Kayıtlar

Ekim, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ARŞİV ENSTİTÜSÜNE DOĞRU

Türkiye’nin idari tarihinde yönetim birimlerinin birkaç yüzyıl devşirme-kapıkulu sınıflarına münhasır oluşunun tarihi gelişimi yeterince incelenmemiştir. Devlet-i Aliyye’yi kuran hakim sınıf olan Türklerin “idraksiz”liklerine dair zamanla üretilen deyimler bir vakıa olarak karşımızda durmaktadır. Üstelik Osmanlı devrinde bir kısım Türk köylüsü dahi kendilerine Türk sıfatı ile hitap edildiğinde “estağfurullah” nidalarını yükseltmekteydiler. Ulus devlet olarak hayatiyetini sürdüren Türkiye Cumhuriyeti’nde, bugün de “kendini öncelikle Türk olarak nitelendirenlerin” sayısının yapılan anketlerde azaldığı belirtilmektedir. Bu noktaya nasıl gelindiği sosyoloji ve sosyal bilimlerin tümünü ilgilendiren bir konudur. Ne var ki ülkemizde yıllardır iş başında bulunan teknokrat ve mühendis hükûmetleri, sosyal bilimler sahasındaki araştırma ve çözümleme eksikliğinin bu topluma verdiği zararların büyüklüğünü anlayamadılar. Bu topraklarda bulunuş gayesinden uzak, geleceği yok edilmeye çalışılan, kendi…

İLK RADYO SPİKERİ SADULLAH EVRENOSOĞLU

Resim
Türkiye'nin ilk radyo ispikeri Sadullah Bey (Evrenos). Fotoğrafın altında da ispiker yazıyor. İmla dediğin böyle olur. İspor, İstadyum, İstokholm, İstanbul, İsterlin...Daha da sayabilirsiniz. Yeni yazıya geçtikten sonra da 1950'lere kadar bu imlayla yazılıyor. S ve T, P sessizleri arasına İ sesi getirilmeden Türkçeye böyle uydurulur. (Fotoğrafını www ortamında bulamadım, dikkatinizi çekerim, bir daha bulamazsınız)


ZARİF BİR HAK ARAMA ÖRNEĞİ

Resim
İkinci Abdülhamid, padişahlığının ilerleyen yıllarında yaşlı görünmekten çekinirdi. Sakalını boyatır, hasta olsa bile Cuma Selamlığı’na çıkardı. Yaşının söz konusu edilmesini hiç istemezdi.
Bu sıralarda kaza kaymakamlarından yaşlıca bir zata, İntihab-ı Memurin Komisyonu tarafından görev verilmiyor, “sen ihtiyarsın, artık kaymakam olamazsın, emekliliğini iste” baskısı yapılıyordu. Sabrı kalmayan kaymakam bir gün komisyon toplantısını basarak “İhtiyarsın diyerek bana görev vermiyorsunuz. Ben 1258’de doğdum, bu tarihte doğan ihtiyar sayılır mı?” diyerek halini ifade eder. 1258 tarihini dile getirmesinin altında yatan sebebi anlayan komisyon üyeleri, başlarına geleceği hissedince hemen o gün adamı bir kaymakamlığa tayin ederler. (Rumi 1258-Miladi1842, İkinci Abdülhamid’in doğum tarihidir. Görevlendirilmeyen memurun, komisyon aleyhine vereceği bir jurnalde “bunlar 1258 doğumluları yaşlıdan sayıp göreve layık bulmuyorlar” demesi ile zavallı üyelerin başına neler gelebileceğini tahmin edebil…

SALINCAK, DOLAP, SAZ, ÇÖĞÜR, ÇEŞTE YASAKTIR

Resim
Şu belge bir ibret belgesi. Haziran-Temmuz 1663’te Bursa kadısına gönderilen fermanın defter kaydı. Ramazan bayramında bayram yerleri kurulmuş salıncak, beşik, dolap gibi lunapark araçları yanında saz çalıp eğlenen halkı birileri İstanbul’a gammazlamış. Meğer böyle eğlenceler İstanbul’da da yasakmış. Beylerimiz her şekilde eğlenirken halka Ramazan Bayramında bile eğlenceyi çok görmüşler. Bu gibi iç karartıcı, kasvetli bir dünya tasavvuru ile yanıp tutuşan zümreler her devirde var. Çoğunlukla bunları kimse iplememiş ama işte bazen de böyle ferman çıkartabilmişler. Osmanlı özlemi çekenlerin büyük bir kısmının bunlardan habersiz olduğuna eminim.
Belge:
BURSA MOLASINA VE AĞASINA VE KETHÜDA YERİNE VE YENİÇERİ SERDARINA HÜKÜM Kİ ; 
Bursa mollasına ve ağasına ve kethüda yerine ve yeniçeri serdarına hüküm: 1 - Hâliya Asitane-i saadetimde hayli zamandan beri iyd [bayram] günlerinde salıncak ve dolab ve beşik ve bunun emsâli şeyler bi'l külliye ref' olmuşken ve sâir yerlerde dahi bu mak…

PROTOKOLDEKİ SOKAK KÖPEĞİ

Resim
İttihat ve Terakki zamanında İstanbul köpeklerinin Hayırsızada'ya sürgünü çok hazin bir olaydır. Oysa İstanbullular köpeklerden hiç rahatsız değillerdi. Ne olduysa oldu, o acı felaket gerçekleşti. Şu fotoğraf aslında sadece İstanbulluların değil belki de tüm Osmanlıların sokak köpeklerini tabii halleriyle kabulünün bir göstergesi. 1912'de İşkodra'ya vali olarak atanan Hayri Paşa'nın valilik menşuru umuma tebliğ edilirken çekilen bu fotoğrafta bir köpek tam da nutkun okunduğu sırada tatlı tatlı pireleniyor. Hiç kimsenin aklına da taş, tekme atıp onu oradan uzaklaştırmak gelmiyor. Orası için en üst seviyeden protokol icra ediliyor, padişahın fermanı okunuyor ve köpeğe dokunan yok. İbretlik bir olay.

DAMAD FERİD’İN LATİN HARFLERİYLE İMZASI RESMİ KAĞITTA

Resim
Edirne Müftüsü ve Cemaat-i İslamiye Reisi Hilmi Efendi, Sultan Vahdettin'e Kurban Bayramı tebriği arizası göndermiş. Bundan memnun olduğunu bildirme işini de Sadrazam Damad Ferid üzerine almış. Aslında Osmanlı düzeninde cevap verme işi Mabeyn Başkatibine aitti. Herhalde devletin şirazesi dağılınca, görev dağılımında da böyle aksaklıklar oluyor. Damad Ferid “Sadaret-i Uzma” antetli resmi kağıda «padişahın bayram tebriğinden duyduğu memnuniyeti» usulen yazarken çok ilginç bir harekette bulunmuş. Sol alt köşede imzasını eski yazı ile atmış ama tatmin olmamış, bir de Latin harfleriyle imza atmış. Üstelik muhatabının İslami kimliğini de hiç dikkate almamış. Vay densiz vay…

MESRUR İZZET BEY

Resim
Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuasının kapağını inceliyordum. Harika bir klişe hazırlanmış. Son halife olacak Şehzade Abdülmecid Efendi, ressam, sanatçı kimliği ile bu cemiyetin kurucularından. Klişenin ortasına yarım boy portresi yerleştirilmiş. İncelerken en altta gördüğüm Latin harfli imzayı başta okuyamadım. Sonundan bir kıvrımla Arap alfabeli imzayı görünce uyandım. Meşhur ressam, heykeltraşlarımızdan, İstiklal Madalyasının tasarımcısı Mesrur İzzet Bey'in imzası karşımdaydı. Aynı zamanda kurucularından olduğu cemiyetin mecmua kapağının klişesi de ona aitmiş. Belki birilerinin işine yarar, bu unutulmuş ama önemli sanatçımızın biyografisine bir katkı olur ümidiyle paylaşıyorum.



BURSALILARIN KUVA-YI MİLLİYE’YE DESTEKLERİ

Resim
Bursalıların Yunan işgali öncesinde valileri olan Gümülcineli İsmail hain bir adam olarak Yunandan farklı değildi. Zaten ihaneti de “Yüzellilik”lerden oluşuyla tescillidir. Milli Mücadele/Kuva-yı Milliye aleyhine çok sıkı faaliyetlere giriştiği bir sırada TBMM adamı Bekir Sami [GÜNSAV] Bey’in Batı Anadolu'ya gelişiyle Bursa'dan kaçmak zorunda kaldı. Bekir Sami Bey’in gelmesinden sonra Bursa’daki gayri milli unsurlar temizlendi [Bekir Sami Bey'in düşmana kurşun atmadan Bursa'yı teslim ettiği iddiaları ayrı bir yazının konusu olacaktır]. O sıralarda İstanbul’a gelmiş birinden devletin elde ettiği istihbarat raporu Yunan işgalinden birkaç ay önceki durumu özetlemek açısından önemlidir. Bursa, Kuva-yı Milliye ruhunu asla bir tarafa bırakmamış bir şehirdir. İstanbul hükümetinin aleyhinde şiddetli eğilimleri vardır. Sultanın düşman elinde esir olduğunu düşünmektedirler. Memleketi kurtarmak için her gün Kuva-yı Milliye bildirileri dağıtılmakta, aylık otuz lira ücretle asker y…

HOROZUN BULDUĞU DEFİNE

Resim
1920 yılında İstanbul’un üzerinde kapkara bulutlar dolaşırken halka heyecan veren bir olay yaşanmış. Bir horoz çöplükte eşinirken tam 4,5 okka [5773 gram] altın ve gümüş sikke bulmuş. Üçüncü Ahmed ile Birinci Mahmud devirlerine ait bu sikkeler Müze’ye [o zamanlar İstanbul Arkeoloji Müzesi] kaldırılmış. Yangında her şeylerini kaybedip sığındıkları medresede yaşarken zengin olduklarını zanneden gariban İstanbullular avuçlarını yalamış tabii ki. Benim merakım Müze’de bu olayın kayıtlarının olup olmadığı. Araştıralım bakalım. Define yerindedir, mahfuzdur, onları hiç merak etmiyorum!
«Geçen haftalar içinde bir gün İstanbul’un köhne mahallelerinden birinin çöplüğünde yangından kaçarken Topkapı’da bir medreseye başını sokanlardan birinin horozu yem ararken karnını doyurmayan bir define buldu. Onun eşinirken tırnaklarıyla fırlattığı gümüş sikke bulanlara muvakkat bir zenginlik sevinci de vermedi değil. Fakat ne çare ki beylik yarım kaldı. Topraktan zengin olanların elinden tılsım hükümete geçt…