OKÇULAR TEKKESİ SİCİL DEFTERİ

Günümüzde “tekke” denilince sadece tasavvuf boyutu akla geliyor. Bir şeyhin çevresinde toplanan müritlerin, kendi tarikat kuralları çerçevesinde ayin, zikir gibi eylemleri yerine getirdikleri mekân anlaşılıyor. Oysa Osmanlı devrinde farklı fonksiyonlar icra edilen tekkeler de vardı. Günümüzün hemşehri dernekleri gibi, farklı İslam ülkelerinden Osmanlı ülkesine gelenlerin buluşma noktaları olan tekkeler vardı mesela… Özbekler Tekkesi, Hindîler Tekkesi gibi yerler belirli bölge insanlarının İstanbul’daki buluşma merkezleriydi. Miskinler Tekkesi olarak adlandırılan yerler, o devirlerde dermansız bir derde müptela olarak algılanan cüzzam hastalarının Batı’da gördükleri muamelenin aksine daha insancıl şartlarda barındıkları yerlerdi. Bir de Okçular Tekkesi olarak bilinen yerler vardı ki tamamen günümüzün spor klüpleri gibi faaliyet gösterirlerdi. Başlarında yine beratla tayin edilen şeyhleri olurdu. Zaman içerisinde şekillenip geleneksel hale gelmiş dua, ayin, tören, ziyafet, müsabaka ritüelleri bulunurdu. Buralara isteyen herkes kafasına göre dâhil olamaz, liyakat sahibi sporcular belli aşamalardan sonra kabul edilip sicil defterine kayıtları yapılırdı. Günümüzde Okmeydanı Tekkesi olarak bilinen mekânın çevresindeki geniş düzlükler Fatih ve Bayezid zamanlarında vakfedilerek okçu pehlivanların (sporcuların) müsabaka ve alıştırma sahaları olarak tahsis edilmişlerdi. Ne yazık ki 93 Harbi göçmenlerinden bir kısmının işgaliyle başlayan yağma ve talan 1950’lerden sonra gemi azıya alıp durdurulamadı veya göz yumuldu. Şimdilerde yeşil alana hasret, şehircilik açısından ucube binalar yığınıyla dolduruldu.

Günümüzde yeni yeni canlandırılmaya çalışılan Okçular Tekkesi’nin yıllar önce tahrip olduğu sıralarda 400 yıllık tarihi birikimi de kapanın elinde kaldı. İkinci Bayezid devrinden beri Şeyh Hamdullah, Yesarizade, Necmeddin Okyay gibi hattatların da mekânı olan bu yerdeki tarihi levhalar, tarihi oklar, yaylar, putalar, mezar ve menzil taşları talan yahut imha edildi. Belki de en önemli miraslardan biri olan sicil defteri ise şahsi gayretlerle korunabildi. Halim Baki Kunter’in terekesinden Kubbealtı Cemiyeti’ne intikal ettirilerek güvenliği sağlandı. Bugünkü sporcu lisans defteri diyebileceğimiz bu defter 1682’den 1904’e kadar 222 yılda ne kadar okçu gelmişse, ne kadar mesafe ile rekor kırmışsa hepsini barındırıyor. Dünyanın farklı kültürlerinde 222 yıl kaydı devam eden bir başka sicil/lisans defteri var mıdır bilemiyorum ama bu defter “Dünya Mirası” kategorisine rahatlıkla girebilmelidir.

İşte bu tarihi defter geçtiğimiz ay İstanbul Fetih Cemiyeti’nin 118. Kitabı olarak yayınlandı. Fakülte sıralarında başlayan arkadaşlığımızı Osmanlı Arşivi’ndeki mesai arkadaşlığı ile devam ettirdiğimiz dostum İsmail Bakırcan'ın eski yazıdan yeni yazıya aktardığı bu eser ile kültür tarihimizin çok önemli bir halkasının daha yerine konduğunu görmekle bahtiyarım. Emeği geçen herkesi kutlarım.



Yorumlar