Kayıtlar

Temmuz, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HAMİDİYE ETFAL HASTANESİ

Resim
Sinan ÇULUK
Baba yüreği...Sultan İkinci Abdülhamid'in ilk çocuğu Ulviye Sultan, kazayla mum ateşinden alev alarak tutuşan ve söndürülemeyen beşik örtüsü yüzünden yanarak vefat etti. Ardından diğer kızı Hatice Sultan'ı da havale veya kuşpalazından kaybetti. Kaybettiği çocukları aklına geldikçe "ben bir padişahken doktorların bu kadar ihtimamlarına rağmen bu musibetlere maruz kalıyorum, ya garibanların doktor yüzü görmeyen çocukları ne yapsın" diyerek çocuk hastalıkları üzerine gelişmiş bir hastane inşa etmeye karar verdi. Bu hastanenin adı da Hamidiye Etfal Hastanesi olarak tescillendi. Resmi evrakı antetinde de Hatice Sultan'ın hatırasına yer verilmesi beni gayet hislendirdi. Paylaşayım da hissimin hissesi dağılsın...

Antetin Yazısı:

Hayrat-ı Hazret-i Hilafetpenahi'den
Firdevs-aşiyan Merhume Hatice Sultan Hazretleri Namına
HAMİDİYE ETFAL HASTANESİ





Bugün yaşadığımız İstanbul'da çoğu kişi Hamidiye Etfal Hastanesi'nin adının nereden geldiğini bil…

DÖRDÜNCÜ MURAD'IN YAHYA EFENDİ'DEN İSTEDİĞİ TÜTÜN FETVASI

Resim
Sinan ÇULUK

Dördüncü Murad tütünü yasaklayacak ama fetvasız olmaz. Bunun için Şeyhülislam Yahya Efendi'ye müracaat eder. Sorusunu esprili bir şiir şeklinde sorar. Yahya Efendi de altta kalmaz, aynı ölçü ile fetvayı verir.

Bu fetvalar tabii ki millete sökmez ve Dördüncü Murad sonrası devlet buradaki gelir kaynağını gözden kaçırmaz. Haram olduğuna dair verilen fetva helale çevrilir. "Gelir varsa fetva devrilir."



Sual-i Sultan Murad-ı Gazi der-Hakk-ı Duhan ez-Şeyhülislam Yahya Efendi


Ey müfti-i müşkil-küşa
Ey alim-i devr-i zaman
Ey fazıl-ı sahib-eda
Dana-i esrar-ı nihan
Bu müşkili bana beyan
Etmediler cümle cihan
Kim şimdi bu halk-ı cihan
Rağbet idüp içer duhan
Bunda nef'i var mı acep
Mass etmeden nola sebep
Birkaç değildir belki hep
İçer duhan pir u civan
E ya nedir merre
Yoksa helaldir lütfeyle
Haram mıdır lillah içün
Vergel cevap şimdiki an

El-Cevap Allahu A'lem

Her kim ki şürb eyler duhan
Alur cehennemden nişan
Öz malına eyler ziyan
Ta'zir eyle u…

KIZILELMA

Resim
Sinan ÇULUK
Türk Tarihi'nin en önemli figürlerinden KIZILELMA efsanesi hakkında rastladığım bir metni sunuyorum. Kaleme alan kişi epeyce imlası bozuk biri olsa da bazı güzellikleri günümüze aktarması açısından ihmal edilmemesi gereken bir metin. Okuma güçlüğü çektiğim bazı kelimelerin doğrusunu bilenler veya tahmin edebilenler varsa paylaşsınlar lütfen... (Nokta, virgül ve cümle taksimatını kasten yapmadım. Aynı kelimeyi farklı farklı yazsa da olduğu gibi aktardım.)

METİN:

Haza Kızılelma'yı Beyan Eder

Kızıl Elma Beç'den öteye yüz altmış konakdır Kızıl Elma'nın kırk kapısı vardır üç yüz altmış haymesi [çeşmesi ?] vardır ve seksen şadırvanı ve üç yüz altmış camisi vardır orta kapıda altından teknesi var ve asılmış durur ol tekneleri seksen baz bekler ve dahi Kasım Voyvodanın türbesi ol kapının altındadır ve Gördöş Suyu kapının altından akar Ton'dan [Don?, Tuna?] büyüktür ve başkapıda seksen okka altından elması var KIZILELMA dimenün vechi budur ve dahi …

VİCDANSIZ NAİB

Resim
Sinan ÇULUK
Osmanlı devrinde bazı aristokrat! kadılar tayin edildikleri görev yerine gitmeyip yerlerine naib adı verilen vekillerini gönderirlerdi. O kazanın tahsis edilen gelirleri ve harçları esasen kadının olup, naib, kadı ile arasındaki anlaşmaya göre buralardan elde edilen gelirden belli bir ücret alırdı. Kazanın tahammülüne göre beklediği geliri elde edemeyen kadı naipleri, rüşvet ve diğer yolsuzlukları ile ahaliyi canından bezdirirlerdi. 
Bu belgede de hangi kazanın naibi olduğunu anlayamadığımız Mehmed Sadık isimli biri, hasta olup az bir ömrü kaldığı doktorlar tarafından söylenen Hacı Bakioğlu İbiş adlı bir tüccarın ölümünü bekliyor. Görev süresinin bitmesine az bir süre kalmıştır. Bu süre zarfında adam ölürse ne âlâ, ölmezse görev süresini adamın ölmesine kadar uzatmasını kadıdan istirham ediyor. İnsanlığından utanmadan, bu tüccarın iyi bir miras bırakacağını, küçük bir çocuğu olduğundan buna vasi, evkafına mütevelli tayini işlerinden iyi para kazanacağını ve külliyetli borçla…

KARTPOSTALLAR

Resim
İzmir - Profitilya'da deve kervanı...






İstiklal Caddesi ve Galatasaray ile bir benzerlik kuramadım ama öyle yazıyor.






Aksaray veya Edirnekapı taraflarında bir sokak. Kanalizasyon kaldırım kenarında açıktan akıyor, yol ortasında hayvan pislikleri ve ortalıkta dolaşan tavuklar






Tabelasında "Aksaray Polis Merkezi" yazan bir binanın iki değişik açıdan fotoğrafı. Önündeki tramvay durağında bekleşenlerin kılık kıyafetleri düzgün ama binalar dökülüyor. Eski İstanbul sokak ve mahalle fotoğraflarından bilhassa Balkan Harbi'nden sonrakilerde müthiş bakımsız, harabe, yıkık dökük bir İstanbul görürüz. Bu bir kasıt sonucu olmamıştır, bin türlü badire atlatan İstanbul'un hakiki vaziyetidir. Cumhuriyet'e miras kalan İstanbul, ceset bile değil, derisi eti sıyrılmış bir iskelettir...




PİRLEPELİ KÖY BEKÇİSİ

Resim
Pirlepe günümüzde Makedonya'nın güneyinde yer alan orta ölçekli bir şehirdir. Bu kasaba ve çevresi Osmanlı devrinde Türklerin çoğunlukta olduğu bir bölgeydi. Bir vesile ile İstanbul'a gönderilen fotoğrafta Pirlepe'de görevli köy bekçisini görüyorsunuz. Bu yiğidin görevini kuşağının üzerinde bulunan tokadaki yazıdan anlıyoruz. İlginç bir kıyafeti var. Kuzu postunu ters çevirmiş olmuş sana bir nubuk kaban. İçinde cepken benzeri üstlüğü sanki kuşakla tutturmuş. Omuzuna da bir çanta asmış. Silah taşıdığına dair bir işaret yok.

ABD polislerinin kemerlerinde taşıdıkları rozetleri bilirsiniz. Amerikalılar 1898'den önce acaba kemerlerinde rozet taşıyorlar mıydı? Hangi tarihte oraya takmaya başladılar. Bu uygulamayı bizden taklit etmiş olabilirler mi?


CEVDET PAŞA'NIN GÜFTESİ

Resim
Sinan ÇULUK
Cevdet Paşa da az değilmiş hani...Mecelleci, Tarihçi, İbn-i Halduncu, Abdülhamidçi vs. vs.  Ahmed Cevdet Paşa'nın bir de "güfteci" özelliği varmış. Ne şarkı ama... Hocam beni şaşırttı... 

Şarkı-i Diğer
Aklımı aldı benim bir nev-civan Dâd elinden ol perinin el aman Edemem hiç kimseye sırrım beyân
Aşk ile halim yaman oldu yaman Gayri yok sabretmeğe tâb u tuvân
Yansa da ateşlere cân u beden  Yâre takrir edemem bu hâli ben Bari ey bâd-ı sabâ sen söylesen
Nakarat
Eşk-i çeşmim ile yazsam arzuhal Rahm eder mi hâlime ol nev-nihâl Vaslı hülyasıyla oldum bî-mecâl
Nakarat
Kaşı üzre nâz ile eğmiş fesi Turrası başdan çıkardı herkesi Cevdet’in tâ çarha çıkdı nâlesi
Nakarat


SİNEPERVER VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ

Resim
Fatih Eski Alipaşa Caddesi'nde tarihi Sineperver Valide Sultan Çeşmesi. Restore edilmiş, iyi olmuş. Yüzü gözü açılmış. Kitabeyi de yeni yazıya aktarmışlar. Kimler yapmışsa gayretlerine teşekkürler. Birde kitabedeki tarihi doğru yazsalardı dört dörtlük iş olacaktı. 1212 olarak sehven yazılan tarihin doğrusu Hicri 1241-Miladi 1825/26 olarak düzeltilmeli. "Sahibü'l-hayrat" ile başlanmış, bunu "sahibetü'l-hayrat"  olarak tashih etmeli. Kitabenin hattatı imzasını da atmış. "Hurrire Sükuti - Sükuti yazdı" olarak bu imza da ilave edilmeli.





GOEBBELS AİLESİNİN KADER ANI

Resim
Hitler’e toplam on beş defa suikast yapıldı. Sonuncusu Tom Cruise’ün “Operasyon Valkyrie” filminde birebir canlandırılmıştır. Hitler’in başkanlığındaki Savaş Divanı’nın toplandığı salona bombalı çanta bırakan Albay Claus von Stauffenberg, gerçekleştirdiği suikastin ardından Hitler’in öldüğünü zannederek, birlikte olduğu darbeci ekibin harekete geçmesini ve tüm Nazi önde gelenlerinin tutuklanmalarını emretti.

Naziler için işler kötüye gidiyordu. Kısa sürede darbeciler ilerleme kaydederek birçok yeri ele geçirdi. Hitler’in propaganda bakanı Goebbels kendini almaya geleceklerini de bildiğinden yanağının içine siyanür tüpünü koymuştu. Goebbels, Binbaşı Remer kendisini tutuklamaya geldiğinde ona Hitler’in ölmediğini söyleyip bir de telefonla görüştürünce Remer saf değiştirerek darbecileri tutuklamaya gitti. Goebbels de ağzından siyanürü çıkardı. Şartlar bir anda nasıl da değişebiliyor. Hayat her zaman sürprizlerini bir yerlerde saklıyor, karşımıza çıkardığında da “kaderimiz” oluyor!

Bu olayd…

BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ ve AHMET HAMDİ TANYELİ

Resim
Sinan ÇULUK
Bu fotoğrafta İstanbul Üniversitesi merkez kampüsü görülmektedir. Günümüzün rektörlük binası o vakitlerin Seraskerlik binasıdır. Önündeki geniş ağaçsız bahçede askerler zaman zaman talim yaparlar. Rektörlüğün arkasındaki binalar da kışla binalarıdır. Beyazıt Kulesi'nin sağ arka tarafında yer alan Bekir Ağa Bölüğü, İkinci Abdülhamid, İkinci Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde siyasi ve askeri tutukluların kapatıldığı meşhur tutukevidir. Günümüzün İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi binasının yerinde bu tutukevi bulunuyordu. O günlerin Silivri Cezaevi denmeye layıktır. Bir önceki yönetimin önde gelen en sivri isimleri sonra gelenler tarafından buraya kapatılmışlardır. Abdülhamid dönemindeki yöneticisi Bekir Ağa'nın adıyla ünlenmiştir. Bekir Ağa'nın kim olduğu pek bilinmez ve küçümsenir ama Arşiv camiası ve sahaf dünyası için önemli bir isim olan Ahmed Hamdi Tanyeli'nin babası, büyük sosyologlarımızdan Ayda Yörükan'ın dedesidir. Mithat Sertoğlu…

ÇATALHÖYÜK HARİTASI

Resim
Dünyanın en eski haritasının hangisi olduğu tartışmalı bir konu olmakla beraber, Çatalhöyük'te bulunup 8400 yıl öncesine tarihlenen kent planı herhalde en eskisi olmalıdır. Böylesine bir medeniyete sahip toprakların bugünkü nesillerinin imar planı, harita, kent yaşamı konularında sınıfta kalması ibret alınması gereken en önemli hususlardandır. Fotoğraf ATLAS Dergisi 124. sayıdan alınmıştır.


TAK-I KİSRA

Resim
Sinan ÇULUK


Hazret-i Muhammed dünyaya geldiğinde bazı mucizelerin gerçekleştiği bilinir. Kisra’nın sarayından on dört burcun yıkıldığı kayıtlıdır mesela… İşte, asırlar öncesinden kalma bu saray günümüzde Irak sınırları içinde Medayin yakınlarında Dicle Nehri kenarında bulunuyor. 241-272 yılları arasında Sasani hükümdarı olan Şapur tarafından yaptırılmış. Mecusi olduğu halde Müslümanlar tarafından da çok sevilen Nuşirevan-ı Adil zamanında genişletilmiş. Bugün artık tarih olan haşmetli kemerine de “Tâk-ı Kisra” adı verilmiş. Farsça “tâk” “kemer” anlamına gelir. İslami edebiyatta sevgilinin kaşlarına benzetilen bu kemer münasebetiyle “Tâk-ı Kisra”ya çokça yer verilmiş. Hattâ işi düşen herkesin müracaat edebilmesi için Nuşirevan-ı Adil’in ihtira ettiği “Adalet Zinciri” de bu sarayda bulunduğundan şiirlerde buna da işaret edilmiştir. 
Bugünkü halinde görülemeyen kemer ve ön cephenin sağ tarafı, 19. Yüzyılın sonlarına ait resimlerde olanca zarafet ve azametiyle görülmektedir.

Fatih Sultan Meh…

BOĞAZ AĞRISI İLACI

Resim
Sinan ÇULUK
Serasker Rıza Paşa imzasıyla Sultan Abdülhamid'e sunulan bu tezkirede boğaz ağrısına iyi geldiği denenmiş bir ilaç tarif ediliyor. Sultan Abdülhamid'in boğazı ağrıdı mı ağrımadı mı bilemiyorum ancak onun gibi etrafında onlarca doktor, sarayında mükemmel eczanesi, kimya laboratuvarları bulunan pozitif bir adamın bu reçeteye itibar edeceğini hiç sanmıyorum. Rıza Paşa mutlaka hulus çakmak için bolca kudsiyet içeren bu ilacı takdim etti. Sultanın kullanıp kullanmadığı hakkında bir bilgimiz yok maalesef.

İlacın ne olduğuna gelince...Hazret-i Muhammed'in sütannesi Halime hatunun kabrinde bir çitlembik ağacı varmış. Buradan alınmış parçaların pamuk ipliğine bağlanarak üç İhlas ve bir Fatiha suresi okuduktan sonra besmeleyle boğaza asılması tarif ediliyor. Bu asılmanın nasıl olacağını zihnimde kestiremedim. Pamuk ipliği ağzın dışında mı bırakılıyordu acaba? Koskoca Rıza Paşa, Sultan Abdülhamid'e bu ilacı tarif ediyor ama hiç düşünmüyor ki o ağaç ne zaman kabir üstünd…

İTTİHAD VE TERAKKİ CEMİYETİ ANDI

Resim
SİNAN ÇULUK
Dînim, vatanım, nâmûsum, üzerine yemîn ederim ki, esâs maksâdı vatan ve milletiñ teâlisine ve Osmanlılarıñ ittihâd ve terakkîsine çalışmakdan ibâret olan bu cem'iyetiñ dahil olduğum şu ândan i'tibâren her dürlü ahvâl ve kavâidine tatbîk-ı hareketle beraber milletde hukûk-ı hürriyyeti bahş eden Kânûn-ı Esâsîniñ tamâmen tatbîk ve devâm-ı mer'iyyetini gâye-i maksâd bilen cem'iyyetiñ kararlarını ve uhdeme tahmil ve tevdi' edilecek olan vezâifi tamâmen ifâda tereddüd eylemeyeceğim. Cem'iyyet efrâdından biri düçâr-ı felâket olduğu takdîrde kendisine ve ailesine vus'um yetdiği kadar nakden ve bedenen mu'avenetde kusûr etmeyeceğim. Şâyed bunca taahhüdât-ı dîndârâne ve nâmûskârâneye rağmen ihânet edecek olursam alçaklık edenleriñ nerede bulunursa bulunsun tâkîbine me'mûr edilen zâbitâ-i cem'iyyetiñ icrâ edeceği i'dâm cezâsına karşı şimdiden kanımı helâl ederim.
Vallahi ve billahi...


NEVŞEHİRLİ DAMAD İBRAHİM PAŞA

Resim
SİNAN ÇULUK



Damad İbrahim Paşa 9 Mayıs 1718-1 Ekim 1730 yılları arasında 12 yıl 5 ay sadrazamlık süresi ile en uzun süre görevde kalan Osmanlı sadrazamlardandır.

“Ver kurtul” siyaseti dış politikasının omurgasıydı. Avusturyalıların binbir hakaret ve aşağılamasını da içine sindirerek imzaladığı 1718 Pasarofça Antlaşması ile Küçük Eflak, Tımışvar, Belgrad, Kuzey Sırbistan’ı Avusturya’ya terk etti.

Rusya’ya 1724 Antlaşması ile Dağıstan, Derbent ve Bakü dahil Batı İran topraklarını savaşmadan bıraktı.

Bu duruma itiraz eden Afganlılarla savaşa tutuştu. Batı dünyasıyla tek savaşı olmadan sadece Müslüman doğu toplulukları ile savaştı.

Sadarete gelir gelmez eş, dost ve akrabaları ile müthiş bir kadrolaşma faaliyetine el attı.

Bütçe açık verdikçe vergiden muaf zümreleri de mükellefler arasına kattı, orta hallilerin vergilerini kat kat arttırdı.

Toplanan vergilerle bütçe fazla verdiğinde, toplum katmanları arasındaki derin sosyal ve iktisadi çelişkileri ortadan kaldırmak yerine, milleti eğlenceye sevk…

Cavalı Arapların Savaş Mağduru Osmanlı Dul Kadın ve Yetim Kızlarını Esir Olarak Satmaları

Resim
SİNAN ÇULUK
İnsanların dayanışma ve dostluğunu kategorize ederken muhayyel İslam Ümmeti’ne ayrıcalık sağlamak ne kadar doğrudur. İnsan insandır, onun büründüğü kimliğin ve rengin önemi nasıl kategorize edilebilir. Her toplumda iyi ve kötü iç içe geçmiştir. Tarihi hayal dünyasında gezenlerden duyarsanız hayal alemine sizi de götürüp susuz getirirler. Belgeler acı gerçekleri su yüzüne çıkardığında da günümüzü yorumlayabilecek alt yapıdan mahrum olduğunuzdan "belgeler yalan söylüyor, seni gidi belge fetişisti" dersiniz.

Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun tutanağı hakikatin acı tarafını olanca keskinliğiyle yüzümüze vuruyor.

Belge Metni:

Meclis-i Vükela Müzâkeratına Mahsus Zabıtname

Cava’da mütevellid bazı Arapların badelharb Dersaadet’e ve vilayata giderek harp sebebiyle dul ve yetim kalan nisvan ve etfal-i Osmaniye’den iğfal edebildiklerini Cava’ya götürüp zahiren nikah ile fakat hakikatte cariye ve esir olarak füruht teşebbüsünde bulunduklarından bahisle tedabir-i mania ittihazı Batavya …