VİCDANSIZ NAİB

Sinan ÇULUK

Osmanlı devrinde bazı aristokrat! kadılar tayin edildikleri görev yerine gitmeyip yerlerine naib adı verilen vekillerini gönderirlerdi. O kazanın tahsis edilen gelirleri ve harçları esasen kadının olup, naib, kadı ile arasındaki anlaşmaya göre buralardan elde edilen gelirden belli bir ücret alırdı. Kazanın tahammülüne göre beklediği geliri elde edemeyen kadı naipleri, rüşvet ve diğer yolsuzlukları ile ahaliyi canından bezdirirlerdi. 

Bu belgede de hangi kazanın naibi olduğunu anlayamadığımız Mehmed Sadık isimli biri, hasta olup az bir ömrü kaldığı doktorlar tarafından söylenen Hacı Bakioğlu İbiş adlı bir tüccarın ölümünü bekliyor. Görev süresinin bitmesine az bir süre kalmıştır. Bu süre zarfında adam ölürse ne âlâ, ölmezse görev süresini adamın ölmesine kadar uzatmasını kadıdan istirham ediyor. İnsanlığından utanmadan, bu tüccarın iyi bir miras bırakacağını, küçük bir çocuğu olduğundan buna vasi, evkafına mütevelli tayini işlerinden iyi para kazanacağını ve külliyetli borçlarından kurtulacağını söylüyor. Üstelik bu mektubu mübarek Ramazan ayında hem de Kadir Gecesi'nde yazmış olmalı. Ancak isteğine nail olamamış, mektubun üstünde vekili olduğu kadının el yazısı olması muhtemel notta "mektubun gelmesinden önce niyabetin Sadullah Efendi'ye verildiği" yazılıdır. 


Yeri belli olsaydı bu meseleyi şeriye sicillerinden takip etmek mümkün olurdu ama şimdiki veritabanı ile bu gayet zor. İleride bu defterler indekslenirse sonucun ne olduğunu, Bakizade İbiş Ağa'nın malının nasıl çarçur edilip yetiminin paralarının nasıl yendiğini öğrenebiliriz.

HÜVE

Derûn-ı kâime tarihi fi 11 Za. Sene 220 bu tarihde niyabet Sadullah Efendi’ye verilmiş idi.

Devletlü inayetlü merhametlü veliyy-i nimet-i bî-minnetim sultanım hazretleri

Devlet-i ikbal ile sağ olsun. Arzuhal-i abd-i kadim ve şâkir-i envâʽ-ı niʽam-ı müstedîmleridir ki

Bi-hamdillah-i Teâlâ mübtelâ olduğum cümrâ illetinden bu günlerde halâs ve şifâ-yâb oldum. Bu sene-i mübârekede min-ciheti’l-vücûd ve’l-mâl ne derecelerde mazhar-ı bahr-i ta'b olduğumu Allah bilür ve niyâbet ne mikdâr zarar gösterdi takdîm olunan defterden ma'lûm-ı veliyyü’n-ni'ami buyrulmuştur. Bu defa Zilhicce’den istîfâ etmek niyetinde idim. Ancak tüccardan Hacı Bakioğlu İbiş Efendi maraz-ı mühlike mübtelâ olup el-ilmu indillah la ya'lemu'l-gaybe illallah mevcud olan etıbba merkûmun karîn-i vefât idüğün haber vireyorlar. Zilhicce'ye kadar fevt olur ise ne güzel daha bir iki ay ilerü kalır ise beher hâl ihtiyâten ibkâ mürâselesini isterim zira hademe-i mahkeme beher hâl yirmi bin kuruş hâsıl olur deyu tahmin ideyorlar. Fi'l-hakîka madde cesîmdir. Evlâdı sıgar olup evkâfa kâimmakâm nasbı ve sıgara vasî ta'yîni ve zimemâtının de'âvîsi külliyetlü mevâddır. Böyle madde kırk yılda bir düşer. Lütf u ihsân buyurup bu madde vuku' bulup tetmîm ettiğim gibi istîfâ edeceğim beyânı ve mücerred tecdîd-i ubudiyyetimi havi arzuhâl terkîmine mübâderet kılındı. Bi-mennihi teâlâ ledâ şerefi'l-vüsûl sûret-i hâl ma'lûm-ı aliyyeleri buyuruldukta bu bâbda müsâ'ade ve mazhar olduğum düyûn-ı vefîremden halâsıma sebep ve müceddeden çerağ ve ihyâ buyurulmak bâbında emr u fermân hazret-i veliyyü'n-ni'metindir efendim.

Fî 27. [Ramaza]N. sene [1]220          [Mühür] Mehmed Sadık

[19 Aralık 1805]

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. SURAIYA FAROQHI İLE MÜLAKAT