Kayıtlar

Ağustos, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN

Resim
Bu dünyanın işlerine aklım ermeye başlar başlamaz rahmetli dedemden Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı hikayeleri dinleyerek büyüdüm. Ben 17 yaşındayken o 87 yaşında vefat etti. Piri İbrahim Hoca'dan dinlediklerim gerçek, yaşanmış ve ağır bedellere mal olmuş hikayelerdi. Bütün o şanlı maziyi rahmetli dedemden dinlemiş biri olarak, tarihçi olmasam da İstiklal Harbimiz hakkında yalan, tezvirat ve iftiralarla dolu anlatılara itibar etmezdim. Ne var ki bu gazilerimiz henüz sağ, melekeleri yerinde iken "canlı tarih anlatıları"na önem verip kayda geçirmeyen başta Türk Tarih Kurumu, TRT, Sinema Akademileri, Harp Akademileri, Tarih Bölüm ve Enstitüleri olmak üzere ne kadar ilgili kurum varsa hepsi suçludur. Bu kurumlar günümüzde İstiklal Harbi'ni inkar, itham, iftira ve isnat yoluyla küçültmeye karalamaya çalışanların ekmeğine yağ sürmüş, belki de en azından bir kısmı bu ihanete bilinçli olarak kalkışmışlardır. Devletimizin kuruluşundan sonra yıllarca bu vatanın harcını kanları i…

ALİ FİRUZAN BEY'İN MEKTUBU

Resim
Osmanlının son dönem mutasarrıflarından Ali Firuzan Bey, 8 Mart 1922 tarihli bir arzuhal yazarak son sadrazam Tevfik Paşa’ya gönderir. O tarihlerde görevden el çektirilmiş, mazul bir mutasarrıf olarak daha önce gönderdiği ve alelusul işlem yapılarak sonuçlandırılmayan bir talebinin yerine getirilmesi için sadrazamdan ricacı olur. Dahiliye Nezareti Memurin Kalemi'nde bile yapılması mümkün basit bir talep olduğunu belirttiği husus için hiyerarşiyi atlayarak, gözünü karartarak sadrazama yazmıştır. Artık bıçak kemiğe dayanmış bir halde olmalı ki arzuhalinin altına şu mısrayı ve notu kaydeder.

“Kalmadı gayrı tekâpûya mecâl ey Vehbî
Oturup gûşe-i ‘uzletde tahiyyât okuruz
Diyen şâir-i kadim gelsün de görsün, biz tahiyyât şöyle dursun derd-i maîşet yüzünden üç “Kulhuvallahi”yi bir yere getiremiyoruz.
A.F.”
[Şair-i Kadim: Sünbülzade Vehbi, Tekapu: Dalkavukluk
Guşe-i Uzlet: Uzlet Köşesi]



HAMİD'İN RUHŞAH'A MEKTUBU

Resim
Sultan Birinci Abdülhamid’in pek sevdiği Ruhşah hanıma yazdığı mektuplar yıllardır bilinir. Genellikle bu mektupları padişahlığı sırasında yazdığı iddia edilmektedir. Sevdiğinin ayağı altına yüzünü gözünü sürerek geceleyin gelmesi için dil dökmesi çok hoş karşılanmaktadır. Ben de akıl yürüterek bu mektupların şehzadeliği zamanına ait olduğunu ve padişah olsa idi bu kadar yalvarmasına gerek kalmayacağını düşünüyorum. İşte bizzat Sultan Abdülhamid’in elinden çıkma o güzel mektuplardan biri…

METİN

Ruhşahım Hamîd'in Sana Kurban Ola

Cenab-ı Hallâk-ı Âlem cemî mahlûkatın halikıdır. Bir kusur ile azâb eylemez. Efendim, sana bende olmuş bir kulunum, ister beni darb eyle, ister öldür, sana teslimim. Bu gece gel, niyazımdır. Billahi sebeb-i illetim ve belki mevtim olursun. Ayağın altına yüzüm gözüm sürerek rica ederim, kendimi zabt edemiyorum.

Billahilazim.


BİR MÜHTEDİ SÜNNET OLUNCA GÖZLERİNDEN NİYE YAŞLAR BOŞANIR?

Resim
1900 yılında Müslüman olup Ahmed Tevfik ismini alan biri Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’yi aracı kılarak padişah İkinci Abdülhamid’e bir teşekkür mektubu gönderir. Ahmed Tevfik’in kaç yaşında olduğunu bilemiyoruz ama ilerlemiş bir yaşı olduğu anlaşılıyor. Adamcağızı Müslüman olduğunda o yaşına rağmen sünnet olmaya Hamidiye Etfal Hastanesi’ne göndermişler. Çok anasının gözü biri olmalı… Can acısından gözlerimden yaşlar boşandı diyemiyor ama hastanede gördüğü ilgi ve şefkatten çok duygulanarak gözlerinden yaşlar boşandığını epey tumturaklı laflarla İkinci Abdülhamid’e bildiriyor.
METİN:
Cenab-ı Rabb-i Mennân halife-i Resûl-i Zîşân veliyyinimet-i bî-imtinân padişahımız efendimiz hazretlerini mâdâme’l-ekvân erîke-pîrâ-yı şevket-destân buyursun amin. Kulları mahzâ eser-i tevfik-i Bârî ve hidâyet-i Samedânî olarak bu kerre şeref-i İslam’la müşerref oldum. Vâsıta-i şeyhülislâmî ile lede’l-arz hakk-ı ubeydânemde şeref-sünûh ve sudur buyurulan irade-i hikmet-ifâde-i cenâb-ı hilâfet-penâhî mantûk-ı…

TÜRK DEVLETİNDE “PARALELE HÜCUM” GELENEĞİ

Resim
Sultan Dördüncü Murad, Bağdat Seferinden dönerken uğradığı Diyarbekir’de o devrin en önemli mutasavvıflarından biri sayılan Urmiye Şeyhi Mahmud Efendi’yi idam ettirmiştir. 

Kırk bine yakın müridi olan, Azerbaycan’dan Bağdat’a kadar geniş bir coğrafyayı Diyarbekir’deki tekkesinden etkisi altına alan bu şeyhin, müridleri nezdindeki itibarı padişahlardan fazlaydı. Haliyle vücudu devletin bekası için muzır addedilerek ortadan kaldırılmasına karar verilerek idam edildi.

O yıllarda gerek devlet erkânı, gerekse halk nezdinde lehte ve aleyhte çok farklı tepkilere maruz kalan bu olay Tarih-i Naima’da ve muasır diğer kaynaklarda da anlatılmaktadır. Naima Mustafa Efendi’nin, Kâtip Çelebi’nin “Fezleke”sinden naklettiği ve aşağıdaki satırlarda yer alan idam gerekçesi o devirden günümüze kadar devletin zaman zaman tarikatler ve cemaatler üzerine saldığı tedhiş ve korkunun da ortak gerekçesidir.

Dördüncü Mehmed, Dördüncü Murad, İkinci Mahmud, İkinci Abdülhamid, Mustafa Kemal Atatürk ve şimdilerde Recep…

SULTAN BİRİNCİ ABDÜLHAMİD’İN MEDET UMDUĞU TILSIMLI YAZILAR (VEFK)

Resim
Avrupa 18. yüzyılda Osmanlı karşısında kesin üstünlük kazanmaya başladığında Aydınlanma ilkeleri ile bilim ve teknolojide hamle üstüne hamle yapıyordu. Bu zaman diliminde Sultan Üçüncü Mustafa’nın Prusya kralının başarılarında payı olduğuna inandığı müneccimlerini bir süreliğine kendisine emaneten vermesi talebiyle Ahmed Resmi Efendi’yi elçilikle Almanya’ya gönderdiği bilinen gerçeklerdendir. Ne var ki halefi Sultan Birinci Abdülhamid’in de Şamlı Şeyh Yusuf Kürdi isminde tılsım, vefk, define vb. gizli ilimlerle! uğraşan birinin himmetinden medet umduğu bilinmez. Osmanlı Arşivi’nde bulduğumuz bir belgede Batı Dünyası ile Osmanlı Âlemi arasındaki düşünce dokusu farklılığını ve günümüzde kapanmaz hale gelen makasın ilk o zamanlar açılmaya başladığının izlerini görmek mümkündür.
Rusya ile 1768’de başlayan savaşın sonlarında Sultan Birinci Abdülhamid’in hükümdarlığı başlamış ve savaşı bitiren Küçük Kaynarca Anlaşması ile Kırım’ı Ruslara kaptırmıştık. Bu sonuçta bir dahli olmasa da yıllarca …

FATMA ALİYE HANIM

Resim
Son zamanlarda Fatma Aliye Hanım hakkında yanda görülen paylaşım dolanıyor. Osmanlının son devir devlet ve ilim adamlarından Ahmed Cevdet Paşa’nın kızı olan Fatma Aliye ve Emine Semiye hanımlara akıl almaz isnatlarda bulunuluyor. 50 TL’lik banknotların üzerinde portresi bulunan Fatma Aliye Hanım hakkında hiçbir fikri ve bilgisi olmayan biri yalan yanlış bir şeyler karalayarak bu para üzerinden politika yürütüyor. Kimin kaleme aldığını bilemediğim bu metin, binlerle ifade edilecek sayıda paylaşılmış. 

Geçenlerde bir defa bu konuya değinmiştim ama yeterli olmamış ki halen listemdeki arkadaşlardan bu paylaşım tekrar tekrar ekranıma düşüyor. Ben de Fatma Aliye Hanım’ın 1927’de basılmış özel bir kitapta Gazi Mustafa Kemal Paşa hakkında yazdıklarını aktarmaya gayret ettim. Aynı kitapta Emine Semiye Hanım’ın yazdıklarını ise meraklı zihinlerin tetkikine havale ettim. Umarım kimin yazdığı belli olmayan yalan yanlış metnin kötü tesirini bir nebze olsun izale edebilirim.

METİN:

YUNANİSTAN DEVLET DEĞİL

Ben bu iddiayı Alain Touraine kadar fasih dile getiremiyordum çünkü "kendin çal kendin oyna" faslından değerlendirilirdi. Adam verileri sıralayınca siz de tezine hak verebilirsiniz. İlave olarak Ermenistan'ın da devlet olmadığını söyleyeyim de farkım olsun. Yunanistan ve Ermenistan batı emperyalizminin Türkiye'yi Anadolu'da stabil tutmak ve batı ile doğudaki doğal sınırlarını belirlemek maksadıyla oluşturulmuş devletçiklerdir.
Tourain'in dile getirmediği noktayı da şöyle formüle edebilirim: "Yunanistan bizden bağımsızlığını kazandıktan sonra Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet, Cumhuriyet aşamalarından geçemedi. Bize bağlı olsaydı onları da MODERN bir ülke haline getirebilirdik."

İKTİBAS

"Yunanistan 1830’da kurulmuş bir ülke ama hiçbir zaman devlet olamadı. Yunanistan’da kadastro yok; bu yoksa vergi toplayamazsınız. İkincisi, Almanya Başbakanı Merkel çok yetkin biri. Almanya’nın Yunanistan’a koştuğu şartlar arasında, bağımsız bir ista…

BİR TUFEYLİ

Resim
Tufeyli yaşar bir herif bir bahçeye girmiş. Bakmış ki beş altı kişi bahçede oturmuşlar eğleniyorlar. Bu adam da tufeyli olarak yanlarına gider oturur. Herif bu adamı istiskal için derler ki «şu bahçede bu Perşembe gününden gelecek Perşembe gününe kadar oturalım eğlenelim.»
Biri der ki «pekâlâ olur bir haftalık yemek benim üzerime olsun»
Diğeri «bir haftalık işret de benim üzerime.»
Bir diğeri «çalgı da benim üzerime»
Bir diğeri «bağ ücreti de benim üzerime»
Tufeyliye derler ki «siz üzerinize neyi alacaksınız?»
Tufeyli dahi «eğer bir hafta buradan bir yere gidersem Allah’ın laneti de benim üzerime olsun» demiştir.



KERKÜK HAVALARI

Resim
Kerküklü abide şahsiyet Ata Terzibaşı'nın 1961'de yayınladığı "Kerkük Havaları" kitabının arka kapağında Latin alfabesi geri kalan tamamında eski harfli Türk yazısı kullanılmış.  Bal gibi türkçe ama bizdeki kafa karışıklığı ile kategorize edip işin içinden sıyrılmak kolay değil. Buna bile Osmanlıca diyenler çıkıyor. 83. sayfada "Hasan Türküsü"ne rastladım. Her köşe başında böyle bir değere rastlasak, gözümüze çarpsa neler olur bir düşünün... Dede Efendi'den girip "Debreli Hasan'dan" çıkarız, Debre'de Martini atar, Kerkük'te hoyrat olur, mani olur, bu dünyanın aklını başından alırız. Ne yazık ki her gün budanıyoruz, tutunacak ne dal, ne de kol bırakıyorlar. Bu kültürü özümsemeden, öğretemeden neyin iddiasını sürdürebiliriz ki...


DURMA VUR-ZİYA GÖKALP

Resim
Kızılelma'dan

Durma, Yunan, durma: kibrini artır!
Türklüğün başına hakaret yağdır!
Uyuyan bir kavme bu zillet azdır
Vur, eski kölesi, utandır onu!
Bırakma, uyusun, uyandır onu! 

Bu yurdun haznesi onun elinde
Fakat anahtarı senin belinde
Kalmış aç ve garip kendi ilinde
Vur, eski kölesi, utandır onu!
Bırakma, uyusun, uyandır onu!

Zorla onu, yeni revişe girsin,
Gemi yapsın, alış verişe girsin.
Fabrikalar açsın, her işe girsin,
Vur, eski kölesi, utandır onu!
Bırakma, uyusun, uyandır onu!

Sıkıştır ki ordu, donanma yapsın,
Garpta ne terakki görürse kapsın,
Türklüğü tanısın; Tanrı'ya tapsın,
Vur, eski kölesi, utandır onu!
Bırakma, uyusun, uyandır onu!

Zannetme, yaptığın hoşa gitmiyor
Terakkimiz koşa koşa gitmiyor
Emin ol, emeğin boşa gitmiyor;
Vur, eski kölemiz, utandır bizi!
Bırakma dalalım, uyandır bizi!

Ziya GÖKALP




ZÜBEYDE FITNAT HANIM POLEMİĞİ

Resim
Fatih Çarşamba İsmail Ağa Camii haziresindeki rahmetli Zübeyde Fitnat hanıma ait bu mezar taşı 1950'li yıllarda İbrahim Hakkı Konyalı ile İsmail Hakkı Uzunçarşılı'yı birbirine düşüren taştır. Konyalı'nın bu mezarın meşhur şaire Fitnat Hanım'a ait olduğu iddiasına Uzunçarşılı itiraz etmiş ve aralarındaki polemik epey uzamıştı. Sonunda Şaire Fitnat Hanım'ın mezarının Eyüp Türbesi arkasında olduğu ispatlanarak mesele kapanmıştı. Buradaki mezar taşı da muhtemelen Fitnat hanım sülalesinden olup aynı isim verilen torunlardan birine ait olmalı. Ayrıntılı malumat için DİA'da Ömer Faruk Akün hocanın Fitnat Hanım maddesine bakılabilir.

BİR ESRARKEŞ

Resim
1885 baskısı "Letaif" kitabında rastladığım bir fıkra. Aslında 'Rüşdiye' seviyesinde bir okuma kitabı. O devrin anlayışı ve üslubuna hassaten dikkat çekerim. Bu metin hangi dilde? Osmanlıca mı, Türkçe mi? Basit bir fıkra deyip geçmeyin. Bu metin ve kitaptaki diğer fıkralardan ne kadar çok sosyolojik analiz yapılabilir.

BİR ESRARKEŞ

Esrarkeşlerden biri bir gün esrarı ziyadece çekmiş. O keyif ile karısının esvabını giyip başına bir hotos koymuş sokağa çıkmış. Bir berber dükkânı önüne geldikte meğer berber, herifin ehibbasından imiş. Haline acıyıp hemen aynayı kaptığı gibi herifin karşısına tutmuş. Herif gözünü açıp kendisini aynada karı kıyafetinde görünce «eyvah kocamdan izinsiz sokağa çıkmışım, herif duyarsa beni boşar» diye bir koşu evine gitmiş.

BEN BİR TÜRKÜM

Resim
Çanakkale Savaşları’nın gerçekleştiği sene, yani bundan tam 100yıl önce,Ahmed Nedim imzalı bir şiir yayınlanır. “Ben Bir Türküm” adlı bu şiir, şairin “Hediye-Büyük Ordularımızın Sevgili Neferlerine” isimli kitabında yayınlanmıştır. Ahmed Nedim Bey, tam adıyla Ahmed Nedim Servet Tör olarak anılırsa tanıyanlarınız çıkacaktır. Hiçbir yerde çevriyazısına rastlayamadığım bu şiiri sizler için yeni yazıya aktardım.Şairinin aziz hatırasına hürmetle ben de sizlere hediye ediyorum. (Bu kitap bende dijital kopya olarak mevcut. Şiirin son kıtası maalesef hatalı basılmış, eksik kısımları tamamlayabilirsek mükemmel bir iş olur)
BEN BİR TÜRKÜM
--sevgili köylüme—
(ben bir türküm) nice yıl dedelerim, cihâna fedâkârlık yolunda, yiğitlikle şân verdi. yaradana sığınıp atıldıkça meydâna nice yalçın kal’alar, nice tahtlar devrildi.
(ben bir türküm) türkleri, çok zamanlar, uzaktan bütün erlik meydanı, gelişinden tanırdı. yalın kılınç karşıdan onu gören bir düşman, azraili mutlaka karşısında sanırdı!
(ben b…

ENVER PAŞA MÜHÜRLÜ RÜTBE TEVCİHİ

Resim
Bundan tam 100 yıl öncesi tarihli bir tevcihin belgesi. Bursalı Bekir Sıdki Efendi'ye mülazım-ı sani=üsteğmen rütbesi tevcih edilen bu belgenin altında yer alan mühür Enver Paşa'ya aittir. Yazısı son devrin Divani hattıyla kaleme alınmış güzel bir numunedir.

METİN

Gayretlü Bekir Sıdkî Efendi
Derkâr olan dirâyet ve ehliyetine mebnî lede’l-arz şeref-müteallik buyurulan irade-i seniyye-i cenâb-ı hilâfet-penâhî mantûk-ı celîli vechile uhdene Ağır Topçu Mülâzım-ı Sânîliği rütbesi tevcîh kılınmış olduğundan her halde ber-mûceb-i kânûn îfâ-yı hüsn-i hizmetle iktisâb-ı feyz u rif’ate sa’y u gayret eyleyesin.
Fî 19 Safer sene 333 ve Fî 25 Kânûn-ı Evvel sene 330 [7 Ocak 1915]

[MÜHÜR]
Harbiye Nazırı Enver