ROBERT KOLEJ'İN TEMEL ATMA TÖRENİNİN CANLI ŞAHİDİ AHMED SAFİ BEY ANLATIYOR



Sinan ÇULUK

Ahmed Safi Bey’in “Sefinetü's-Safi” adlı eserinden iktibastır. 





Robert Kolejin temel atma töreninde bulunmuş olan Ahmed Safi Bey'in gördüklerini birinci elden aktardığı satırları sizlerle yorumsuz olarak paylaşıyorum.


«Fatih Sultan Mehmed Han-ı Sani İstanbul’u fetihden evvel Boğaziçi’nde Boğazkesen denilen mahalde bugün bakiyyetü asar-ı garaib [?] dide-i teessüf ile görülmekte olan hisarı inşa etmiştir. Oraya şimdi Rumili Hisarı denildiği malumdur. Hisar ile Bebek karyesi arasında bir İslam kabristanı vardır ki Kayalar namıyla maruftur. Bu kabristanın üst ve dağ tarafı meşhur Ahmed Vefik Paşa’ya geçmiş idi. Paşa buralarını Amerikalılara sattı. Onlar da oraya bir mektep yaptılar. Sultan Aziz saraya bakıyor diye mektebi yıktırmağa çok uğraştı ise de bir şey yapamadı. Hükûmet-i Mutlaka’da infaz-ı evamir edemeyen hükümdar…..

İslam mektebi olsa idi yıktırılırdı…Ecnebi….Hasılı bu mektep yapılacağı zaman tertip ettikleri vaz-ı esas “temel atmak” resminde hazır bulunmak üzere Altıncı Daire-i Belediye müdürü ile daire mühendisi İsmail Efendi’yi ve Hisar zabıta memurunu çağırırlar. İşte çağırırlar; artık anla biz de ayrıca bulunduk. Baktık ki temeller hafr edilmiş. Yüzler ile amele ve duvarcı ustaları hep hazırlanmışlar.

Usûl-i İseviyye üzere dua edilecek nutuklar irad olunacak ondan sonra temel taşı konulacak denildi. Bir saat mürurundan sonra başpapazları geldi. Mektebin müessisleri ve Amerika tebaasının İstanbul’da bulunan ileri gelenleri ve Amerika elçisi ve konsolosları ve muteberan-ı ecanibden pek çok kimseler toplandılar. Başpapaz İngilizce dua okudu, ne okudu bilemem, duadır dediler. 

Badehu beş on kadar kimseler sıra ile birbirini müteakip elsine-i ecnebiye ile nutuk irad ettiler. Ne söylediler, onu da bilemem. Bildiğim bir şey var ise onların içinden bir Cizvit papazı Türkçe kısa bir nutuk okudu. O kadar lastikli sözler ki hangi tarafa çekilse o tarafa gider. Zihi şeytanet. Ve acizde böyle şeyleri tamamen zabt etmek fikri o vakitler henüz yok idi. O zamandan bu vakte kadar pek çok seneler geçmiş olduğundan hatırımda o nutuktan yalnız son iki cümlesi kalmış ve bana kan ağlatmış idi. O da şu “Türkler buraları kan döküp aldılar. Biz de paramız ile aldık” cümle-i ciğer-sûzi idi. Andan sonra Frenklere hasbe’l-hamiyye gönlüme bir husumet-i şedide geldi. 

Sözü uzatmayalım demirden mamul içi dışı zift ile tıla edilmiş bir çekmece getirdiler. İçini İngiliz altınıyla doldurdular. Kâğıt değil kâğıt gibi bir şeyi ihtimal tirşeden mamul olsa gerek üstünde Frenkçe evvelce yazılmış bir hayli yazı var, o yazılı kâğıt gibi şeyi de altınların üzerine koydular. Çekmeceyi kilitlediler. Meşe ağacından yapılmış ve içi dışı kezalik zift ile boyanmış diğer bir mahfazanın içine o çekmeceyi koydular. Onu da kilitlediler maa mahfaza çekmeceyi temele indirdiler. Ve temel duvarını mevcut ustalar hemen örmeğe başladılar. Hulasa zaman-ı kalîlde mektebi yaptılar. Bir taraftan da tevsi‘ ettiler. 

Söylediklerimi masal, mesel diye dinleme. Bir kere lütfen git de gör. Bugün orası bir memleket gibidir. Makalenin tahririnden üç sene evvel Amerika ağniyasından İstanbul’a gelen birisi vuku‘ bulan davet üzerine mektebi ziyaret eder. İntizamını ve binanın taksimatını ve sairesini takdir eyler. Yalnız mühendis şubesi olmadığından mektepte bu şube-i fennin de tedrisi ile ikmal-i nevakıs edilmesi arzusunu izhar eder. Bunun içün ayrıca bir daire inşasını ve masarif-i inşaiyyeye [medâr ?] olmak üzere takdim edeceği yüz bin İngiliz lirasının kabulünü rica eyler. İngiliz bankasından alınmak içün yüz bin liralık bir çeki bi’l-imza mektep idaresi heyetine verir. Akla hayret hâlbuki açlığından teslim-i ruh edecek bir Müslümana bu zengin Amerikalı tesadüf etse beş para vermez ve nasıl vefat edecek diye o aç Müslümanın suret-i vefatını katiyen müteessir olmayarak seyreyler. İane suretiyle aldıkları mezkûr yüz bin lira ile büyük bir daire yaptılar. Mühendisliğe lazım gelen her bir alât ve edevâtı ihzar ettiler. Şimdi o daire-i cedidede talebeye mühendislik öğretiyorlar.

Mektebin programına nazaran hangi şubeye girer ise girsin leyli olarak beher şakird içün senevî ücret kırk beş Osmanlı lirasıdır. Neharî on iki liradır. Yılda bir buçuk lira da ayrıca alıyorlar. Yatağı çamaşırı elbisesi harçlığı kitap parası şakirde aittir. Yemeği mektep verir, neharî talebe ekmeği kendileri getirir. Her sabah umum talebeyi hangi milletten olur ise olsun behemehâl mektebin kilisesine götürürler, perestiş ettirirler. Bunu yapmak mektebin nizam-ı dâhilîsi iktizasındandır. 

Talebeye ibtida Protestanlık fikrini ilka etmeğe uğraşırlar. Maksat Protestanlık değildir. Kendilerinin Hıristiyanlık kisvesi altında tesisine çabaladıkları bir din vardır ki o da zann-ı ağlebime göre Farmasonluktur.

Bunların fikrince dünyada bir din olmalı ve umum insanlar bu din ile amel etmelidir. Halbuki bunun muhal olduğunu Vacib Teala Hazretleri Kuran-ı bahirü’l-burhanlarında estaizü billah “Ey insanlar Allahu Teala istemiş olaydı sizi bir ümmet kılardı.” “Ey Muhammed Rabb’in istemiş ola idi bütün insanları bir ümmet kılardı”  diye beyan buyurdukları ayât-ı celile şahid-i adldir. 

İstanbul’da Mercan Yokuşu’nda Rıza Paşa Konağı’nın arsası karşısında Maktul İbrahim Paşa’nın arsasını bu kavm-i menhus aldı. Oraya bir han yaptılar, adını Baybil Havus [Bible House] koydular. Memalik-i Osmaniye’de olan mekteplerin idare ve tesisine uğraştıkları yeni dinin neşr u tamimine vasıta olan memurlarının merkezidir.»

[Bu eserin mikrofilm görüntüleri elimizde olmakla birlikte asıl elyazması nüsha kayıp olduğundan mikrofilmde okunamayan yerleri tashih etme imkânımız olmamıştır]

Yorumlar

MEHMET ÜNLÜ dedi ki…
EN İLGİ ÇEKEN YERİ : ''TÜRKLER BURALARI KAN DÖKEREK ALDILAR,AMA BİZ PARA VEREREK ALDIK ''..EMPERYALİZMİN DAHA O ZAMANDAN DÜNYAYI NASIL KONTROLU ALTINA ALACAĞININ BİR ÖZETİDİR..