Kayıtlar

Mart, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MİTHAT SERTOĞLU'NU VEFATININ YİRMİNCİ YILINDA RAHMETLE YAD EDİYORUM

Resim
1913 İstanbul doğumludur. 1907’de Saraybosna’dan Kozan’a hicret eden, sonra İstanbul’a yerleşen bir aileye mensuptur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1946 senesinde o zamanki adıyla “Arşiv Umum Müdürlüğü”nde göreve başladı. 1955 yılında arşivin ilk rehberini yayınladı. Çalışmaları ile göze çarptığından 3 Mayıs 1958’de vekâleten, 15 Ağustos 1960’da asaleten Arşiv Umum Müdürlüğüne getirildi. 1961-71 arasında da İÜ Tarih Bölümü’nde dersler verdi. Bu derslerin büyük kısmını Arşiv’de dershane haline getirdiği bölümde verirdi. Atilla Çetin, Suraiya Faroqhi gibi öğrencileri oldu.  Ülkenin kıt imkânlar içinde bunaldığı altmışlı yıllarda kurumun Uluslararası Arşiv Kongrelerine katılması, personelin yurtdışına eğitim amacıyla gönderilmesi için her türlü zahmete göğüs gerdi. Bu sayede Osmanlı Arşivi tüm dünyada daha çok tanınmaya ve araştırmacıların ülkemize gelmesine sebep oldu. Arşiv personelini hem yayına zorlamak, hem de telif hakkı alarak iktisaden rahatlamaları…

TÜRK TİPİ BAŞKANIN CEP HARÇLIĞI

Resim
“Osmanlı Padişahlık Sistemi” kuruluştan yıkılışa kadar değişik şekiller alsa da “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” diye referans gösterildiğine göre bu padişahlığın bir iki özelliğinden bahsetmek lazım. Evvela padişahların miras bırakma diye bir dertleri yoktur efendim. Bu yüzden olsa gerek matem kısa tutulur, hemen yeni padişahın tahta çıkışı törenlerine başlanır. Yeni padişahın, babasının, amcasının veya ağabeyinin ardından üzülmesine zaman bırakılmaz. Ölen padişah öldüğüyle kalır, çoluk çocuğu, yerine gelen padişahın merhametine muhtaçtır. İslam Hukuku’nda büyük yeri olan miras bırakma hakkı örfen padişahların elinden alınmıştır. 1912’de “Hanedan-ı Saltanat Kanunu” çıkarılıncaya kadar böyledir. Bu tarihe kadar yeni padişahın insafına terk edilen şehzade, hanım sultan ve padişah hanımları ilk defa bir kanunla haklarını kazanmışlardır. Ne acıdır ki, hanedan düşmanı olmakla suçlanan İttihad ve Terakki bu düzenlemeyi yapmış, o şehzadelere yine de yaranamamıştır.
İkinci olarak padişahlar öyle…

STRATEJİMİZ YÜZ SENE SONRA DA AYNI

Resim
Bizim Çerkez bildiğimiz Hareket Ordusu Kumandanı ve sonradan Sadrazam olan Mahmud Şevket Paşa'ya Arap kefiyesi giydirmişler ve «Kavm-i Necib-i Arap'tan sadrazamımız var, Türk-Arap kardeşliği, Osmanlılık, vatan, vs. vs. vs.» Demek ki bu taktik tutmuyor agalar... Değiştirin şu stratejiyi... Resim Altı Yazısı: KAVM-I NECİB-İ ARAB’A MENSUB OLAN SADRAZAMIMIZ Suriye ve Beyrut Islahatının, Araplara isnad edilen fikr-i iftirakın sık sık mevzu’-ı bahs olmakta bulunduğu şu günlerde Arap vatandaşlarımız bir taraftan Arnavutluk’ta «her dem mütezayid bir mahiyet-i elem ile» devam eden faciaya nazar-ı ibretle bakmak, diğer taraftan da Osmanlılık aile-i ictimaiyesi içinde, Arap’la Türk’ün daima farksız iki kardeş teşkil etmiş olduğunu düşünmek mecburiyet-i vicdaniyesindedirler. Arnavutluk hailesi her gün yeni bir vak’a-i felaketle muvacehemizde münceli bulunduğu cihetle burada ondan bir misal getirmeğe lüzum görmüyoruz. Arap’la Türk’ün revabıtına gelince, bize en yakın görülmemeğe en ziyade…

ARŞİV KANUNU YİNE BİR BAŞKA BAHARA KALDI

Resim
Osmanlıdan intikal ettiği şekliyle adını koruyan Hazine-i Evrak'a 1937''den sonra "Arşiv Dairesi" denilmiştir. 1943'den itibaren bir umum müdürlük olarak anılacak ve Kenan TUNA ilk umum müdür olacaktır. Kuruluşundan beri Sadaret ve Başbakanlık etrafında örgütlenen Hazine-i Evrak, Başvekâlet Arşiv Umum Müdürlüğü resmi adını aldıktan sonra da Başbakanlığın özel kalem ve yazı işlerinin arşivi olarak algılanmazdı. Burası sadece Osmanlı belgelerinden ibaret tarihi bir arşiv olarak değerlendirilirdi. Durumun nezaketinden dolayı bu tarihlerde "Osmanlı" ismi resmi bir kuruma verilemese de ilim âleminde ve halk arasındaki adı Başvekâlet-Başbakanlık Osmanlı Arşivi idi. Yerli ve uluslararası bilimsel çalışmalarda gösterilen referanslarda BOA olarak yer alıyordu. 1976'da Cumhuriyet Arşivi daire başkanlığı kuruldu. İdari açıdan Arşiv Umum Müdürlüğü ile hiç bir rabıtası yoktu. Sadece Cumhuriyet dönemi evrakının tedvini ile görevlendirilmişti ama Başbakanlık …

BÖYLE BİR CANİYANE TEŞEBBÜSÜN ÂTİYEN MUCİB OLACAĞI MES’ULİYET-İ AZİMENİN TEEMMÜL VE İDRAK EDİLEMEMESİ BÂDÎ-İ TEESSÜRDÜR

Resim
Vatanın, milletin, selameti uğruna yola çıkan Mustafa Kemal Paşa ve yol arkadaşlarına, tıyneti icabı köstek olmaya çalışanlar, ikbal ve mevki kaygısıyla hareket edenler engel olamadılar. İzmir’in haksız, hukuksuz bir şekilde Yunanlılarca işgal edilmesi ve işgalin tüm Batı Anadolu’ya yayılmak istenmesi karşısında galeyana gelen Anadolu halkı, Redd-i İlhak veMüdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ile protesto telgraflarını başta Babıali ve uluslararası kuruluşlara yağdırmaya başladılar. Dâhiliye Nazırı Ali Kemal bu durumdan şiddetle rahatsız oldu. Posta Müdiriyetine de bu kabil telgrafların çekilmesine izin verilmemesini emretti. Bu tarihte Posta Müdürü olan Refik Halid (KARAY) hemen bir genelge yayınlayarak bu tip telgrafların keşide edilmesini engellemeye çalıştı. Bunu haber alan Mustafa Kemal Paşa aşağıda gördüğünüz telgrafı Amasya’dan bizzat Sadrazama çekerek yapılan engellemenin, vatanın hayat ve istiklali yolunda birleşen milli azmi söndürmeye yönelik olacağını belirtti. Sadrazamı açıkça te…

FEYLESOF RIZA TEVFİK’İN DAYAK YEMESİ

Resim
1912 Şubat ayında tarihimize sopalı seçimler olarak geçen meşhur seçimlerin ardından ortalık epey karışıktır. Bu hengâmede Rıza Tevfik Gümülcine’ye gider. Orada İtilafçı Gümülcineli İsmail Hakkı’ya misafir olur. Rum Arhimandriti ile pek sıkı fıkı, sarmaş dolaş pozlar verince kimliği meçhul şahıslar tarafından darp edilir. Hemen hükümet konağında korumaya alınıp, tedavisi cihetine gidilir. Rıza Tevfik bu olayı elçiliklere bildirerek tüm dünyayı ayağa kaldırmak ister, sonra vazgeçer. Gümülcine’den İstanbul’a Sadrazam Said Paşa’ya bir telgraf çeker ama oldukça iğneleyici, hakaret içeren ve protest bir telgraftır. Sadaret’e gelen telgraf içerdiği protesto önemsenmeden hemen Dâhiliye Nezareti’ne gönderilir. Rıza Tevfik’i darbedenlerin ortaya çıkarılması ve hukuka uygun bir soruşturma yapılması emredilir. Bu telgrafta öne çıkarılması gereken husus o “zalim ve kan dökücü” İttihat ve Terakki’ye hem de kudretli döneminde, “Feylesof Rıza Tevfik” ismiyle mektup yazan eski İttihatçı, yeni İtilaf…

HİPER-ENFLASYON ALTINDA KURTULUŞ SAVAŞI VEREREK KURULAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Resim
Ankara’da TBBM faaliyette iken ve Anadolu’da Kurtuluş Savaşı tüm şiddetiyle devam ederken, Osmanlı Kabinesinin Ticaret ve Ziraat Nezareti, İktisad Heyeti tarafından Birinci Dünya Savaşının ilk yılı olan 1330-1914 yılından itibaren tespit edilen fiyatlara göre geçinme endeksleri oluşturmuştur.  1914’deki fiyatlar baz alınarak hazırlanan, Ocak-Haziran 1336-1920, Temmuz-Aralık 1336-1920, Ocak-Haziran 1337-1921 ile Temmuz-Ağustos 1921 aralığındaki fiyat ve enflasyon endeksleri çok çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan evvel aylık 500 kuruş kazancı olan karı-koca ve iki çocuktan ibaret bir ailenin gıda, aydınlatma-ısınma, iskân, giyim-kuşam ve muhtelif masraflar adıyla kategorilere ayrılan harcamalarındaki artışa bakılırsa Türkiye o tarihlerde hiper-enflasyona maruz kalmıştır.

1914’ün başında 225 kuruşluk gıda masrafı olan dört nüfus bir ailenin, 1920’nin ilk yarısında gıdaya ayırdığı para % 1355 artarak 3049 kuruşa ulaşmış. Aynı şekilde, 46 kuruşluk aydınlatma ve ısı…

DOLMABAHÇE SARAYI’NDA BİR HATTAT VE KEMANKEŞ; MEHMED SADIK EFENDİ*

Resim
Sinan ÇULUK
Osmanlı Arşivi’nde araştırma yapanların her an sürprizle karşılaşmaları gayet tabiidir. Yüzlerce yılın birikimi arşiv belgeleri sosyal, siyasi, iktisadi tarihin her safhasında yeni yeni bilgilerle karşılaşmamıza imkân sağlamaktadır. Biyografisi üzerinde çalıştığım Üsküdarlı İbrahim Edhem isimli bir zatın sorgu tutanaklarında[1]  XIX. Yüzyıl Dolmabahçe Sarayı Haremi içün epeyce orijinal malumata tesadüf etmem benim için de sürpriz oldu. Bu malumatı da bir makalede değerlendirmek kaçınılmaz sonuçtu.
Üsküdarlı İbrahim Edhem Efendi, Yıldız Sarayı’nda kendi icadı olan “baston tüfekle” Sultan Abdülhamid’e bir atış yaptırmıştır. Mükâfat beklerken “ecza-yı nariye” denilen ateşli ve yanıcı maddelerle uğraşmasından dolayı gözaltına alınır. Gözaltına alınan bir şahsın Sultan Abdülhamid’in huzuruna çıkmasına önayak olan Mehmed Sadık Bey de soruşturmadan nasibini alır ve sorgulanır. Bu sorgudan arta kalan tutanaklar “istintaknameler”, Sultan Abdülaziz ve İkinci Abdülhamid devrindeki sar…

TARİHÇİNİN MAKÛS TALİHİ (Vakanüvis Ahmed Lutfi Efendi’nin Hak Arama Mücadelesi)

Resim
Ahmed Lutfi Efendi (1817-1907) çok saygın bir Osmanlı âlimi ve devlet adamıdır. Devlete çok çeşitli kademelerde hizmet vermiş, Vakanüvislik görevinde bulunduğu yıllarda kaleme aldığı 16 ciltlik “Tarih”i unutulmazlar arasına girmesini sağlamıştır. Devletin resmi tarihçisi olarak hizmet verdiği yıllara ait hak ettiği ücretleri alamamış ve bir dilekçeyle müracaat ederek hakkını aramıştır. Ahmed Lutfi Efendi’nin bu dilekçeyi verdiği tarih 13 Mart 1900’den biraz öncedir ve 83 yaşına kadar 34 yıl vakanüvislik yaptığı halde tahsisatını alamamış olması ilginç bir keyfiyettir.

METİN: Maʻrûz-ı Dâʻî-i Kemîneleridir ki, Leffen takdim kılınan müzekkire-i resmiyede muharrer olduğu veçhile abd-i dâʻîleri seksen iki sene-i Hicriyesinde [tam tarih 6 Şevval 1282-22 Şubat 1866] şehrî tahsisat-ı kadimesiyle vakʻanüvislik hıdmetine meʼmûr olarak sâye-i ihsan-vâye-i hazret-i pâdişâhîde hıdmet-i mezkûreye müdâvemet-i fakîrâneme bir cân-ı celî olmak üzere dîvanlar dolusu mehâmid ve evsâf-ı âliye ve hayrât u…

SADRAZAM KAMİL PAŞA’NIN EVRAK TASHİHİ

Resim
Osmanlı bürokrasisinin zirvesi Babıali kalemlerinin çalışmasıyla ilgili örnek bir belge sunuyorum. Burada metin önemli olmadığından çevirisini vermeyeceğim ancak üzerindeki kalem tashihine dikkatinizi çekeceğim. Bu belge Sadaret’in bir birimi olan “Eyalât-ı Mümtaze ve Muhtâre Kalemi”nde Hariciye Nezareti’ne gönderilmek üzere hazırlanmış. Burası İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın müdürü olduğu kalemdir. Kendisi bu tarihlerde Yıldız Evrakı’nın tasnifi ile meşgul olmalıdır. Muhtemelen bu belgeyi görmediğinden falsosunda kusuru yoktur. Osmanlı bürokrasisi Tanzimattan sonra aldığı şekil ve kurallara göre gönderilecek bir evrakı önce müsevvitlere (müsveddeciler) yazdırır, kalem şefinin tashihinden sonra “aynen kayıt defterine” geçirilen bu yazı oradaki haliyle mübeyyiz (temize çeken, beyaza çeken) tarafından antetli kağıda yazılarak ilgili nazır veya sadrazamın isimliği açıldıktan sonra imzaya çıkarılırdı. Buradaki yazı da aynı aşamalardan geçmiş ve bu tarihteki sadrazam Kıbrıslı Kamil Paşa’nı…