ISTILAH

Sinan ÇULUK

Artık kesin kararımı vermiş bulunuyorum. Toplum olarak hâlihâzır cehaletimizde ısrar ettiğimiz sürece bu topraklarda hayatiyetimizi sürdürmenin maddi manevi şartları ortadan kalkmıştır. Acilen akli, fikri, zihni, tatbiki, içtimai ve iktisadi bir hamleye ihtiyaç vardır. Aksi takdirde 2071 vizyonundan vazgeçtim 2023’ü bile göreceğimiz şüphelidir.
İki gündür 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde inşa edilmiş bir kamu binasının keşif defteriyle cedelleşiyorum. Keşif defteri deyince günümüzdeki bina inşaat ihale şartnamesinden biraz dar kapsamlısını göz önüne getiriniz. Mimari proje olmamakla birlikte inşaatta kullanılan malzeme çeşitleri ve fiyatları ile tahmini maliyetinin çıkarılmasını hedefleyen bu defterlerden binlercesi bugün arşivimizdedir. Defteri elimizde olan ve günümüzde de hayatiyetini sürdüren bir bina, orijinal projesi bulunmasa da bu keşif defterleri sayesinde aslına yakın restore edilebilir. Böyle bir defteri çalışıyorum ama defter bana bakıyor, ben deftere bakıyorum, bir türlü sırlarını açmıyor ne yazık ki.
Yakınıp durmama bakarak zannetmeyin ki tarih öncesi devirden bahsediyorum, daha iki yüz sene önce inşa edilmiş ve bugün halen ayakta olan bir binanın inşa edildiği zamanki malzemelerin isimlerini bulamıyorum. Defterde yüzlerce inşaat malzemesinin adı geçiyor.
Eski metinleri okumayı bilenler sıkıntımı daha iyi anlayacaktır, defterdeki malzeme adlarını ancak bir hiyeroglif resmi gibi düşünün, o resimdeki kelimenin ne olduğunu bilmiyorsanız okuyamazsınız çünkü okuduğunuzun doğru olup olmadığından emin değilsinizdir. Ancak sözlüğe bakar ve doğru okunuşunu yakalarsınız. Eğer sözlüklerde de bulamazsanız o hiyeroglif gibi resmin çeşitli varyantlarda okunması mümkündür. Bu durumda yanlış okuma söz konusu ise anlamını araştırdığınızda da yanlış sonuçlara gitmeniz kaçınılmazdır. Düşünün ülkemizde yıllardır bu sahalarda çalışılıyor, restorasyonlar yapılıyor, ödüller alınıyor, okullarda mimarlık tarihi öğretiliyor. Ne yazık ki çok zayıf bir iki derlemenin dışında mimari tarihi terimler sözlüğümüz yok. Peki bu kadar restorasyon, malzemelerin orijinali bilinmeden nasıl yapıldı öyleyse? Bir de adamlara kızıyoruz ne biçim restorasyon bu diye. İşte hepsi de kılıfına uydurulduğu için öyle. Ne yapsın mimar-restoratör, birikimi var mı ki.
Eksiklerimiz sadece bu kadar mı? Doğru dürüst bir yer adları sözlüğümüz de yok. Bol keseden atıp tuttuğumuz yetmiş iki milletin de kimler olduğunu bilemiyoruz. Daha ne eksikliklerimiz var. El sanatlarımız unutuldu gitti, mahalli terimleri bırakın sanatların isimlerini bile unuttuk. Dünya kültürlerinde, sözlükçülüğünde binlerce ISTILAH=TERİM sözlükleri yer alıyor. Bu adamlar enayi mi? Neden zahmet çekip bu kadar uğraşıp didiniyorlar. Çünkü geleneği geleceğe aktaramazsan yeni teknolojiyi de ortaya koyamazsın. Bilim tuğla üstüne tuğla konularak örülür.
İşte biz de yıllardır teknolojiyi ithal ede ede kafa yormadık, terimleri de ithal ettik ve geldiğimiz nokta ortada. Velhasıl sosyal bilimlere önem vermeye vermeye bu topraklarda bulunmamızın sosyal temellerini de elimizden aldılar. Bundan sonra ancak bize verilenler kadar bir hayat hakkımız kalmıştır. Temmet…

Yorumlar