RESMİ SINIR-GÖNÜL SINIRI

Osmanlı, 1699 Karlofça’dan 1878 Berlin Anlaşmalarına kadar terk ettiği topraklardaki Müslüman tebaasının akıbetiyle hiç ilgilenmedi/ilgilenemedi. 1878’e kadar kaçabilen kurtuluyor, kalanlar ya Hıristiyan olmak yahut kılıcın tadını tatmak şıklarından birini seçiyorlardı. Karlofça’nın ardından ilk büyük kaybımız Budin’de (Macaristan) kalanlardan Hıristiyanlığı kabul etmeyenler soykırıma tabi oldu. Balkanlarda kaybettiğimiz kale şehirlerindeki Müslümanlar çoğu kere kadın çocuk demeden vahşice katledildi.

İlk defa Berlin Kongresi’nde Bulgaristan Müslümanlarının tamamını kılıçtan geçiremeyeceklerini anladıkları için Cemaat-i İslamiye adında bir tüzel kişilik gündeme geldi. Bu kurum sonradan daha kötü şartlarla Kıbrıs Türkleri için de organize edilecektir. En sonunda Balkan Bozgunu ile kaç milyon Müslümanın yollarda öldürüldüğü ne kadarının sürüldüğü az çok bellidir. 

Bütün bu faciaların ardından elde kalan Anadolu’ya 1864’ten itibaren yerleşen Kırımlılar ve Kafkas kavimleri eski devletlerinin toprağına, 1878’den sonra gelen Balkan muhacirleri kendi devletlerinin başka bölgelerine göç etmişlerdir. 

Günümüzün ulus devletlerindeki sınırlar için CB’nin teorize ettiği “resmi sınır” “gönül sınırı” ifadelerinin romantik bir değer olmasından başka realitede karşılığı yoktur. Bu romantizm üzerine reel politik inşa edilmeye kalkışılırsa hayallerin toslayacağı yerde altta kalanın canı çıksın realitesi ortaya çıkacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. SURAIYA FAROQHI İLE MÜLAKAT