Kayıtlar

Kasım, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ARNAVUTÇANIN YAYILMASINA SEBEP OLACAK MEMURLAR (Devlet Haini) OLARAK NİTELENDİRİLMİŞTİ.

Resim
Sinan ÇULUK

Bugünün tarihiyle tam 100 yıl evvel 28 Kasım 1912’de Arnavutluk bağımsızlığını ilan etmişti. Karmakarışık ve sıkıntılı yılların ardından malum savaşlar, acılar yaşandı ve PARÇALANAN Devlet-i Aliyye’nin bakiyesi olarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Bu gün yüz yıl sonra da birileri bazı belgeleri eline alıp, “100 yıl önce Türkiye’den ayrılan şu devlet bağımsızlığını ilan etmişti” dedirtmemek için tarihten ibret ve ders almalıyız. Arnavutluğun ve Osmanlı’dan ayrılan diğer devletçiklerin ayrılma süreçleri dikkatle incelenmeli, o zamanlar ortalığı karıştıran mihrakların günümüzdeki uzantıları tespit edilip etkisiz hale getirilmelidir.

Aşağıdaki belgede Taşöz Mutasarrıfı Musa Kazım’ın Dâhiliye Nezareti’ne (İçişleri Bakanlığı) gönderdiği yazışmayı görüyoruz. Memleketi Yanya olması hasebiyle o civarı iyi bilen bir gözlemcinin ağzından Arnavutların Arnavutça ile eğitim taleplerinin ardında İtalyan Katolik rahipleri olduğunu görüyoruz. Bu rahipler daha çok Müslüman Arn…

SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMİD’İN FEHİM PAŞA’SININ MEKTUBU

Resim
Sinan ÇULUK


Fehim Paşa, Sultan İkinci Abdülhamid’in sütkardeşi Esvapçıbaşı İsmet Bey’in oğlu olup, genç yaşta Abdülhamid’in paşalık unvanı verdiği biridir. Bu unvanı öncelikle hafiye teşkilatının İstanbul ile yakın çevresindeki en önde gelen adamlarından olduğu için almıştır. İstanbul’a bir zamanlar nam salmış “Onikiler” adlı çetenin de perde arkasındaki o
rganizatörü olduğu iddia edilir. Genç yaşta gelen unvan ve şöhretten başı dönen Fehim Paşa, İstanbul gecelerinin en hovarda ismi olarak ün yapmıştır. Sınır tanımayan ihtirası da buna eklenince nerede duracağını bilememiş ve rivayete göre Alman Sefirinin karısına da tacizde bulunmakla soluğu Bursa sürgününde almıştır. İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte Bursa’dan Bilecik tren istasyonuna gitmek üzere uygun bir fırsat kolladığı Yenişehir’den kaçmak üzere iken ahali tarafından fark edilerek arabasından indirilip linç edilmek suretiyle öldürülmüştür.

Bu belgede sürgün olarak yaşadığı Bursa’dan bir günlüğüne İstanbul’a…

ÜÇÜNCÜ SELİM’İN TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞıNA ALET OLMASI

Resim
Sinan ÇULUK




Yukarıdaki başlık çok yadırganabilir. Bir insan padişah da olsa suç işleme hürriyetine sahip değildir. Hükümdarlığı zamanında hukuktan üstün telakki edilerek mahkemeye çıkarılamayıp adalet tecelli etmese bile, asırlar sonra tarihin yargısından kurtulması mümkün değildir. Bu yayınladığımız belgede de Sultan Üçüncü Selim tam manasıyla tarihi eser kaçakçısı kimliğinde karşımıza çıkmaktadır. Adil yargılama imkânımız olmasa bile sadece sadrazamının takririnde belirtilen husus ve kendi ikrarı bu belgeyi hükmî delil sınıfına sokmaktadır.

Bu belge kısaca Nuruosmaniye Camii avlusundaki (muhtemelen temel kazısında ortaya çıkan) bir lahit kapağının İngiltere büyükelçisine verilmesine dairdir.

Bu kadarı bazılarına normal gelebilir ancak olayın gelişimi, yolunda gitmeyen ve devlet adabına uymayan bazı hususları göstermektedir. Belgede tarih yoktur. Kimliği meçhul sefirin, tarihî eserlere olağanüstü ilgisi ve Osmanlı topraklarından birçok tarihi eseri İngiltere’ye götür…

OSMANLI DEVLETİ'NDE EMPERYALİZME KARŞI BIÇAĞI İLK ÇEKEN ŞEHİD, KUBATOĞLU SÜLEYMAN

Resim
Sinan ÇULUK
Osmanlı coğrafyası barış ve esenlik içinde hayatını geçirirken Fransa'nın emperyalist çıkarları uğruna Mısır'ı işgale kalkışması Osmanlı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu işgal zihinlerde bir değişim başlatmış, emperyalist işbirlikçiler her ne kadar o vakitler mevcut olsalar da Ezher talebelerinden Kubatoğlu Süleyman ve hocalarından oluşan bir zümre kendi başlarına işgalcilere haddini bildirmişlerdir.

Kubatoğlu Süleyman, Napolyon'un Mısır'dan kaçmasından sonra yerine bıraktığı General Kleber'i bir fedai edasıyla bıçaklayarak öldürmüştür.Bu topraklarda haçlılara ve işbirlikçilerine haddini bildiren eylemcilere fedai denir. Pavyon kapılarındaki görevlilere yakın zamanlara kadar fedai denmesi bile sanki beşinci kol faaliyetidir.

Haçlıların bu yeni versiyonunun da durdurulması mümkün olduktan sonra Süleyman'ın babasının İstanbul'a gönderdiği mektubunu, Filistin'de günümüzdeki mücadeleyi sürdürenlere ithafen neşred…

SUÇ İŞLEYİP ALTI YÜZ DEĞNEK YEDİKTEN SONRA HAPSEDİLEN TOSKANALININ AF DİLEDİĞİ MEKTUBU

Resim
Sinan ÇULUK
Balıkesir Altınova’da ticaret gayesiyle gezerken alkol müptelası olduğundan çeşitli suçlar işleyen İtalya-Toskana tebaasından Sen Tolile’nin affedilmesine dair mektubu. Suçlarından dolayı Balıkesir ve Altınova’da altı yüzden fazla sopa yemiş, 6,5 ay hapis yatmış, İstanbul’a gönderilmiş, Babıali tomruğunda hapis
yatıyormuş. Bu kadar sopayı yedikten ve hapis yattıktan sonra “artık terbiye oldum, ırzım ve edebimle oturacağım” deyip affını diliyor. Ancak bu belgenin yanında çıkan diğer belgelerden affedilmek bir yana İkinci Mahmud tarafından kürek cezasına çarptırıldığını anlıyoruz.
Belge Metni:
Devletlü, inayetlü, merhametlü, efendim, sultanım, hazretleri sağ olsun.
Arzuhal-i kullarıdır ki. Toskan himayesinde olup Ayazmend tarafında tüccarlık ederken işrete mübtela olup bu sebepten türlü taksirat edip, vakıama mebni ba-mazbata bu tarafa geleli hayli müddet Babıali tomruğunda mahpus olup Ayazmend ve Balıkesir’de altı yüzden mütecaviz değnek yeyüp, üç mahalde a…

ERMENİDEN DÖNME SAVCI RECAİ EFENDİ’NİN TAHKİK EDİLMESİ

Resim
Sinan ÇULUK

Padişah İkinci Abdülhamid’e
Kolu kırıldığından mağduriyetini mahkemeye taşıyan Saliha Hatun, Ermeniden dönme savcı Recai Efendi’nin emriyle polisler tarafından herkesin içinde donu ve feracesi yırtılarak hapsedilmiştir. Adalet dileyen bir hatuna yapılan bu işkenceye tahammül edemediğimden savcının zalimliğini İslamiyet namına arz ve ihbar eylerim.
Hatib Hafız  Ahmed  Sultan İkinci Abdülhamid’e çekilen ihbar telgrafının ardından Babıaliye, Adana'da geçen bu olayın araştırılması talimatı verilmiştir.


Belge metni:
Atebe-i ulya-yı hazret-i şehen-şahiye
Kolunun şikestiyle ma’duriyetinden dolayı Mersin’den istinaf-ı dava eden Saliha Hatun Ermeni’den mühtedi müddei-i umumi Recai Efendi’nin emr-i hoduyla polisler tarafından ala-mele’in-nas don ve feracesi yırtılarak enva-i hakaretle hapsedildi. Muhadderat-ı İslamiye’de istid’a-yı ma’delet eyleyen bir hatuna şu suretle işkence olunmasına hasebü’l-ahlak tahammül edemediğimden müddei-i umuminin mezalim-i vakıaısını …

POSTA TATARININ İŞTEN POSTALANMASI

Resim
Sinan ÇULUK


Mührü Hasan Hüseyin gibi okunan, muhtemelen vali sancakbeyi gibi üst yönetici bir zatın 1819 senesine ait mektubunu takdim ediyorum. Eskiden her yerleşim merkezi arasında olduğu gibi, taşra ile İstanbul arasında da haberleşme posta tatarları aracılığı ile yapılıyordu. Bunlar bilhassa vali, sancakbeyi, mutasarrıf gibi taşra görevlilerinin merkez ile olan irtibatını sağlarlardı. Arşiv’de incelediğim mektuplar arasında Şam’dan yazılan bir mektubun dört gün sonra İstanbul’da Bab-ı Ali’de işleme alındığını gördüm. Bugün de herhalde o kadar sürede gelir.


İşte bu tatarlar yerel yöneticilerin kapı halkı arasında sayıca epey yer tutarlardı. Bunların istihdam usullerinde de personel arasında tahrik edici fitne çıkarmak, iş barışını bozmak ve patronun isteği dışında işler yapmak işten çıkarma için gerekçe olarak kullanılıyordu. Yine de üslup bir taraftan gayet kibar “kısmetini başka yerlerde arasın”, bir taraftan incitici “defedin gitsin”.
Mektubun metni:
Atûfetkârâ …

KÜFÜRBAZ HARİCİYECİNİN MEKTUBU

Resim
Hariciye Nezareti memurlarından birinin kendi teşkilatındaki Zeki isimli birine yazdığı mektup bu güne kadar Osmanlı Arşivi’nde gördüğüm en “küfürbaz” belgedir. Okurken adamın küfürlerini bugün bile duyar gibi oluyorum. Mektubun sahibi biranın verdiği güç ve kahramanlıkla bu mektubu yazdığını söylüyor. Adam herhalde içmeye yeni başlamış veya içkiye çok dayanıklı biri çünkü yazısını gayet rahat yazmış. İfade ve üslup hayli enteresan. Poşetlik bu mektubu da paylaşayım dedim, tamamına sansür tatbikine elim varmadı, bir yeri de siz tahmin edin...Affola…
“Behey eşek Zeki!
Senin de artık sakızın boka düşüyor. İtimat ettiğin müdür beyefendin de hapı yakında yutacak. Zaten sen bir eşeksin. Müdür seni mümeyyiz yapacak ümidini beslemekte idin. İşte şimdi üçün aldın birini. Behey anasını avradını eşekler s-----i. Ne boş beyinli herifsin. Zaten sen bir eşeksin. Senin gibi yıpranmışlar bu teşkilatta olmazsa da altı ay sonraki teşkilatta Okmeydanı açıklarına birinci liva tayin olacaksın. Bu muhakka…

OSMANLI DEVLETİ ARNAVUTÇA HUTBEYE İZİN VERMEMİŞTİ

Resim
Sinan ÇULUK

Günümüzdeki Cuma namazlarında Kürtçe hutbe okuma taleplerinin bir benzeri Arnavut milliyetçileri tarafından da dile getirilmiştir. Onlar da ikiye ayrılmışlar, bir kısmı Arnavutça hutbe oku
nmasını, diğer kısmı da Arapça hutbe okunmaya devam edilmesini istiyorlardı.

Şeyhülislam Ömer Lütfi Efendi’nin bunu caiz görmemesi ve Sultan İkinci Abdülhamid’in de Arnavutça hutbenin şiddetle karşısında durması üzerine milliyetçi Arnavutlar da (o dönem için) ısrarlarından vazgeçmişlerdir.

"Şevketlü efendim hazretleri,
Arnavutluk’ta ahali iki kısım olarak bir kısmı Cuma günü minberde hutbe Arnavut lisanı üzere okunmasını iltizam, diğer kısmı Deraliyye’de (İstanbul) ve sair biladda olduğu gibi lisan-ı Arabi üzre okunmasını iltizam ile her biri aharın aleyhine kıyama hutbe bahsini sebep ittihaz eylemişler idi. Bu misilli ihtilafın def’ ve izalesini havi Şeyhülislam-ı sabık Ömer Lütfi Efendi tarafından 29 Mayıs 1307 tarihli İşkodra Valisine emirname yazılmış imiş. Şimdi…

BAB-I HÜMAYUN - ALİ B. SOFİ HATTI İLE MÜSENNA KİTABESİ

Resim
Sinan ÇULUK
Topkapı Sarayı Bab-ı Hümayun (Saltanat Kapısı) üzerindeki bu kitabe, yeryüzünde gördüğüm yazılar içinde meftun olduğum, nefasetini anlatmak için kelime dağarcığımın kifayet etmediği bir şâheserdir. Ali bin Yahya Sofi tarafından müsenna celi sülüs hat ile 1478 tarihinde yazılmıştır.

Bu hattat mimariden, geometriden, matematikten anlamadan bunu yazamaz. Estetik anlayışı hangi münbit iklimde bu kadar damıtılmış olabilir. Soyut sanat kavramını ortaya koyan Batı Dünyası bu kitabedeki yazı üzerine hiç düşünmüş müdür?

Kitabenin yazıları karşılıklı olarak istif edilmişlerdir. Buna müsenna yazı deniliyor. Yani aynadaki aksini yazının karşı cihetine yerleştirdiklerinde ortaya çıkan soyut resim gibi de algılanabilecek bir yazı sanatıdır.

Kitabede Hicr suresinden dört ayet yer alır. Kanunnamesi’nde kardeş katlini kanuni hale getiren Fatih Sultan Mehmed’e cevap veriliyor hissini uyandıran manaları muhtevi ayetlerin seçilmesi hayli şaşırtıcıdır.

Kitabenin metni;
Bismillahirr…

İNEGÖL VERGİ DEFTERİ - 1847

Resim
Sinan ÇULUK
İnegöl'den 1847 senesinde tahsil edilen verginin kayıtlı olduğu defter Osmanlı Arşivi'nde korunmaktadır. Vergi mükelleflerinin gücüne göre sınıflandırmaya gidilmiş, en üst dilimden Cuma Mahallesi için 300 kuruş vergi tahsil edilmiştir. Cuma
Mahallesi'nde 161 hane reisi vergi mükellefi olarak kayıtlıdır. Diğer mahalle ve köylerin de kayıtlı olduğu bu defterden çok ayrıntılı istatistiki sonuçlar çıkıyor. O tarihte Cuma Mahallesi'nde sakin olan dedelerimizin isimleri ilginizi çeker umuduyla.

İNEGÖL VERGİ DEFTERİ 1847
CUMA MAHALLESİ 

Sıra No-Sınıfı- Vergi Mükellefi Hane Reisi- Vergisi kuruş
1. 1 Sadıkzâde Mehmed Ağa 300
2. 1 Şenbelzade Hacı Ahmed Ağa 300
3. 1 Çukadarzâde İbrâhim Ağa 300
4. 1 Kumaş Damadı Hüseyin Ağa 300
5. 1 Hekimzâde Hacı Ahmed Ağa 300
6. 2 Vekiloğlu İbrahim Ağa 255
7. 2 Mürselzâde İbrahim Ağa 255
8. 2 Kengerzâde Süleymân Ağa 255
9. 2 Hacı İbrâhim Ağa 255
10. 2 Hacı Ahmedoğlu Ahmed Ağa 255
11. 2 Cinoğlu Hasan Ağa …

TÜRKÜ ÇAĞIRAN KATİP ADAYI HAFIZ MEHMED’İN MEKTUBU

Resim
Sinan ÇULUK 

Rumeli’nde Preveze civarında görevli bir devletlinin yanında kâtiplik hizmetinde bulunan Hafız Mehmed’in, kızkardeşi Degeşhano’ya [böyle okunuyor] yazdığı mektubu bizlere yeni bakış açıları getirecek değerdedir. Öncelikle Rumeli’nde de gayet sade ve güzel bir Türkçe kullanıldığı belli oluyor. Hizmetinde bulunulan Paşa’nın “more” hitabını kullanması onun Arnavut olduğunu akla getiriyor, eğer öyleyse ortak bir değer olarak yaşatılan türkülerden haz aldığını anlıyoruz. Mektuba, arşiv tasnif heyetince Hicri 1220-Miladi 1805,1806 tarihi tahmini olarak verilmiştir. Bu yıllara ait olması halinde 1797’de isyan eden meşhur Vidinli asi Pazvantoğlu’na türkü yakıldığını ve bir devlet görevlisinin bu türküyü konağında çekinmeden söylettirdiğini görüyoruz. Baba Paşa Türküsü, Pazvantoğlu Türküsü ve Sultan Selim Türküsü gibi türkü repertuarımızın bu devirden tespit edilebilen üç türküsünün kayda geçirilmesi açısından da bu mektup önem kazanmaktadır.
Aşağıda, bürokrasinin en alt kademeleri…

TÜRK SİYASI TARİHİNİN (bugün belgesi mevcut olan) İLK MUHTIRASI

Resim
Sinan ÇULUK


Sevgili dostum Fikret Sarıcaoğlu'nun, Temmuz 2000 tarihli Popüler Tarih Dergisi'nin 2. sayısında yayınladığı belgeyi, bugünlerde yeniden hatırlamak üzere ben de mükerreren neşrediyorum.

MEŞHUR REDHOUSE SÖZLÜĞÜNÜN YAZARI JAMES REDHOUSE HAKKINDA BİR TAHKİKAT RAPORU

Resim
Sinan ÇULUK


Redhouse aslında ateist iken Türkiye'de Müslüman gibi görünmüş, bizimkiler de bunu bildikleri halde hizmet almaya devam etmişler. Sözlüğünü biz bugün nasıl beğeniyorsak eskiler de demek ki öyleydi.
Bu belgede de dedelerimiz konuştukları lisana Osmanlıca yerine Türkçe diyorlar. 1839 yıllarına tahminen tarihlenen bir belge. Belge Metni: