DOBRUCA’DA KALAN TÜRK EMLAKİ


Günümüzde Romanya ile Bulgaristan arasında taksim edilmiş, bin yıllık bir Türk yurdu olan Dobruca’yı bilir misiniz? Babadağı, Balçık, Hırsova, İsakça, Köstence, Maçin, Mangalya, Mecidiye, Pazarcık, Silistre ve Tulça gibi büyük kentleri barındıran Tuna munsabının güneyinde Karadeniz’e kıyısı olan bir bölgedir. Oğuzların Anadolu’ya kesin olarak yerleşmesinden çok önce Kuman ve Peçeneklerin kendilerine mesken tuttukları bu topraklarda günümüzde bile Kuman ve Peçenek adları yerleşim birimlerinde yaşamaktadır.
Osmanlı hâkimiyeti içinde geçen yıllarda buranın Türk kimliği daha da pekişti. Sarı Saltuk ve Şeyh Bedreddin bu bölgelerle anılır oldu. Sultan Abdülmecid’in adına izafeten Mecidiye adı verilen koca bir şehir kurularak Kırım’dan ve Kafkaslardan sürülen Tatar ve Çerkesler de bu bölgeye iskân edildiler. Böylelikle kuzeyden Rus akınlarına karşı bir nüfus takviyesi de düşünülmüş olabilir.
Bu bölge 1877-78 Savaşından sonra Romanya ve Bulgaristan arasında git-gel vaziyetine düştü. Hâkimiyet kavgası ve çeşitli eziyetlerden bunalan Osmanlılar akın akın göçe başladılar. Arazilerini, mülklerini, hayvanlarını, tarlalarını olduğu gibi bırakıp Anadolu’nun çeşitli yerlerine iskân edildiler. Dobruca’da nice binlerce dönüm araziye sahip çiftçiler, Anadolu’da mendil kadar toprağın kavgasını verdiler. Devlet ara sıra komisyonlar kurarak oralarda bırakılan toprakların sahiplerine iadesi yolunda çalışma yürüttüyse de başarılı olamadı. Bir şekilde bu mallar nakden de tazmin edilemedi. Türkiye Cumhuriyeti döneminde de bir şey yapılamadı.

Zamanla ilk göç eden nesil bu dünyayı terk ettikçe torunları da mallarından habersiz yaşayıp gitti. Ata mirasının ne ardına düşen oldu, ne de bunlara bir yol gösteren. Yüzbinlerce dönüm arazi, gayrimenkul unutulup gitti. Yakın zamanlarda Osmanlı Arşivi’nde bir fon tasnif edilerek araştırmaya açıldı. Romanya Muhacirin Komisyonu adı verilen HR.MHC.02 kodlu bu tasnifte binlerce tapu olduğu gibi karşımıza çıktı. Bunlar hayali mal-mülk değil, kanlı canlı tapulardı ve karşılığı hiçbir zaman Romanya Devleti tarafından tazmin edilmemişti. Bekledim ki o kadar dernek, vakıf, sivil toplum örgütü vb. kuruluşlar önayak olur da Balkanlarda terkedilen Osmanlı emlakine yönelik en somut belgelerle girişimlerde bulunulur. Heyhat, ne akademik camiadan ne de bu sivil toplum örgütlerinden tek bir ses çıkmadı. Aradan bir süre geçtikten sonra tesadüfen gördüm ki araştırma salonunda bir araştırıcı harıl harıl bu fon üzerine çalışıyor. Ne zaman haber almış, nasıl gelmiş bilmem ama Romanya asıllı ABD vatandaşı bu araştırmacı belgelerin kopyalarını aldı gitti. Artık nasıl bir araştırma yapar, ne gibi sonuçlara varır, eseri ortaya çıkınca öğreniriz. Bizim milletten bir ses, bir nefes yok henüz. YÖK tezlerine baktım, adı bile geçmiyor.Bir tez var ama paylaşıma açılmamış, bilen varsa bakabilir diye künyesini ekledim.
Bu kadar tok gözlü, mütevazı bir millet olmak zorunda mıyız? Herkesin ülkemizden hayali iddialarla bir şeyler koparmak uğruna dünyayı ayağa kaldırdığı bir zamanda, belgeli, tescilli mal varlıklarının peşine neden düşmez bu millet.




Yorumlar