Kayıtlar

Nisan, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YEDİ-SEKİZ HASAN PAŞA’NIN PAŞA ÇOCUKLARI VE PAŞA DAMADI

Resim
Sinan ÇULUK
“Kaht-ı rical” eskilerin sık sık kullanmaktan bir çeşit haz aldığı terkiplerdendir. Adam kıtlığında göreve getirilenlerden bunu duyamazsınız. Tabii ki her devirde devlette istihdam edilemeyenler, edilenlerden fazla olduğundan bu terkibi sık sık kullanarak bir çeşit eleştiri haklarını da kullanıyorlar demektir. Sultan İkinci Abdülhamid devrinde “kaht-ı rical” had safhadadır. Mütecessis ve şüpheci karaktere sahip hakanımız ne kadar büyük adam olursa olsun, etrafındaki sünepelere, iş bilmez kifayetsiz muhterislere güvenip onları kilit noktalarda göreve getirmekle tarihi hatalara imza atmıştır. 
Ali Suavi olayında Sultan Beşinci Murad’ı yeniden tahta çıkarıp Abdülhamid’i tahttan indirmeye gelen darbecilere müdahalesiyle meşhur olan Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın ne meziyeti olabilir. Kim olduğunu bilmediği Ali Suavi’yi gözüne kestirip eline geçirdiği odunla kafasını patlatarak bir darbeyi başlamadan bitirmesi Hasan Paşa’nın talihinden başka bir şey değildir. Bu ola…

AYYILDIZ-ARMA-TUĞRA TEZYİNATLI BERAT

Resim
Sinan ÇULUK
Hint, İran ve Avrupa bölgeleriyle ticaret yapan Osmanlı Devleti tebaasından Yorgi Aleksioğlu, kendine verilen beratı en nadide şekilde tezyin ettirmiş. Üstte ayyıldız, ortada Osmanlı arması en altta da Sultan İkinci Mahmud'un tuğrası. 1838 tarihli bir berattan alınma bu süslemeler için Yorgo kesenin ağzını epeyce açmış olmalı. Ortaya çıkan eser harikulade.

ISTVAN BORÇKAY'IN TACI

Resim
Sinan ÇULUK
Bir zamanlar canımız kimin kral olmasını isterse ona uygun tac imal ettirip kafasına o tacı geçiriyorduk. Bugün Transilvanya denilen Osmanlı'nın Erdel'i, Mohaç'da ortadan kaldırılan Macaristan Krallığının bir parçasıydı. Daha sonra Erdel'in özerk bir bölge olarak kalmasına karar verdik. Başına da İstvan Borçkay adında birini kral olarak tahta çıkardık ve İstanbul'da imal edilen tacı da ona hediye ettik. Sultan Birinci Ahmed devrinin sadrazamlarından Lala Mehmet Paşa'nın oturduğu tahtın yanına dizleri üzerinde gelen Borçkay'ın kafasına bu tac törenle oturtuldu. Osmanlıya bağlılık sözü veren yeni kral Borçkay acaba Macarların büyük önem verdiği bu tacın daha sonra Viyana Müzesi'nde sergileneceğini düşünmüş müdür?

EDEBİYAT-I ATÎKA REÇETESİ

Resim
EBUZZİYA'DAN

Bir mecmua-i edebiyyede görülen tertib-i acîbdir ki derd-i elfâz-ı bî-ma’nâ ve illet-i terkîb-i garâib-nümâ ile muhtelü’ş-şuûr olan yârân-ı kendide-beyâna yâd-gâr olmak üzre aynen naklolundu:

“Yirmibeş kadar izâfât-ı mütetâbia, seksen kâfiye-i bî-ma’nâ, elli aded arş u ferşi herc ü merc idecek mübâlağât-ı tâkat-fersâ, bir ejder kafası, iki akrep, turra kuyruğu, üç fincan kahve-i merhaba, iki kazgan pilav zerde-i ehlen ve sehlâ, bir şişe şarâb-ı hûn-dil, dört şiş kebâb-ı ciğer, otuz kıt’a nokta-i sehv-i şebnem alınarak henüz irin tutmağa başlamış bir dâğ-ı derûn içine konula ve âteş-i âh ile şeb-i tâ-be-seher kaynadılup ba’de’t-tulu’ bir saat kezlik-i Hurşid ile karışdırılarak ve bir dehân-ı ma’dum tedarük olunup üzerine iki Tebbet-i vârûn ve Şerhü’l-Belâğa’dan üç efsûn okutdurula ba’dehu iştihâya kuvvet verecek hazmı kabil olacak mertebesi hokka-i devât-ı şîhkârdan mübelliğ hâme-i zer-nigâr ile ihrâc edilüp şair-i felek-pervâz Aşık Garîb-i nâ-sâz ile mü…

BULGARİSTAN'A SATILAN EVRAK MESELESİNİN BİR YÜZÜ

Resim
Sinan ÇULUK
1931 yılında Osmanlı arşiv belgelerinin Bulgaristan’a satılması hadisesi Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en acı olaylarından biridir. İbrahim Hakkı Konyalı ve Muallim Cevdet, satış hadisesinin ortaya çıktığı günlerde İsmet İnönü hükümetinin en acımasız muhalifleri oldular. Gazete haberleri ve yayınladıkları açık mektuplarla o yıllarda akla hayale gelmeyecek bir muhalefet sürdürdüler. Çabaları etkili oldu, evrakın satışı iptal edildi, evrak yüklü vagonlar Kapıkule Gümrüğü’nden geri çevrildi. Üstelik giden belgelerden bir hayli miktarı geri getirildi. Olaya sebebiyet veren İstanbul maliye memurlarına anında işten el çektirildi ve tutuklandılar. Mahkemeleri sürerken biri hapishanede vefat etti, diğerleri Cumhuriyet’in onuncu yılında ilan edilen genel affa maruz kalarak hapisten çıktılar. Bu davanın safahatına dair evrak muhtemelen İstanbul Adliyesi binasının 1933’de maruz kaldığı yangın felaketinde mahvoldu. Günümüzde adliye arşivlerinde bu davayla ilgili evraka …

1885 YILINDA AMERİKA VE İNGİLTERE'DE BASILAN KİTAP ÇEŞİTLERİNE GÖRE SAYILARI

Resim
Takvim-i Ebuzziya'da 1885 senesinde İngiltere ve Amerika'da basılan kitapların konularına göre tasnifi ve sayıları veriliyor. O tarihte Osmanlı'da böyle bir istatistik tutulduğuna dair bilgim yok. Eğer bulursak mukayese ederiz. Rakamlarda dizgi hatası olmalı ki toplamlarda yanlışlık çıkıyor. Buna rağmen dikkate alınabilir bir doküman. Basın tarihiyle ilgili çalışması olanlara faydalı olabilir.



SEYYİD NİGARİ'DEN

Resim

ABDULLAH CEVDET'İN BİR DİPNOTU

Resim

MARGARETHE FEHIM PASCHA

Resim
Sinan ÇULUK




İkinci Abdülhamid döneminin meşhur başhafiyesi Fehim Paşa’nın metresi olduğu iddia edilen ve Margarethe Fehim Pascha ismiyle anılan kadının fotoğraflarına dair ilginç bir belge. Ergün Hiçyılmaz’ın “Eski İstanbul’da Muhabbet” isimli eserine göre «Direklerarası’nda bir cambazhanenin kiracısı Mösyö Morgan’ın kızı» oluyormuş. Gökhan Akçura’ya göre Mösyö Morgan St. Antuan Kilisesinin yerindeki Concordia Oteli’nde cambaz gösterileri yapan biriymiş. Bu hanım vakti zamanında İstanbul sosyetesinin diline düşmüş, namlı, trendsetter hanımların önde gideni. Kendi şöhretini “sosyal medya”da daha da yaymak için kartpostallara poz verip üzerine de “Margarethe Fehim Pascha” diye ismini lanse etmiş. Matbaalar Sermüfettişi Şemseddin Bey’in gözünden kaçar mı! Sirkeci’deki bir kartpostal dükkanında bunların satıldığını görünce hemen cüzdana sarılıp altı adedini almış. Bunların satışının engellenmesi için de aşağıdaki belge Dahiliye Nezareti’ne gönderilmiş. Bu yasak İnternet yasa…

SULTAN VAHİDEDDİN’İN DİN EĞİTİMİ EMRİ

Resim
Sinan ÇULUK




Sultan Vahideddin sarayda istihdam olunmak üzere getirilen bir çocuğa bazı dini meselelere dair sorular sorar. Tatmin edici cevaplar alamayınca bunun sebebini okuduğu okulda gerektiği gibi din eğitiminin verilmediğine bağlar. Lakayd bulduğu bu vaziyetin ileride kötü sonuçlara yol açacağına hükmeder. Çocuk ve gençlerin hayatlarını hüsranla neticelendirecek bu gibi durumlardan kurtarmak için işin başı olarak ilkokullardan itibaren din eğitim ve öğretiminin ciddiyetle verilmesini ilgililere emreder.

Bu belgenin muhtevasına göre dini eğitime önem veren bir padişahın varlığı bazılarımızı sevindirecektir. Böyle bir padişaha laf söyletilmez. Ancak belgenin tarihini dikkate alırsanız hükmünüzü gözden geçirmelisiniz. Her ne kadar belgenin yazıldığı günün Hicri tarihi yanlış tespit edilip yazılmışsa da Rumi tarih şaşmadığı için ona itibar ediyoruz. 10 Eylül 1338 Rumi tarihi 10 Eylül 1922’ye tekabül eder, yani Türk Milleti’nin topyekün İstiklal Harbi bir gün önce İzmi…

ŞEYHÜLİSLAM ÖMER LÜTFİ EFENDİ’NİN İKİNCİ ABDÜLHAMİD’E ÇAVUŞ ÜZÜMÜ HEDİYE ETMESİ

Resim
Sinan ÇULUK


İstanbul’da bir zamanlar manav esnafına fazla ihtiyaç olmadığı söylenir. Her evin bahçesindeki çeşit çeşit meyve ağaçları, şehrin her yerine dengeli dağılmış bostanlar, meyve-sebze ihtiyacını fazlasıyla karşılarmış. Buna rağmen belirli bölgelerin meyveleri aranır, eşe-dosta ikram edildiğinde hatır yapılırmış. Arnavutköy’ün çileği, Çengelköy’ün hıyarı, Yedikule’nin marulu, Bayrampaşa’nın baklası, Beykoz’un fasulyesi, Silivri’nin kavunu, Bağlarbaşı’nın üzümleri bu neviden ikram ve hediye edilen kişileri fazlasıyla memnun edermiş. Çamlıca’da bağları olan Şeyhülislam Bodrumlu Ömer Lutfi Efendi de yetiştirdiği çavuş üzümlerinin ilk mahsulünü öncelikle Sultan İkinci Abdülhamid’e hediye etmeyi alışkanlık haline getirmiş. Sahibi olduğu bağ için "muhafızı olduğumuz" tabirini kullanması dikkate değer. Osmanlı zarafetinin, yazışma üslubunun birebir yansıdığı bu belgede, Çamlıca’daki bağından topladığı üzümlerin padişaha teslim edilmesi için muhtemelen mabeyn …

TARİHİMİZİN EN ÖNEMLİ BELGELERİNDEN; BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NA GİRİŞİMİZİN İRADESİ

Resim
Sinan ÇULUK



Düvel-i Muazzama yeni bir çığır açıyordu. Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu miadını doldurmuştu, ortadan kalkmaları gerekiyordu. Biz ne yapsak, ne etsek, barışçı da olsak bu savaşın dışında kalamazdık. Onlar bize karşı savaş ilanını zaten yapmışlardı. Biz de formaliteyi yerine getirdik ve şu kâğıt parçası ile Birinci Dünya Savaşı’na girdik.

BELGE METNİ:

Bihi
İrade-i Seniyye 2104

Şehr-i hâlin on altıncı günü Donanma-yı Hümayun’un bir kısmı tarafından Karadeniz’de manevra icra eyle[mek]de olduğu sırada Karadeniz Boğazı’na torpil dökmek vazifesi ile hareket ettiği bilahare anlaşılan Rusya Donanması’ndan bir takımı mezkûr manevraları ihlal ve müteakiben izhar-ı muhasama ile boğaza doğru hareket etmeleriyle Donanma-yı Hümayun tarafından mukabele olunmakla beraber şayan-ı teessüf olan şu hadise hakkında Hükûmet-i Seniyye’ce Rusya Devleti’ne müracaat ile tahkikat icrası ve vak’a esbabının zâhire ihrâcı teklif ve bu suretle bî-taraflığı muhafazay…

BİR ZAMANLAR İSTANBUL’DA KALORİFER REKLAMI

Resim
Sinan ÇULUK

Odalarda sobaya hacet kalmayacak!
Hem yerden hem masraftan kazanılacak.

«Kalorifer»

1889 senesinde Paris’de küşad olunan sergide fevkalade mazhar-ı mükafat olmuş âlât ve edevât cevami, hastahane, kilise, kışla, mektep gibi ebniye-i umumiye ile haneleri, limonlukları, çamaşırhaneleri teshin için güzel bir usul. Yaz sıcakları esnasında havasını tecdid eder, hıfzıssıhha ve nezafeti temin eder.

Gerek teshin edilecek ve gerek havası tecdid olunacak hanelerin haritası irae olunur ise yapılacak ameliyatın kaç kuruş masrafla vukua geleceği hesap ve tahmin olunur.

İstanbul’da Balık Pazarı’nda Esayan Hanı’nda ikinci kattaki odaya müracaat edenler her türlü malumatı alabilirler.
[2 Ağustos 1891 TARİK gazetesi]


MÜFESSİR AHMED EFENDİ'NİN MÜHRÜ

Resim
Sinan ÇULUK

Tevazu eskiden sadece mühürlerde kazılı değildi. İnsanların yüreğine de mühür gibi kazınmıştı. Neler neler kaybettik, geçmişe baktıkça, ömrü oldukça görüyor insanoğlu.
Resimdeki mühür Bursa Ulucami'de cemaate Kuran-ı Kerim'i tefsir eden ulemadan Ahmed Efendi'ye ait. 1607 senesine ait bir belgede basılı. Bu küçücük hazineyi rahat okuyabilmeniz için biraz büyüttüm. İleride çizgisinden sapacak nesiller için reçete yazacaklara sunulmak üzere, kültürünü bu dairenin içinde prospektüs haline getirmiş. İsteyen istediği gibi yorumlayabilir. Ben sadece ibareyi aktarayım da yazıyı sonlandırayım.  "el-Abdü'l-Mukassir, Ahmed el-Müfessir"

KARÇINZADE SÜLEYMAN ŞÜKRÜ’DEN İLGİNÇ TESPİTLER

Resim
Sinan ÇULUK


Tespit edebildiğim kadarıyla Osmanlı Devri’nde, yeryüzünde en fazla mesafe gezip izlenimlerini kitaplaştıran seyyah, Eğirdirli Karçınzade Süleyman Şükrü Efendi’dir.20. yüzyılın ilk senelerinde Osmanlı ülkesinden firar ederek seyyahlık etmiştir. Evliya Çelebi’den de fazla yer gezmiştir. Seyahatü’l Kübra adlı eseri hakkında daha önce birkaç yazı paylaşmıştım. Çin seyahatinde Çinli müslümanların birbirleriyle ihtilaflarına ve birbirlerini küfürle suçlayıp acımadan karşılıklı kan döktüklerine şahit olmasıyla buna dair değerlendirmelerini sunuyorum.

Bu olaya sebep olan Yemenli ve Ummanlı Haricilerinki başta olmak üzere Arabistan Yarımadası kaynaklı akidelerin o devirlerde çıkardıkları fitnenin günümüzde halen sürdüğünü ve insanların karışık coğrafyalarda birbirlerini tekfir ederek acımasızca katlettiklerini görmek işin arkasında yine bir emperyalizm izi aramayı gerekli kılmaktadır.

Seyahatü’l-Kübra adlı eser yakın zamanlarda Türk Tarih Kurumu tarafından yeni ya…

KABE TASVİRLİ ÇİNİ PANONUN HATIRLATTIKLARI

Resim
Sinan ÇULUK


İstanbul Rüstem Paşa Camii'in son cemaat yerinde Kabe'yi tasvir eden bir çini pano bulunur. Bu panoda, Kabe içinde Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli olarak dört mezhebin günümüzde yerinde bulunmayan makamlarının tasvirleri de mevcuttur.

İran Şahı Nadir Şah, Sultan Birinci Mahmud ile olan barış görüşmelerinde İranlıların artık “Tevella, Teberra ve Takiyye”de bulunmayacaklarını taahhüt etmiş ve buna mukabil Kabe içine bir de “Makam-ı Caferi” ilave edilmesini rica etmişti. Bu rica kabul edilmedi ve ülkesindeki karışıklıkların ardından Nadir Şah öldürüldü. Ölümünden sonra “Tevella, Teberra ve Takiyye” Şia uleması tarafından yeniden uygulanmaya başlandı. Osmanlı Devleti ile İran arasında mezhepleri de birbirine yakınlaştıracak en önemli barış görüşmesi böylece sonuçsuz kaldı.

Kabe’ye Caferi mezhebinin makamı da eklenebilseydi, günümüze kadar uzayan etkileri ile iki ülke arasındaki ilişkiler çok farklı olabilirdi.

Şimdilerde o devirler için iki ülkenin dost…