Kayıtlar

Mayıs, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İÇKİ MESELESİ

Sinan ÇULUK

Hükümetin son atağıyla içki aleyhtarları ve taraftarları gibi iki keskin uç ortaya çıktı. Referansını İslam’dan almayan, Laik hukuk ve anayasaya bağlı bir hükümetin, yaptığı icraatı İslam’ın gereği olarak değerlendirdiğini Başbakan’ın bugünkü (28 Mayıs 2013) konuşmasından anlıyoruz. Hükümet açısından bağlayıcılığı olacak bu sözlerin Başbakan’ın dilinin ucundan savrulmadığını, İslami hassasiyetleri ağır basan toplumsal cephenin taleplerine (aslında o cephenin öncelikli talepleri her ne kadar içki olmasa da) bir karşılık verildiğini rahatlıkla söylemek mümkündür. O cephenin söz sahipleri domuz etinin kesimlik hayvanlar arasından çıkarılmasını, GDO ve helal gıda denetimini, faizin kaldırılmasını, başörtüsünün serbest kullanımını talep ederken cılız sesler çıkarsalar da hiç beklemedikleri yerden bir ikramla sarhoş olmuş durumdalar.

İçki haramdır, bütün kötülüklerin anasıdır. Bu kaziyye itikadımca doğrudur, iman ederim. Domuz eti de haramdır. Nas ile yasaklanmıştı…

İBNÜLEMİN'İN BAŞBAKAN ADNAN MENDERES'E MEKTUBU

Resim
Sinan ÇULUK
İbnülemin Mahmud Kemal İNAL'ın  edebiyat öğretmeni olan yeğeni ve kocasının İstanbul'daki okullardan birine tayin edilmelerine dair devrin başbakanı Adnan Menderes'e yazdıkları mektup. İlginç olan husus o tarihlerde Osmanlı Alfabesi ile yazılmış olması. 
Maruz-ı âcizanemdir Bin dürlü meşguliyet arasında tasdi’ etmek saygısızlıktır. Fakat maarif idaresinin bendenize karşı gösterdiği saygısızlık, ötekine nispetle devede kulaktır. Bu sebeple affolunacağı tabiidir. Tek zahir ve muinim olan yeğenim ve zevci Aydın Lisesi Edebiyat öğretmenleri Selma ve Nihad Akay’ın İstanbul liselerine yahut orta mekteplerine nakilleri hakkında mükerreren vaki’ olan ricama, prensipçiler, kulak vermediklerinden kemal-i ümid ve itimad ile zât-ı sâmînize niyazname takdim etmiştim. Lütfen alaka gösterileceği işitilmiş ise de aradan üç ay geçtiği halde bir eser zuhur etmedi. Bu milletin irfanına elli yıl hizmet ettim, hâlâ ediyorum. Bir buçuk milyon lira kıymet takdir olunan kütüphanemi ve pe…

ŞEHZADENİN EVİNİ DE SOYARLAR, HEM DE DÖRT DEFA…

Resim
Sinan ÇULUK

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Resim
Sinan ÇULUK

Kurtuluş sürecini lokal mücadelelerin önceliği sonralığı gibi kronolojik ayrıntılara boğmaya gerek yoktur. Türk Milleti emperyalizme karşı verdiği İstiklal Harbi’ne bugün başlamıştır. 

Örgütlü ve bilinçli bu mücadelenin tarafları bellidir. Güneşi balçıkla sıvamaya kalkarak, topyekûn bir milletin esaretten kurtuluş savaşını karalayanların da safları bellidir.

Ülkemizin kendine özgü bir idare geleneği vardır. Demokrasi denilen sistem ile yönetilmediği halde anlayış itibariyle çok daha demokrat zamanlarımız olmuştur. Bu idari şeklin en önemli sacayağı yeniçeri, esnaf ve ulema idi. Ulema zaten verdiği fetva ile Padişah’ı bile yerinden edebilirdi. Yeniçeri Ocağı ise esnaf ve ulemada temsil edilen ahalinin dayanak noktası, saltanatın gücünü dengeleyen kuvvetler ayrılığı ilkesinin tezahürüdür. 






İkinci Mahmud devrinde on dört sene Merci-i Devlet namıyla gücünün zirvesindeki Halet Efendi’yi suçlayan Cevdet Paşa’nın Tarih’inden birkaç satırın görüntüsünü yayınlıyoru…

AYASOFYA'NIN İZNİK ÇİNİSİ HAYRAT PANOSU

Resim
Sinan ÇULUK
643 senesinde Receb ayının ilk günlerinde Ayasofya Camii’ne asılmış bir pano.Muhtemelen Regaib Kandili hatırası…

İznikli Tabakzade Kethüdayeri Mehmed Bey tarafından hayrat olarak asılmış. İznikli birinden herhalde İznik çinisi gelir. Kabe, Mekke ve Medine tasvirli…

Aidiyet Kitabesi:

Sahibü’l-hayrât ve’l-hasenât Tabakzade Kethüdayeri Mehmed Bey el-İznikiyyü’l-cündî.

Hayra yazsun şerrini anın Kirâmen Kâtibîn
Kim anarsa bir duadan işbu hayrın sahibin

Tahriren fî evâil-i Recebü’l-Mürecceb li-seneti selase ve hamsîn ve elf. Allahümmağfir li-sahibihi ve’l-katibihi ve kariihi. Sene 1053. [Eylül 1643]

Sahibü’l Hayr rûhîçün Fâtihâ maa’s-Salavât.


TASHİH

"II. Mahmud ' un asırlardan beri devletin yönetildiği Topkapı Sarayı'ndan çıkmak istemesinin sebebi, sadece babası lll. Selim 'in bu sarayda öldürülmüş olması ve dolayısıyla onun geçmişten kaçmak istemesi değildi." Bu ibare en önemli ve ciddi ansiklopedimizin bir maddesinden alındı. Maddi hatanın ne olduğunu ilgilenenler kolaylıkla bulabilir. Hatadan münezzeh olmak Allah'a mahsus. Hatanın sahibi değil hatayı öne çıkarmak gerek. Maksadım üzüm yemektir, bağcıyı döğmek değil. O yüzden isim vermiyorum. Sadece bu kadar ciddi çalışmalarda bile editörlük müessesesinin önemi ortaya çıkıyor. Yıllardır elde dolaşan ansiklopedinin ilgili maddesinde, bu sakat temel üzerinden bir bina inşa ediliyor. Biraz daha dikkat. Ülkemizde ahbap çavuşlar sistemi hakim olduğundan beri eleştiri de ortadan kalkınca hata yapanın yanına kar olarak kalıyor. Okur okumaz hatayı fark edemeyenler, ufak bir araştırma ile tespit edebilirler...

TAĞYİR-İ EZHAN

Resim
Sinan ÇULUK
Ülkemizde siyasi otorite her zaman dini otoriteyi evirip çevirmiştir. Bu durum Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde de, hukuk kodlarını İslam’dan alan Osmanlı Devleti’nde de aynı şekilde cereyan etmiştir. Siyasi otorite için toplumun aykırı fikirlerle tanışması her zaman ürkütücüdür. Kaynağı ne olursa olsun farklı fikirler “tağyir-i ezhan” kategorisindedir. Son devir gençliği bu “tağyir” kelimesini “eski TCK. 146. madde ”den gayet iyi hatırlıyor.

Paylaştığım belgenin kilidi de bu kelimedir, açılırsa belgenin muhtevasına nüfuz edilebilinir. Sadaretin meramına yan desteği olarak kullandığı fıkhi terminoloji, toplumsal fayda temininde bir araç olmaktan başka anlam taşımamaktadır. Günümüzde olduğu gibi bilhassa kadınların falcı ve muskacılar tarafından dolandırılmalarının da önüne geçmek imkânsızdır. Geriye kala kala "tağyir-i ezhan" kalıyor. Eksersizi şimdilik sayfamızın takipçilerine bırakıyorum.

Belge Metni;

Şeyhülislam Efendi Hazretlerine
Bağdad ve Mağri…

CUMA HUTBESİNDEN SONRA DUA OKUNUP SESLİ ÂMİN DENİLMESİ

Resim
Sinan ÇULUK

Naib görevine gitmeyen kadı’nın kendi yerine gönderdiği vekilidir.

Eğin Naibi olan şahıs da sicili bozuk bir kimse olup bir yandan da mahkemesi devam etmektedir. Bu naip İkinci Abdülhamid’e bir mektup göndererek Cuma namazlarında padişah namına hutbe okunduktan sonra cemaate ellerini açtırıp Padişah için dua ettirdiğini ve cemaatin de sesli olarak âmin dediklerini yazmıştır.

İslam geleneğinde böyle bir uygulama olmadığını bilen Sultan İkinci Abdülhamid, Şeyhülislamlık Müsteşarı Ali Rıza Efendi’den bir anlamda görüş istemiştir. Müsteşar efendi de sabahtan akşama kadar bu konu üzerine çalışıp, fıkıh kitaplarından derlediği malumata göre fikrini Hünkâr’a bildirmiştir.

Bu malumata göre Cuma namazı hutbesinden sonra cemaatin ellerini açıp yüksek sesle âmin demelerinin caiz olmadığı, aksi takdirde günahkâr olacakları, bu uygulamayı getiren naibin iyi niyetine hükmedilemeyeceği, zaten sicilinin de bozuk olduğu bildirilmektedir.

Kendine yalakalık yapılmasını istemeyen…

KEMANİ TATYOS EFENDİ

Resim
Sinan ÇULUK
28 Nisan 1913 tarihli Şehbal Gazetesi’nden alınma bir haber sunuyorum.


Tam yüz yıl öncesine ait bu haber Ermeni cemaatinden bir Osmanlı vatandaşı iken o sıralarda vefat eden Kemani Tatyos Enserciyan Efendi’nin ardından kaleme alınmıştır. Türk musikisinin en beğenilen birçok şarkısında imzası vardır. “Gamzedeyim deva bulmam” diye bilinip halen beğeniyle dinlenen Uşşak şarkı onun bestesidir. Bu topraklarda huzur içinde bir arada yaşama kültürünü geliştiren Anadolu insanına selam olsun. Bu kültürü dinamitleyen her unsur da belasını bulsun. 









ŞEHBAL GAZETESİNDEN İKTİBAS:

Müteveffa Kemani Tatyos Efendi Sefalet ve mahrumiyet içinde muhît-i bî-kaydına veda eden bu zavallı musikişinasın bir kıymet-i sanatkaranesi vardı, o derecede ki “piyasa” denilen mehafil-i musikiyenin en muktedir söz bestekarı idi denilebilir. Tatyos Efendi Ortaköy’de 1274 tarihinde tevellüd etmişti. Bir çok şarkılar bestelemiş, müteaddid saz âsârı tasnif etmiştir. Ez-cümle Rast, Uşşak, Hicazkâr Kürdî…

TÜRK ASKERİ NEDEN SAÇLARINI ÖREREK ATKUYRUĞU ŞEKLİNDE UZATIRDI

Resim
Sinan ÇULUK
Klasik dönemin günümüze göre vahşi usullerinden biri de savaş meydanında kesilmiş kafaların toplanarak bir yere yığılması idi. Bu meydandaki kesilmiş kafaları toplamanın en kolay yolu ağız içine el sokularak bir yerden diğerine nakledilmesiydi. Türklerin çoğu savaş meydanında eğer şehit olurlarsa kâfirin mundar elinin ağızlarının içine girmesini istemezlerdi. En önemli tedbir olarak saçlarını uzatırlar ve savaş zamanı tepedeki kısım hariç kafalarını kazıtırlardı. Bu kalan saçları da kalın bir atkuyruğu saç örgüsü yaparlar ve üzerine miğfer, barata gibi uygun olan serpuşlarını giyerlerdi. Eğer şehit olurlarsa, bu at kuyruğu düşmanın kelle toplarken işine gelir ve ellerini Türk askerinin ağzına sokmadan kesik kafaları saçlarından tutarak taşırlardı. 

Polonyalı ressam Jan Mateiuko’nun “Jean Sobieski III repoussant les Turcs ausiège de Venne” isimli tablosunda bu vaziyete dair bir ayrıntıya rastladım. Polonyalı Jan Sobieski’nin Viyana önlerindeki Türk karargâh…

ESAD EFENDİ KÜTÜPHANESİ SÜTUNLARI

Resim
Sinan ÇULUK
Sultanahmet/Yerebatan'daki Esad Efendi Kütüphanesi'nin iç görünüşü. Şimdi halı ve hediyelik eşya galerisi olarak hizmet veriyor. Bu kadar küçük bir bina ve kubbeler için bu sütunlara ne gerek vardı. Taşıyıcı olarak duvarlar bile yeterdi. Yoksa burası Mason Locası olarak mı yapılmıştı.

İhtimalleri sorguluyorum. İlave malumatı olan var mı?



İSTANBUL ÜNİVERSİTESİNİN SÜLEYMANİYE KAPISI

Resim
Sinan ÇULUK
İstanbul Üniversite'sinin yıllar önce kapatılan tarihi Süleymaniye kapısı ve meydan çeşmesi. İki foto aynı yerden çekilme. Eski olan 1890'lara aittir. Aralarındaki fark sadece seneler değil, nasıl da değişmiş. Kapının üstündeki bina burasının Seraskerlik olduğu zamandan kalma askeri kışla binasıdır. Yokedilmiş.

Bu kapıyı hiçbir rektör açamadı, hala kapalı. Gerekçesi, öğrencilerin Süleymaniye Camii ile sosyalleşmesinin ve bütünleşmesinin önüne geçilmesi. Burası Beyazıt'a göre nispeten sakindir, öğrenciler komutayı her an ele alabilirler.

Zaten Deniz Gezmiş ve arkadaşları da bu kapıyı kullanarak, Süleymaniye doğumevi sırasındaki Malatyalıların kahvelerine takılıyorlardı.

Bizde çözüm Gordiyon'dan beri düğümü kılıçla kesmekten ibarettir. Engelleyemezsen toptan kapatırsın, mesele hallolur.

Bu kapıyı açacak adamı bu millet minnetle anacaktır.


TERORİST SALDIRILARIN ZAMANLAMASI

Sinan ÇULUK
Osmanlı coğrafyasının bugünkü parçalı devletleri üzerindeki emperyalist saldırıların hicri takvim ile karşılıklarının tespit edilmesi gibi kapsamlı bir iş öneriyorum.

Üç aylar, kandil geceleri ve dini bayram günleri bu coğrafyada sürekli kan ve gözyaşı akıtılıyor. Bugün Reyhanlı saldırısı- üç ayların başlangıcı ve Receb ayının biri. Saddam da Kurban bayramının birinci günü asılmıştı. Yoksa Selahaddin Eyyübi'nin Kudüs'ü Miraç gecesi fethetmesi hala unutulmadı da bir hatırlatma mı yapılıyor.

Tabii ki önce sonuçları görmek lazım, erken hüküm vermemeli. Zamanı ve teknik bilgisi olan birileri bu saldırıların, patlamaların tarihini tespit etse ve eşleştirse ne çıkacak merak ediyorum.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN TÜRK MİLLETİNE SON ARMAĞANI HATAY VİLAYETİ’DİR

PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN TÜRBESİ

Resim
Sinan ÇULUK


Bu fotoğraf çok kişinin kafasını karıştıracaktır. Aksaray semtinin nasıl tarumar edildiğini, İstanbul’un ortasındaki bu nezih mahallenin, gelişmişlik safsatası uğruna fuhuş, karapara ve her türlü pisliğin döndüğü bir merkez üssü haline getirildiğinin de ispatıdır.

Solda Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın türbesi, sağda ise camii karşımızda durmaktadır. Bu Valide Sultan, oğlu Abdülaziz ve torunu Veliahd Şehzade Yusuf İzzettin Efendi ne yaptılar ki nesiller boyu dinmeyen bir kin ve nefrete kurban gittiler. Nezdimde zerre kadar itibarı kalmayan Cevdet Paşa bile İkinci Abdülhamid’e yalakalığını yapmak için sunduğu Tezakir’de, Pertevniyal’i Baron Hirsch’ün rüşvet verdiği mürteşiye olarak gösterir.

Yılmaz Öztuna neye dayanarak iddia ediyorsa Pertevniyal’in soyunu Türk olarak belirtir. Saray çevresinden kalanlardan edindiği malumat bu yönde olabilir. Belki de sır burada gizlidir.

Bu mazlum ocaktan önce Sultan Abdülaziz cinayet süsüyle katledil…