızâ târîhini bâ-aşk-ı kayd söyleyevir
İç suyun bi’l-besmele Hacı Ahmed’e kıl sen senâ

Sene 1220

OSMANLI ARŞİVİ ENSTİTÜSÜ ACİLEN KURULMALIDIR

Sinan ÇULUK

Ömrünü laklak ile geçirmek sadece leyleklere mahsus değil. Bu ülkeye düşünce kuruluşu mu lazım, hemen tahsisat-ı mestureden veya vergiden düşürmek için şirketlerin bağışlarından nemalanan oluşumlar tezgahlanır. Her ne hikmetse bu adamlar Hoca’nın fıkrasındaki hindi gibi kerameti kendinden menkul düşünen adamlar oluyor da bizler fikirlerinden istifade edemediğimiz gibi ne düşündüklerini dahi bilemiyoruz.

Dışişleri Bakanlığı bünyesinde de SAM (Stratejik Araştırmalar Merkezi) adlı bir birim mevcuttur. Bunların internet sayfasında iki-üç sene önce yayınlar kısmında tek yayın olarak Bağdat Salnamesi görülüyordu. Bugün bu sayfaya girdiğimde kaldırıldığını farkettim. Ne bir rapor, ne de bir çalışmaları mevcut. Araştırdığınız saha neresidir ey devletlüler. Bir çıtlatıverin de nasiplenelim…

Temelleri çok önceden atılıp maalesef 27 Mayıs darbesinden sonra görücüye çıkarılan “Devrim” adı verilen yerli arabaya benzin konması unutuldu! Biz 50 sene sonra hâlâ kendi araba…

KERBELA MERSİYESİ

Resim
Zalimlerin urup hep şemşir-i canrübâya
Kasd etdiler serâpa Evlâd-ı Mustafâ'ya
Devran olup müsâid ol kavm-i bî-hayâya
İsal olundu bî-dâd serhadd-i intihâya
Kimler eder tahammül ya Rab bu ibtilâya
Âmâc edip vücûdun bin nâvek-i kazâya

Düşdü Hüseyn atından sahra-yı Kerbelâ'ya
Cibril var haber ver Sultan-ı Enbiyâ'ya.

Cûş eyleyip belâya manend-i mevc-i tûfân
Güşti-i Ehl-i Beyt'i kıldı şikest ü virân
Maktul olup serâser Ashâb u Âl-i Zîşan
Yektâr oldu ol mah çün âfitab-ı rahşân
Her yandan etti savlet hınzîr-veş Yezîdân
Ser-tâ-be-pâ vücudun zahm eyleyüp kızıl kan

Düşdü Hüseyn atından sahra-yı Kerbelâ'ya
Cibril var haber ver Sultan-ı Enbiyâ'ya.

Ashâb-ü âlinin hep kibarı ve sigarı
Bir bir kılup şehid azm-i huzûr-i Bâri
Dilteng edip susuzluk tâ arşa oldu sâri
Ezvac-ı tâhiratın feryâd-ı bî-kârârı
Her yüzden etti tazyik a'dâ o şehriyârı
Âhir çıkup elinden dâmân-ı ihtiyârı

Düşdü Hüseyn atından sahra-yı Kerbelâ'ya
Cibril var haber ver Sultan-ı Enbiyâ'ya.

Yârân olup serâpa mest-i mey-i şeh…