Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KIRIM'IN ARDINDAN SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİD'İN GÖZYAŞLARI

Resim
Rus kavmi vahşidir. Savaş esnasında daha da zalimdir. Bu ilkeyi tarihi tecrübelerimiz ispat etmektedir. Osmanlı devrinde bizi en çok sıkıntıya sokan kavmin Ruslar ve devletin de Rusya olduğunu tartışmaya ihtiyaç yoktur herhalde. Rusya kadar Osmanlıyı tahrip eden, hayat damarlarını kurutan, ilerlemesini durduran ve resmen korkutan bir başka ülke yoktur. Karlofça faciasından sonraki dönemde aklı başında Osmanlı devlet adamları sorunları çözmek için Rusya ile harp etmektense diplomasi yolu ile ihtilafların halledilmesini ilke edinmişlerdir. Buna rağmen bazı durumlarda diplomasi taraftarlarının etkinliği ortadan kalkmış, savaş çığırtkanları sayesinde savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu savaşların çoğunda büyük can, mal ve toprak kayıpları vererek mağlup olmuşuzdur.

Burada paylaştığım belge Sultan Birinci Abdülhamid’in el yazısı iledir. Sadrazamına yazdığı bu hatt-ı hümayunda Yuşa Tepesi’ne çıkıp Karadeniz’e baktığında karşı yakada elimizden çıkan Kırım’ı hatırlayıp ağlamaktan geri kalmadığ…

TEK KOLLU CEMAL

Resim
1936 yılından kalma Türk Hava Kurumu yılbaşı piyangosu afişi ne güzellikler barındırıyor. Üzerindeki kaşede ismi yazılı "Tek Kollu Cemal" hakkında Milli Piyango sitesinde aşağıdaki bilgi yer alıyor. "Tek Kollu Cemal de Nimet Abla'nın kapı komşusuydu. Astsubay iken geçirdiği kaza sonucu tek kolunu kaybedince çok sevdiği ordudan ayrılmak zorunda kalmış, bilet satıcılığına başlamıştır. O da hanımı ile birlikte bilet satardı. Nimet Abla'ya gelenler bir bilet de ondan almadan edemezlerdi. Çekiliş sonrası kazanan talihlileri bulur, yanından ayırmadığı gıcır gıcır paraları avucunda sayar, sattığı biletlerden hangisine ikramiye çıktığını belirledikten sonra bunu gazetelerde halka duyururdu... 1950'li yıllarda ünlenen Cüce Simon ve Uzun Ömer'den çeyrek yüzyıl önce bazı piyango bayileri öne çıkmaya başlamışlardı. Bunlardan biri, Tek Kollu Cemal'di. Bu bayiler, sattıkları biletleri içine koydukları reklam zarfları da bastırmışlardı. Anlaşılan, bu zarflarla taş…

ABDÜLGANİ EL-HAMEVİ'NİN HARMAN MAKİNESİ

Resim
Şamlı Abdülgani el-Hamevi isimli bir mucit harman makinesi icat etmiş. Artık nerede çektirdiyse bu fotoğrafı da İstanbul'a göndermiş. Maalesef evrakından ayrı düşmüş, tarihsiz ve epeyce tahrip olmuş bu fotoğraftaki hikayeyi şimdilik takip edemiyoruz. Sadece bir tespit olması bakımından paylaşıyorum.

KİTAP KENARLARINDA RASTLANAN TARİH

Resim
Bu akşam Marmara Denizi’nde olup İstanbul’da hissedilen depremi kaç kişi not aldı acaba. Eskiler böyle bir durumda, belki de o anda okudukları kitabın kenarına, hemen not alıyorlardı. Bu aşağıdaki not da böyle bir durumdan sonra etraftan gelen haberleri de dâhil ederek alınmış. Aşağıdaki metne İbrahim Müteferrika’nın hem yazdığı hem de bastığı “Usûlü’l-Hikem fî Nizami’l-Ümem” adlı kitabın kenarında rastladım. Kitabın birkaç yerinde aynı olaya dair Arapça ibareler de yazılmış.1 Ocak 1837’de (Not alanın hicri tarihine göre 2 Ocak) Filistin’de merkez üssü Celile olan bu deprem Lübnan-Şam-Halep-Kilis ekseninde çok geniş bir coğrafyayı yerle bir etmişti. METİN “Yevmü’l-Ehad Ramazan-ı Şerif’in yirmi dördüncü günü sene bin iki yüz elli iki senesi inde’l-mağrib yani akşamdan on dakika evveli bir zelzele hâsıl olmuştur ki maazallah Şam-ı Şerif’de bazı minareler hedm olup ve Şam etrafında Medine-i Safed ve Taberiye cemi’ evleri ve mahalleri düşüp kün fe yekün olmuştur.”

BEYAZIT YANGIN KULESİ-İŞARET FENERLERİ

Resim
Beyazıt Kulesi yangın gözetlemede aktif olarak kullanılırken bir yerde çıkan yangın çeşitli işaretler ve malzemelerle ahaliye haber verilirdi. Renkli fotoğraftaki fenerler ilgili talimat uyarınca çeşitli renklerle yangının yerini İstanbullulara bildirirdi. Buradaki fenerler kulenin siyah beyaz fotoğrafında görülen ve bugün yerinde yeller esen yere paralel demir çubuklara asılırdı.




DEVLETİN ŞİRAZESİ DAĞILIRSA ARŞİVİNİ TOPARLAYAMAZSIN

Resim
Bu fotoğraf 1955-1965 arası bir zaman dilimine aittir. Osmanlı Arşivi’nde Bab-ı Defteri evrakının tasnifinden bir aşamayı gösterir. Kim olduklarını bilemediğim üç muhterem üstadımız önlerindeki evrakın kodlarını tespit edip karşılarında kod adları yazılı gözlere yerleştiriyorlar. Bizler de halen aynı işleri yapıyoruz. Düşünülebilir ki tasnif işleri neden bu kadar uzun sürüyor, niçin bitirilemiyor? Çok çeşitli cevapları olan bu soruların elbette sorulması gerekir. Ülkemizde bazı işlerin haddinden fazla uzaması ve sonuç alma sürecinin maliyet /performans kriterlerini her daim zorlaması vaka-yı adiyedendir. Bu sürecin temelinde idari zafiyet, adamına iş bulma, adam kayırma gibi çok çeşitli faktörler olsa da en önemlisi devletin şirazesinin bir kere dağılmasında gizlidir. Bu dağınıklığın ardından neyi, nasıl toparlayabilirsiniz ki!
Burada tasnifi yapılan Hicri 1255-Miladi 1839 öncesindeki evraka “Merkez Evrakı” adı verilir. Tasnifi özel bilgi ve maharet ister. Bu eski devir evrakı aşağı y…

İSLAM DİNİNİ SEÇEN FRANSIZ SAATÇİ

Resim
Fransa’dan çıkıp gelen bir saatçi yedi-sekiz yıl Osmanlı topraklarında yaşadıktan sonra İslam Dini’nin hak din olduğunu anlıyor ve Müslüman oluyor. Bunu tabii ki saadetlü devletlü sultana bildirmeyi ihmal etmiyor ve mükâfat olarak günde on beş akçe ile dergâh-ı âli çavuşluğu payesini kapıyor. Gerçek kimliğini ve İslam’ı seçtikten sonraki ismini şu an için bilemiyoruz. İlerleyen zamanda bunu tespite yönelik bir çalışmaya fırsat bulurum umarım. Sultan Dördüncü Mehmed devrinde tam da Sabatay Sevi’nin Mesih olmak iddiasıyla zuhur ettiği yılda gerçekleşen bu ihtida olayının takipçisi olacağım.

METİN

Hüve
Şeref-i İslâm ile müşerref olmakla
yevmî on beş akçe ile Dergâh-ı Âlî Çavuşluğu
verilmek buyruldu. 20 M[uharrem] sene [10]77
[23 Temmuz 1666]

Saadetlü Devletlü Sultanım Hazretleri Sağ Olsun Hakk Teâlâ hazretleri ömr ü devletinizi yevmen fe yevmen ziyade eyleye. Âmin yâ Rabbelalemin. Bu fakir kulunuz Francis vilayetinden çıkup yedi sekiz yıldır ehl-i İslâm vilayetindeyim. Şimdi bildim ve anladım k…

OSMANLICA! ÖĞRENİP MEZAR TAŞI OKUMAK İSTEYENLERE

Resim
Osmanlıca bilip de Hüseyin Vassaf Efendi'yi bilmeyen adam olamayacağından kim olduğunu geçiyorum. Bu zat-ı muhterem, Mustafa Kara ile Bilal Kemikli tarafından hazırlanan "Bursa Hatıratı" kitabında anlatıyor ki Bursa'da İsmail Hakkı Bursevi'nin mezarını ziyaret ettiğinde kendine girift gelen mezar taşını okuyamamış. Hüseyin Vassaf Efendi’nin yüz on beş yıl önce okuyamadığını günümüz nesli bundan sonra şıp diye okuyacaktır. Sadece kitabe kısmının bulabildiğim fotoğrafını koydum ki ne kadar şanslı bir nesil olduğunuzu idrak edebilesiniz.


POTUR

Resim
Rahmetli dedemin dedesi Sultan İkinci Mahmud devrine yetişmiş. Hem dedesi hem de babası İkinci Mahmud’a “Gâvur Padişah” derlermiş. Dedemin de o lafı kullandığını duymadım ama babası, Ahmed Vefik Paşa’yı da sevmezmiş. Bursalılar hatta bütün Güney Marmara ve Ege bölgesi erkekleri (bölgesel farklılıklar olsa da) dizlerini açıkta bırakan bir kıyafet giyerlermiş. Kılıç-Kalkan folklor ekiplerinin kıyafetinin aynısı aslında bizim oralarda şehir ve kasabaların milli kıyafeti imiş.
Gerçi dedemin yetiştiği son zamanlarda iyice kısalmış poturlar. Eskiden o kadar kısa değil ama uzun da değilmiş. Üstte cepken, yelek, altta dizlerin biraz üzerinde kesilen potur, göbek altından bazen koltuk altlarına kadar sarılan kuşak, diz altından itibaren kalın yünlü çoraplar bu kıyafeti tamamlarmış. Yaz-kış dizleri açıkta kalırmış. Dedem bu kıyafetin çok sağlıklı olduğunu, eskilerin hiç diz ağrısı çekmediğini söylerdi.
Şimdilerde Kılıç-Kalkan ekiplerinin tarihi poturları da tesettüre uyduruldu ya eskiden de bu…

İSTANBUL'UN YANGIN YERLERİNDEKİ KUYULAR

Resim
İBB İstanbul İtfaiyesi sayfasından aldığım aşağıdaki yangın listesini inceleyebilirsiniz. Sizlere bir de kupür göstereceğim. Orada ilginç bir malumat var. 1900-1926 yılları arasındaki yangınlarda binlerce ev yanmış. Dikkat edilirse bunların çoğu sur içi İstanbul'unda. Fakirliğin, ekonomik sıkıntının zirvede olduğu bu yıllarda yanan yandığıyla kalmış ve tarihi İstanbul sur içi geniş yangın yerleri ve mezbelelikler ile Cumhuriyet Türkiye'sine devredilmiş. Tabii ki eski İstanbul'da evlerin en lüks donanımlarından olan su kuyuları bu yangın yerlerinde büyük tehlike göstermeye başlamışlar. Çeşitli kazaların sonunda belediye bu kuyuları kapatmak için çalışma başlatmış. Aşağıdaki kupürde tespit edilen yaklaşık on beş binden fazla su kuyusundan bahsediliyor. Bunların büyük çoğunluğu derin kuyularmış. Kapatılmaları için çalışma başlatmışlar. Tamamı kapatılabildi mi acaba?. Yoksa bir kısım bina temelleri bu çukurlara denk geliyor mu?
İSTANBUL YANGINLARI 1901 Eğrikapı, 90 bina yanmış…

KARLOFÇA ANLAŞMASI

Resim
1699 yılında imzalanıp Osmanlı için sonun başlangıcı olan Karlofça Barış Anlaşması'nın Polonya Arşivi'nde bulunan orijinal nüshası. Osmanlı tarafından hazırlanan bu metin Polonya Devleti'nin hazırladığı metin ile teati edilmiştir.

Günümüzde bizim gönderdiğimiz anlaşma metninin orijinali Polonya'da sapasağlam mevcut olduğu halde, onların gönderdiği orijinal anlaşma maalesef arşivlerimizde mevcut değildir. Sadece o metinden yapılmış tercümenin kaydedildiği metin mevcuttur. Kaybolmasına dair bir malumat olmadığı gibi kaybolduğu zaman da belli değildir.

Dördüncü Mehmed'in oğlu Sultan İkinci Mustafa'nın tuğrasını taşıyan bu anlaşmanın muhtevası Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığının yayını olan "Yoldaki Elçi" adlı kitapta bulunmaktadır. Görseller oradan alınmıştır.


ÇEMBERLİTAŞ VEZİR HANI KİTABESİ

Resim
İstanbul Çemberlitaş semtinde bulunan İstanbul'un en büyük tarihi hanlarından biridir. İstanbul'un orta yerinde harabe vaziyette bulunması hiç hoş değildir. Herhalde mülkiyet problemleri gerçek bir restorasyona imkan sağlamıyor. Yoksa finans-kapital şimdiye kadar böyle bir işlenmemiş hazineyi boş bırakmazdı.
Vezir Hanı Kitabesi1070 tarihinde Sadrıesbak merhum Köprülü Mehmed Paşa ihyakerdesi olan bu bina-yı cesim 1312 senesinde zelzeleden harab olmuş iken 1321 tarihinde Odabaşı Mustafa Efendi marifetiyle tecdiden tamir edilmiştir.









DİN-İ İSLAM'IN ESASLARI

Resim
Mehmed Fehmi Efendi’nin 1340 senesinde basılmış “Din-i İslam’ın Esasları” isimli eserinde bir bahse rastladım. Müellifinin kimliği hakkında bir bilgim yok, kısa süreli aramada bir şey bulamadım. Acaba 1920-1950 yılları arasında 30 yıl Bursa milletvekili olan, ilk Umur-ı Şer'iyye ve Evkaf Vekilimiz Mehmed Fehmi [Gerçeker] Efendi'nin bir eseri olabilir mi? 1340 tarihi muhtemelen Rumi tarihtir ve 1924-25 yıllarına geliyor. Cumhuriyetin ilk yılları ve devrimlerin peşpeşe geldiği zaman diliminde, matbuat üzerinde sıkı bir denetim varken gözden kaçması imkânsız bazı ibareler kitapta mevcut.

İdame-i Milliye Esasatı başlığı altında alkolün yasaklanmasından, mebusların değil milletin ekseriyetinin itibara alınmasından, milletin sürekliliğini sağlayamayan ilimlerin dinlerin sanatlar ve kanunların batıllığından bahseden umdeler geliştirmiş.
Sıraladığı hususların maddeleri anayasa hükmünde. Son madde olan “Yedinci Esas” haliyle bu maddelere aykırı kanun çıkarılamayacağını vurguluyor. Eğer ç…

YENİÇERİ AĞASI PENÇESİ VE MÜHRÜ

Resim
Klasik dönem Osmanlı Tarihi'nin en önemli unsurlarından Yeniçeri Ocağı'nın Başkomutanına Yeniçeri Ağası denirdi. Kendine özgü, durmuş, oturmuş bir sistemleri vardı. Bu çerçevede Ağa'nın imzasına "pençe" denilirdi. Kullandığı mühür beyzi (elips) şekilli olup, kağıdın üzerine yarım basılırdı. Burada "Ağa-yı Yeniçeriyan-ı Dergah-ı Âlî Ahmed" yazılı pençe ve mührünü görüyorsunuz. Bu Ocağın ortadan kaldırılmasıyla beş yüz yıllık gelenek, görenek, usul, erkan, kaide bilcümle ne varsa tarihe karıştı. Bunlar kaldı yadigar...




SALİHA HATUN

Resim
Padişahın cerrahbaşısının kızı, çocuğunu doğururken vefat etmiş. Baba için ne acı bir an. Sen başhekim ol, kızına şifa yetiştireme. Allah rahmet eylesin.

Kitabe Metni:

Ser-Cerrah-ı Hassa el-Hac Hafız Osman Efendi’nin kerimesi vaz-ı haml esnasında irtihal-i dâr-ı beka eden merhume ve mağfur-leha Saliha Hanım ruhuna Fatiha.


OSMANLIDA ALKOLLÜ İÇKİ VERGİSİ TEZKİRESİ

Resim
Osmanlının en eski zamanlarından itibaren boza, şarap, rakı gibi içkilerden vergi alındığı kayıtlara geçmiştir. Bunların tahsil edilmesi ve toplanan gelirin harcandığı kalemler çeşitlilik arz eder. Bu çeşitliliğe son verilerek tek elden vergi toplanması için Nizam-ı Cedid devrinde 1793’ten sonra teşkilatlandırılan Zecriye Muhassıllığı devlete büyük gelir getiren bir kurumdur. Nizam-ı Cedid’in finansmanı için ihdas edilen “İrad-ı Cedid Hazinesi” nin en önemli gelir kalemlerindendir.

Burada metin transkripsiyonunu verdiğimiz belge Andriya Kokosa isimli tüccara 13270 kilo şarap satın aldığı Bozcaada’da ödediği verginin başka iskelelerde tekrar tahsili talebinde bulunulmaması için Bozcaada Zecriye Muhassılı tarafından verilen tezkiredir.
METİN:
BİHİ [Besmele yerine] Şarap kıyye [kilo] 13270 Yalnız on üç bin iki yüz yetmiş kıyye şaraptır
Andriye Kokosa bazergânın [tüccarın] Elenos tebeasından Kapudan Kosti sefinesine [gemisine] bu defa Bozcaadası’ndan mübayaa eylediği [satın aldığı] ber-muceb-…

OSMANLI HANEDANININ İLERİCİ DURUŞU

Resim
Bu ülkede Osmanlı devrinde ne kadar yenileşmeci ve ilerlemeci hareket olduysa büyük çoğunluğu Osmanlı hanedanından kaynaklanmıştır. Harem kadınları üzerine ne doğru dürüst bilgimiz, ne de bundan sonra öğrenebilme ihtimalimiz var. Yarım yamalak bildiklerimizle sağlıklı tezler ortaya koyamayız.Bir kısım müfrit “yok efendim padişah analarının hepsi hristiyandı, şuydu buydu” diyerek ahkam kesmeye devam etseler de aslında kendi tezleri açısından bu duruma şükretmeleri lazım. O beğenmedikleri padişah anaları, Kösem Sultan’dan başlayarak bütün valide sultanlar, çocuklarının eğitiminde çok tesirliydiler. Hatta bazı padişahlarla validelerinin el yazıları birbirine o kadar çok benziyor ki ayırt etmek çok zor. Bu insanların batı ile çok yakın ilişkileri vardı. Bazıları akrabaları olan Avrupa soyluları ile irtibattaydı.Daha Üçüncü Mehmed devrinde İngilizler tarafından saraya bir org hediye ediliyor. Ülke topraklarının yarısı zaten Avrupa’da. Nüfusunun yarısı gayrimüslim. Günümüzün tek sesli İstan…

HALK FİTNE VE FESADI SEVER!

Resim
Naima Tarihi’nin anlattığı olaylardan Şeyhülislam Ebusaid Mehmed Efendi’nin azline kadar giden süreci okumak çok öğreticidir. Anadolu kazaskeri olma beklentisindeyken olamayan Esad Efendi’nin protesto ettiği şeyhülislamdan ağır küfürlerle birlikte dayak yemesiyle başlar hikâye. Sürgüne gönderilmesi an meselesidir ve merkezdeki ulema yeni tayin edildikleri makamlarının tadını çıkarmaktadırlar. Ulemanın vakar ve haysiyetine dokunur bir hareket yoktur görünürde ve şeyhülislam haklıdır onlara göre. Zamanın sadrazamı Derviş Paşa da mevkiini koruma derdindedir. Esad Efendi dişli çıkar, adamları ile oğlunun etkili angajmanları ve propagandaları ile ulemadan bazılarını yanına çeker. Bu arada sadrazam ve şeyhülislam öylesine yönetim hataları yaparlar ki ulemanın toplanmasını padişaha karşı bir hareket olarak gösterirler. Bu iftiranın tutması tehlikesi karşısında herkes cepheye akın eder. Artık hedeflerinde şeyhülislamın azlinden başka bir şey yoktur. Ulemanın dayanışması arttıkça galibiyetin b…

OSMANLI ARMASI İLE MEHTER MARŞI BİRBİRİNİN YALANCISIDIR. BİR ARAYA GETİRMEYİN

Resim
İkinci Mahmud Yeniçerilerle birlikte mehter takımının da canına okudu. Yeniçeriyi hatırlatan her şeyi ortadan kaldırdığı gibi yüzyıllarca Avrupa’yı titreten mehter müziği yerine, kurduğu batı tarzı askeri bandonun marşlarını tercih etti. Bu bandonun başına da Donizetti’yi getirip paşa unvanını verdi. Günümüzdeki Osmanlıcı amcalara sabah akşam zorla Donizetti ve diğer müzisyenlerin eserlerini dinletsem sinirim anca geçer. O sıralarda batı üslubunda bir de arma ihdas edildi. Klasik devirde armanın işini tuğ, bayrak ve tuğra görürdü. “Osmanlı Arması” denilen nesne batı dünyasının bize hediyesidir. Ona rağmen 80’lerden itibaren eskiden evlerde ve iş yerlerinde pek bulunan “karınca duası” kadar yaygın hale geldi. Bizim devlet ve milletçe en büyük çelişkilerimizden birisi Osmanlıyı yeknesak bir devir olarak algılamamızdır. Zihnimizdeki Osmanlı algısını 600 yılın tamamına yaymaktan büyük keyif alıyoruz. Günümüzdeki sakilliklerin çoğu bu algı yetersizliğinden kaynaklanıyor. İlerlemeci ve devr…

YUDİTH VE HOLOFERNES

Resim
Bir aralar çekingen bir edayla IŞID teröristlerinin Suriye'de tarihi eserleri kırıp dökerek yağmalamasının tarihsel bazı köklerinin olabileceğini belirtmiştim. O sıralarda kimse ilgilenmedi. Olsun, ziyanı yok. Ben yine de Asur generali Holofernesin kafasını keserek tarihi bir süreci başlatan Judith üzerinde durmak istiyorum. Avrupa medeniyetini alkışlarken tarihte kimlere güzelleme yaptıklarını gözden kaçırmadan alkışlayalım. O medeniyete rönesans, aydınlanma vız gelir. Tevrat hikayesi üzerine envai türde güzelleme yapmak için en ünlüsünden harcıalemine kadar binlerce ressam sıradadır. En çok resmi yapılan hikayelerden biri de Yudith'in kafa kesme hikayesidir. Bu sanatçıların yaptıkları tablolar bugün en anlı şanlı müzeleri süslüyor mu? Süslüyor...Yapılan iş kahramanlık olarak aktarılıyor mu? Aktarılıyor. Yudith'in kestiği Asurlu generalin topraklarında yine kafalar kesiliyor mu? Kesiliyor. Peki kim kesiyor?















CİKKO MANASTIRI OSMANLI ARŞİVİ

Resim
Cikko Manastırı diye bir yer duydunuz mu? Güney Kıbrıs'ta Trodoslarda tarihi bir manastır. Kıbrıs'ın belki de en büyük Ortodoks manastırı. İşte burada Osmanlı devrinde biriken oldukça fazla sayıda Osmanlı evrakını bir güzel okumuşlar, fotoğraflamışlar ve beş büyük cilt halinde yayınlamışlar. Manastırdır, papazdır deyip geçmemek lazım. Adamlar Osmanlı belgelerini yok olmaktan kurtarmışlar. İster istemez (ismini vermeyeceğim) bir şehirdeki büyük camide bulunan Osmanlı evrakının başına gelenleri hatırladım. 80'lerde bu cami cemaati cami derneği için tarihi muvakkithane binasını gözlerine kestiriyorlar. Ancak küçük bir pürüz vardır ki muvakkithane ağzına kadar Osmanlı evrakı ile doludur. Tabii ki pürüz deniz kenarına götürülüp evrakın bir güzel yakılmasıyla halledilir. Günah olmasın diye külleri de ayak altında bırakılmaz, gömülür. İşte böyle....