NEVŞEHİRLİ DAMAD İBRAHİM PAŞA

SİNAN ÇULUK




Damad İbrahim Paşa 9 Mayıs 1718-1 Ekim 1730 yılları arasında 12 yıl 5 ay sadrazamlık süresi ile en uzun süre görevde kalan Osmanlı sadrazamlardandır.

“Ver kurtul” siyaseti dış politikasının omurgasıydı. Avusturyalıların binbir hakaret ve aşağılamasını da içine sindirerek imzaladığı 1718 Pasarofça Antlaşması ile Küçük Eflak, Tımışvar, Belgrad, Kuzey Sırbistan’ı Avusturya’ya terk etti.

Rusya’ya 1724 Antlaşması ile Dağıstan, Derbent ve Bakü dahil Batı İran topraklarını savaşmadan bıraktı.

Bu duruma itiraz eden Afganlılarla savaşa tutuştu. Batı dünyasıyla tek savaşı olmadan sadece Müslüman doğu toplulukları ile savaştı.

Sadarete gelir gelmez eş, dost ve akrabaları ile müthiş bir kadrolaşma faaliyetine el attı.

Bütçe açık verdikçe vergiden muaf zümreleri de mükellefler arasına kattı, orta hallilerin vergilerini kat kat arttırdı.

Toplanan vergilerle bütçe fazla verdiğinde, toplum katmanları arasındaki derin sosyal ve iktisadi çelişkileri ortadan kaldırmak yerine, milleti eğlenceye sevk edecek faaliyetler yürüttü, safahat âlemlerini arttıracak gösterişli saraylar, köşkler, kasırlar inşaatı görülmedik derecede arttı.

Cephe başarısızlıklarına karşılık, devleti ve milleti “savaşma seviş” barışına ikna etti. Her ne kadar belirli bir zümre bu barış ortamından nemalanıyorsa da geniş halk toplulukları sefaletin pençesinde kıvranıyordu.

Kağıthane’yi çok seviyordu. Oraya beylik saraylar, kasırlar, köşkler inşa ettiriyor, Paris mesireleri taklidi bir alana dünyanın parasını sarfediyordu.

Oralarda İstanbul’un kibar sınıflarının yer aldığı batı taklidi yeni bir hayat tarzı sahneye konuluyordu. Damad İbrahim Paşa yanından geçen kadınların dekoltelerinden içeriye Fındık Altını tabir edilen küçük altınları isabet ettirmeyi maharet sayıyordu.

Bu tantanalı dönemin en önemli figürlerinden biri de lale idi. Tarihçi Ahmed Refik bundan mülhem bu devre “Lale Devri” adını taktı.

Geniş halk tabakalarındaki hoşnutsuzluğun zirve yaptığı bu devir, Sultan Üçüncü Ahmed’in sevgili damadının cesedini isyancılara teslim etmesi ile sona erdi. Sembol mekân Kağıthane’de inşa edilmiş iki yüzden fazla muhteşem köşk ve kasır temelleri bile belli olmayacak derecede yıkıldı. Demek ki halkın gözüne en çok bunlar batmıştır.

Ve final; İsyancılar Sultan Üçüncü Ahmed’in kendilerine teslim ettiği cesedin damadına değil Kürkçü Manol'a ait olduğunu iddia ettiler. Çünkü ceset sünnetsizdi.

Yorumlar