CİZRE BÖLGESİ KÜRTLERİNDEN ASİ SEYFEDDİN BEY’E DAİR MEKTUP



 Sinan ÇULUK


Sivas Valisi Reşid Mehmed Paşa’nın Kürt asileri sindirme harekâtı esnasında gönderdiği bir mektup.

Bugün olduğu gibi o zamanlarda da o havali, devlet adamları tarafından bilinmiyor, her gördükleri farklılığı anlamaya çalışıyorlardı.

Sivas valisi Reşid Mehmed Paşa’nın isyan eden Seyfeddin Bey ve ortamını anlattığı mektubundaki gözlemlerini ilginç bulacağınızı zannediyorum.
Varlığı yokluğu yıllardır tartışılan feodalite kavramına malzeme hususlar görüyoruz.

Günümüzde Nakşî şeyhleri olduğu iddiasında bulunan Barzani ailesine bu özelliğinden dolayı hürmet gösteren devlet adamlarıyla, Halid b. Velid sülalesinden olduğuna inanılan Seyfeddin Bey’e, Mehmed Reşid Paşa’nın bakışını mukayese de edebilirsiniz.

Padişahın adını hutbede okumayıp, kendi adlarına hutbe okutmaları da işin cabası…

 



Saadetlü meveddetlü biraderim beyefendi

Cezire havalisi Ekradı geçen sene gördüğümüz Ekrad ve aşaire benzemeyip, meğer bunlar onlardan birkaç kat aşağı bir millet imiş. İşte Cezire Beyi Seyfeddin Bey dedikleri hainin teshir olunmuş olan kasrında bulunup leffen irsal-i savb-ı şerifleri kılınan bir ucu kesik Arabiyyü’l-ibare varakadan dahi müsteban olur. Şöyle ki; buralarda seyyid ve şeyh tabir olunur bir takım erbab-ı fesad olup daima dağlarda püşt ü pa ve bütün bütün beyaz elbise iktisa ile her nereye gitseler bazıları “Ca’e Şeyhünâ” [Şeyhimiz geldi] ve bir takımı dahi “Şeyh-i Ma Hünan ” [?] diyerek karısı ve erkeği ellerini öpüp eteklerine sarılayorlar. Şu vechile ki faraza iki aşiret birbirleriyle muharebeye ibtidar ile iki taraftan tüfenk kaynar iken bu şeyhlerin birisi aralarına girdikte derhal tüfenk kesilip yerli yerine gideyorlar. Hülasa bunların usulleri hiçbir millette görülmemiştir. İşte varaka-i mezkûre dahi hain-i merkûmun el-yevm dağlarda olan şeyhinden olduğu erbab-ı vukuftan tahkik olunmuş olmağla binaen irsal kılınmıştır. Hain-i merkûma bu derecelerde hürmet ve teb‘ıyyet etmeleri güya Halid ibn-i Velid ceddinden olduğuna mebni imiş. Lâkin öyle midir değil midir orasını bilemem. Bunlar Huda bilir ki hutbelerinde bile nûr-ı basîre-i Cihân olan Padişah-ı rûy-ı zemin efendimizin nâm-ı adalet-ittisam-ı mülûkânelerini yâd etmeyip bir takımı Revandüz’ün ve bu havali hayvanları dahi merkûm Seyfeddin’in ismini anıyorlar. İşte her ne kadar tafsil olunsa bu haşeratın harekat ve usulleri tarif olunmaz. Binaenaleyh bu kadarca iş‘âr ve beyan olundu. İnşaallahü Teala saye-i ihsan-vaye-i Hazret-i Mülûkâne’de bunlar dahi yakın vakitte Devlet-i Aliyye ne olduğunu ve hutbe nasıl okunduğunu öğrenirler. Hemen Cenab-ı Rabbi’l-Alemin velinimetimiz velinimet-i cihan padişahımız efendimiz hazretlerine tükenmez ömür ve ikbal ihsan ve bedhâhân-ı saltanat-ı seniyyelerin münhezim ve perişan eyleye amin. Sümme amin.

1252.Muharrem. 21 [8 Kasım 1836]
[Mühür] Mehmed Reşid Paşa

Gayet başarılı bulduğum aşağıdaki makalede bu belge de kullanılmıştır.
Fatih
GENCER, Merkezîleşme Politikaları Sürecinde Yurtluk-Ocaklık Sisteminin Değişimi, AÜDTCF Tarih Araştırmaları Dergisi, s.49, 2011, sf.75-96.




Yorumlar