MİLLİYETÇİLİK ZAAFA UĞRATILMAYA DEVAM EDERSE NE OLUR?


"Arap Milliyetçiliği" kavramı, içi boş, tarihsel bir yanılgıdır... Araplar, yüzyıllardır kabile asabiyetini aşamayan, millet olma sürecini tamamlayamamış, dilleri ortak olsa da “kültür ve ruh milliyetçiliği”ni asla sindirememiş, teorize bile edememiş bir topluluktur. Bir ölçüde bazı düşünürlerde sosyolojik manada Arap Milliyetçiliği eğilimleri gündeme geldiyse de ileride ulus devlete dönüşüp kabile taassubunu kırmaları korkusuyla daha 20. Yüzyılın başlarında bu cihetten önleri bizzat emperyalistler tarafından kesildi. Halen emir ve kralların idaresindeki ülkelerin vaziyeti ortadadır.

Vatan kavramları ve bağlılıkları bile çok zayıftır. O yüzden yangın yerine dönmüş ülkelerini saldırganlardan koruma hissi olmadığından mevzilerini terk edip kaçan, şehirlerini istilacıların eline teslim eden genç ve gürbüz delikanlılar, vatan savunması yerine bir lastik botun üzerinde, modern bir batı ülkesine kapağı atmak uğruna canlarını bile feda etmektedir.

Osmanlı Devleti'ne boyun eğmek zorunda kalan Arap kabilelerinden bazıları ilk fırsatta isyana kalkıştıklarında bunları tahrik eden güç, milliyetçilik duygusuyla asla bağdaşmayan, kabile veya aşiret asabiyetleri idi. Biz de zemin ve zamana göre alınan tedbirlerle bunların üstesinden rahatlıkla gelirdik. Sonunda İngilizlerin tahriki ile isyan eden Şerif Hüseyin’in hareketine “Arap Milliyetçiliği” damgasını çekinmeden yapıştırdık.

Suud ailesi ile Haşimi ailesi arasındaki kabile kavgasından, öne çıkma yarışından başka bir şey olmayan bu hareketi İngilizler çok iyi analiz etmişlerdi. Aşiret reislerini elde edersen, tüm kabileyi elde edersin formülü aslında Osmanlının güçlü zamanlarında bu bölgedeki en pratik yönetim formülü idi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, bağımsızlık yanlısı ama İngiliz mandası taraftarı Araplardan yediğimiz büyük kazığın müsebbibi olarak "Arap Milliyetçiliği"ni göstermek, bizdeki "Türk Milliyetçiliği"ni yükseltmek gayesiyle de yapılıyordu. Bu sayede tek taşla iki kuş vuruluyordu. Üstelik bizde Arap Milliyetçiliği olarak benimsetilen hareketlerin, aslında daha laik ve sosyalist bir Arap dünyası peşinde koştukları bilinirken, aynı eksende ülkemizde gelişen sosyalist hareketleri besleyerek büyütmesi çok tehlikeli sonuçlar doğurabilirdi. Güneyimizden gelecek devrim ihracının ülkemize kötü örnek olma ihtimalini de o hareketleri Türk Milliyetçiliğine zıt bir Arap Milliyetçiliği kisvesine büründürüp ortadan kaldırdık. Tabii ki bizde Arap milliyetçisi diye yutturulan Arap sosyalistleri rahat durmadılar ve 68 kuşağından birçok Türk devrimciyi, Filistin kamplarında eğitip ülkemize gönderdiler.

Cumhuriyetin eğitim sistemiyle birlikte ülkemizde Türk Milliyetçiliği kavramının içi iyi kötü dolduruldu. Vatan, vatandaş, din, dil, birlik, beraberlik gibi kavramlarla ortak değer yargıları çoğunluğun benimsediği tanımlarla kabul gördü. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sıralarında tüm yurtta galeyana gelen bu duyguların emperyalistler açısından ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceği fark edildi ve hemen çalışmalara başlanarak vatansız, ütopik, evrensel olma iddiasında ne kadar kavram ve siyasi eğilim varsa pompalanarak milliyetçilik duygusunda büyük zafiyetler meydana getirildi. O tarihten bu güne kadar Türk Milliyetçiliği’ne karşı sürdürülen psikolojik veya fiziki harekâtların başarılı olması halinde Anadolu’nun genç ve gürbüz delikanlıları vatan savunması yerine, modern batı dünyasına iltica etmekte birbiriyle yarışan Arap gençleri gibi davranacaklardır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. SURAIYA FAROQHI İLE MÜLAKAT