HAÇLI ZİHNİYETİNDEKİ SİNEMA-FİLM ENDÜSTRİSİNE İLK ELEŞTİRİ


Sinan ÇULUK





Ahmed Hikmet Müftüoğlu (1870-1927) Türkçü bir yazarımız. Emperyalizmin “beşinci kol” faaliyetleri çerçevesinde yürüttüğü “sinema sanatı” ürünlerinin kendi devrindeki halini tasvir eden bir yazı yazmış. Günümüzde de o günlerdeki gibi Hollywood ile el ele yürüyen emperyalizmin karakterinde hiç değişiklik yoktur.

Yazıda yer alan anlamı unutulmuş birkaç kelime için WWW ortamındaki Osmanlıca sözlüklere müracaat edilmesi tavsiye olunur.

METİN:

İSLAMLAR ALEYHİNDEKİ SİNEMA MEVZULARI

Nasuh Efendi bugün pek müteessir görünüyordu. Donuk bir sarılık ve kırmızı ince çizgiler altında beliren siyah gözbebekleri her zamankinden daha az müteharrik idi. Söze başladığı sırada elim bir bahs açacağı evza’ından anlaşılıyordu. Çayının yarım kadehini bir hamlede içtikten sonra dedi ki:
- Bundan tam on yedi yıl evvel Fransa’da «Amiyen» kasabasını ziyaret ettiğim sırada gördüğüm «Piyer Lermit» in heykeli huzurunda dakikalarca devam eden bir istiğrak hali geçirmiştim. Avrupa Hıristiyanlarının kalplerine İslamiyet’e karşı nefret hissini ilk telkîn eden bedbaht Piyer Lermit’tir. Bu cahil papaz yalın ayak başı kabak ve belinde eski bir ipten zünnar olduğu halde yıllarca Avrupa’yı bir eşek üstünde dolaşmış ve cahil halkı İslamiyet aleyhine tehyic etmişti. O zamanki Kudüs Patriği «Simon» un telkîni ve Papa İkinci «Urban» ın teşvikiyle İslamlar bilhassa o tarihte Kudüs’ü zapt eden Selçukî Türkleri aleyhine Avrupa’yı kışkırtmıştı. Piyer İtalya’yı, Fransa’yı, İspanya’yı, Almanya’yı dolaşmıştı. Kralların saraylarına girdi. Derebeylerinin şatolarında misafir oldu. Gittiği yerlerde İslamiyet aleyhinde irad eylediği nutuklar o mertebe tesir etmişti ki halk, «Piyer» i Allah tarafından ib’as olunmuş müncî addiyle libâsını öpmeye ve bindiği eşekten bir kıl kopararak necât-ı dâreyne hâdim yâdigâr-ı kudsî hürmetiyle hıfz etmeğe kadar varmışlardı. Halkın galeyan eden taassub-ı cahilanesinden istifade eden Papa İkinci «Urban», «Klermon» ve «Plezans» şehirlerinde akdeylediği Rûhânî Meclislerin kararı üzerine Birinci Ehl-i Salîb Seferi’ni ilan etmiş, yani Hıristiyanlık ile İslamiyet’in arasında yükselen kin duvarının kara temel taşını koymuştu.

Ben o gün, «Piyer Lermit» in heykelini temâşâ ederken, kin yüzünden dökülen kanları, harap olan şehirleri ve bu yüzden İslam, Hıristiyan kitle-i insaniyetin çektiği cefayı düşünüyor ve yirminci asırda cihana hükümran olan nûr-ı umumi-i irfanın taassup denilen, vicdanlardaki siyah lekeyi izale ettiğine hükmeyliyordum. On yedi yıl evvel ne kadar yanılmışım! Hıristiyan Avrupa ve Amerika’nın umumi vicdanında bu şaibe-i siyah-ı taassup hala eski gayzı, eski şiddetiyle kaim etmiş. Bunu Balkan Muharebesi, Harb-i Umumi bütün üryanlığıyla gösterdiği gibi bugünkü sulh devrinde dahi, gittikçe uyanan ve Avrupa ve Amerika ile temas ve münasebeti ziyadeleşen İslam aleminin intibahına rağmen bu kin, her fırsattan istifade edilerek, bila-ârâm yine işa’a olunuyor.

Sinemalara devam ediyorsanız, saha-i cevelânı Asya ve Afrika olan mevzulara dikkat ediniz. Sizin en harîm izzet-i nefsinizi incitecek bir vesile bulursunuz. Güzel zaman geçirmek için vakt ü nakd sarfederek gittiğiniz bu teferrücgâhdan ruhunuz mütekallis, kalbiniz rencide olarak çıkarsınız.

Sinemaların hayali ve tarihi vekayi’inde ihanetkâr şahıslar mutlaka İslamlardan intihab olunur. Zalimler, katiller, müstebidler mutlaka ya bir fesli veya sarıklı bornoslu İslamdır. Vak’a Hindistan’a aid ise kahraman mutlaka İngiliz veya Avrupalıdır. Müstekreh roller İslamlara aittir. Hatta Mecusiler, Budistler İslamlardan daha necip vaziyetlerde temsil edilirler. Geçende «Genç Raca» ve «İki Bayrak Altında» ismiyle iki sinema seyretmiştim. Benim ile beraber bunları İstanbul ahalisinin büyük bir kısmı da temâşâ etti. Bunun birincisinde Mecusi «Genç Raca» nın hükûmetini zapteden Emir Abdullah hilekâr ve Cezayir’de cereyan eden «İki Bayrak Altında» mevzuunda Arap şeyhi casus, hain, dessastır. Avrupa’daki sinemalarda Ermenilerin, Rumların telkinatiyle aleyhimize tertip olunan sinema mevzularını bu bahse idhal etmek istemem. Fakat memalik-i İslamiye’ye temas eden her hangi bir vak’ada İslamları müstemirren nefret-engiz bir halde temsil etmeyi taassubun en bariz tezahürü addetmekte elbette hakkım vardır.

Nasıl oluyor da dinimizin aleyhindeki bu gibi vekayi’ İstanbul’un sinema sahnelerinde câ-yı temsil buluyor? Tiyatrolara sansür vaz’eden hükûmetimizin sinemaları tetkik etmek hakk-ı sarîhi değil midir?

Bu gibi temsillere ve tezahürlere de, lehülhamd ilmi ve iktidarı kifayet eden ve gözleri açılan İslamların da bundan sonra mukabele-i bi’l-misle tasaddîleri âheng-i münâsebât-ı beşeriyeyi haleldar etmez mi? Bu gayz ve kin ne zamana kadar devam edecek? Ve ne zamana kadar Piyer Lermit zihniyeti Avrupa’da revac-yâb olacaktır!!

Müftüoğlu
Ahmed Hikmet

[Resimli Gazete, 15 Teşrin-i Sani 1340-15 Kasım 1924 Cumartesi]



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. SURAIYA FAROQHI İLE MÜLAKAT