SADRAZAM YUSUF ZİYA PAŞA’NIN İBRAHİM EFENDİ’Yİ TEHDİDİ




 Sinan ÇULUK

Ağustos 1798-Nisan 1805 tarihleri arasında 6 sene 7 ay sadrazamlık makamında bulunan Yusuf Ziya Paşa’nın elyazısıyla bir belge neşrediyorum. Damad İbrahim Paşa’nın 12 senelik sadaretinden sonra Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar kesintisiz en uzun süre görevde kalan sadrazam Yusuf Ziya Paşa’dır. Üçüncü Selim’in Nizam-ı Cedid politikası, devleti oluşturan unsurlar arasındaki çelişkileri ortaya çıkarıp, mağdur bir zümre meydana getirdiği halde, Yusuf Ziya Paşa mümkün olduğunca bu politikayı yumuşatıp mağduriyetleri törpülemeye dikkat etmiştir.  Bu özelliği dikkate alınırsa dirayetli ve gayretli bir vezir olduğu anlaşılır. Mısır’ın Fransızların işgalinden kurtarılması sırasında Mısır’da Osmanlı ordusunun başında bulunmuş ve cidden faydalı işler yapmıştır. Sicill-i Osmanî’ye göre Gürcü asıllı bir köledir. Günümüzde Osmanlı Arşivi’nde bulunan kendi kaleminden çıkma çok sayıda belgede gördüğümüz kadarıyla kullandığı Türkçe, halk ağzından alınma kelime ve deyimlerle hatta fıkra ve hikâyelerle dolu ve sade olup, Türkçeyi sonradan öğrenen bir ecnebinin üslûbuna hiç benzememekte, Türkçeyi anadili gibi kullanmaktadır. 

Bu hususlara ve devlet yönetiminde uyguladığı bir metodu anlamamıza yarayan,  İbrahim Efendi isimli birine yazdığı ve Yeniçeri mevaciplerinin ödenmesi için para talep ettiği tezkire çok ilgi çekicidir. Defterdar olması gereken İbrahim Efendi için iki ihtimal vardır. Birincisi Ordu Defterdarı iken Yusuf Ziya Paşa’nın henüz Sadrazam olduğu sıralarda vefat eden İbrahim Efendi, ikincisi 1799-1805 arası İrad-ı Cedid Defterdarı olan Gizli Sıtma İbrahim Efendi. Bunlardan ikincisi daha galip bir ihtimal ise de İrad-ı Cedid Defterdarı olması yüzünden yeniçeri mevaciplerinin ödenmesi için para talep edilmesi uzak bir ihtimal oluyor. Yine de devlet para bulduğu her yerden mevacip ödeyebileceğinden bu da akla yakın geliyor. 

Yusuf Ziya Paşa“Oğlum İbrahim Efendi” hitabıyla başladığı tezkirede, Maliye teşkilatının günümüzde olduğu gibi o günlerde de Sadrazam’a (Başbakana) kök söktürdüğünü, kendi aralarında paslaşarak işi yokuşa sürdüklerini, para talebi karşısında bu talebi yerine getirmemek için çeşitli dolaplar çevirdiklerini görüyoruz. Yalnız karşılarındaki Yusuf Ziya Paşa olunca bu dolapların suyu kesiliyor. Mevacibin ödenememesi durumunda bundan hiç de memnun olmayacak, belki de kazan kaldıracak yeniçerilere, paranın defterdar tarafından ödenmediğini söylemekle tehdit ediyor. Paşanın kullandığı samimi ve sade Türkçe aslında Osmanlı dediğimiz insanların kendi aralarındaki konuşmalarının günümüzden pek de farklı olmadığını göstermektedir. Bu belge ile bu üslup bir yönetim biçimi olarak tarih sayfalarındaki yerini almaktadır. 



 





Bihi
 
Benim Oğlum İbrahim Efendi,
Mevacib akçesi içün bizim Zimmet Efendisi benim tenbihime binaen size haber gönderdi,  Yarınki Salı günü yazu olacak. Siz de Sergi Halifeniz İbrahim Efendi’ye tenbih olundu, ondan talep edin verecektir deyü haber göndermişsiz. İbrahim Efendi’den talep olundukta bizim efendimiz akçemiz yoktur moktur diyerek ağzını çekinerek geldi. Beni infial ettirdi. Bu nasıl şeydir. Eğer sadaka verecek iseniz lazım değildir. Ben mevacib içün böyle zıyk vakitlerde ateşlere yanayorum. Bir de sizin sıkıntınızı mı çekeyim. Bu nasıl maskaralıktır. Sergi halifenize güzelce tenbih edin, akçeyi yatırsın. Vallahülazim divan yerinde o kadar akçeyi siz vermediniz, işte noksanı budur deyü söylerim.

Mevacib: Yeniçerilerin üç ayda bir aldıkları ücretleri.
İnfial: Gücenme, darılma.
Zıyk: Darlık
.

Yorumlar