ESTER KİRA


[Türk Tarih Encümeni Mecmuası, Nu. 94, sf. 318-324, 1 Eylül 1926]


Avram Galanti Bodrumlu
Yazan: Avram GALANTİ
Hazırlayan: Sinan ÇULUK

Türkiye Tarihi, Ester Kira namında bir Yahudi kadından bahsederek  bu kadının Selim-i Sani, Murad-ı Salis, Mehmed-i Salis zamanlarında saraya girip çıktığını, kadınlar saltanatı zamanında meşhur Valide Sultan Nurbanu ile Safiye Sultan’ın hizmetine girerek devletin siyaset-i dahiliye ve hariciyesine karıştığını, gümrükleri iltizam ettiğini, memuriyetleri sattığını ve nihayet yeniçerilerin gazabına uğrayarak Kaymakam Halil Paşa’nın konağının divanhanesinde katledildiğini yazıyor.

Türkiye Musevileri Tarihi muharriri Rozanes[1] Ester Kira’nın Sultan Süleyman Kanuni zamanında saraya girip çıktığını yazıyor. Bu ciheti, aşağıda metnini dercedeceğimiz fermanın muhteviyatı da teyit ediyor.[2]
Fransa kraliçesi Katerin de Medisisi, o zaman İspanya Kralı olan İkinci Filip’e karşı harbetmekte olan Fransa’nın imdadına Türkiye donanmasının gönderilmesi için, Safiye ile muharebede bulunuyor idi. Kira, bu muhaberenin teatisinden İstanbul Venedik sefirini haberdar etmiştir.[3] Venedik sefirleri, hükûmetlerine gönderdikleri raporlarda Kira’dan bahsederler idi. Sefir (Cantarini), 1583de hükûmetine yazdığı raporda Kira’nın, sarayın harem erkânıyla olan samimi münâsebatından, [4] sefir (Soranzo Bernardo) 1592de hükûmetine yazdığı raporda Kira’nın kendisi ile Valide Sultan arasında “vasıta” olduğunu yazıyorlar.[5]
Bir İbrani muharrir[6] Kira’nın kuvvet ve nüfuzu hakkında şunu yazıyor. “İstanbul’da Türk kralının sarayında şöhret bulmuş bir kadın bulunup ekâbir-i saltanat ona secde ederler idi. Hükûmetten memuriyet isteyen kimse, vasıtasına müracaat eder idi.”
Türk vakanüvisleri Kira’nın feci akibeti hakkında malumat veriyorlar. “Selanikizade Tarihi” muharriri Selanikizade Mustafa Efendi , “Solakzade Tarihi” müellifi Mehmed Hemdemi Efendi ile “Fezleke-i fi’t-Tarih” muharriri Katib Çelebi, Kira’nın hicretin 1008 senesinde, “Ravzatü’l–Ahbar  fi Tarih” muharriri Kara Çelebizade Abdülaziz Efendi ile “Naima Tarihi” muharriri Naima, Kira’nın hicretin 1009 senesinde katledildiğini yazıyorlar.

Bu vakanüvislerden, Selanikizade Mustafa Efendi katl vakasını etraflıca yazdığından, biz de hikâyeyi aynen buraya naklediyoruz:[7]
“Evasıt-ı mah-ı Ramazan-ı Şerif’de (sene1008) Serdar-ı alişan Sadrazam İbrahim Paşa ile sefer-i hümayundan avdet olundukda bir Cuma günü yeniçeriler Şeyhülislam Sunullah Efendi’ye vardılar. Bize ulufe deyü verdikleri fasid akçe ile aldığımız me’külât helal midir deyü sual eylediler. Müftü efendi, helal değildir dedikde, Yehûdiye Kira kadın gümrüğü iltizam eylediği içün böyle kalb akçeler bize ulufe veriyorlar. Anlarındır, biz anları katlederiz deyüp fetva istediklerinde cevap verdi ki zimmîye ve Yehûdiyenin katli caiz değildir amma şehirden sürülsün ve dursun gitsün dediler ve dahi nice dürlü fitne vü fesada cür’et ettiler ve nice hezeyan sözler söyledikçe varın arzuhal ediniz ve bana getirinüz muradınuz ne ise padişahımız huzuruna getireyim hatt-ı hümayun ile beraber cevap versinler dediklerinde müteselli olmadılar. Ol mahalde ahd u emân ve eymân-ı gallâz ve şeddâd üzre ittifak ettiler ve Cumartesi seheri cemiyet-i azîm ile kaymakam-ı rikâb Halil Paşa kapısına vardılar divanhanesinde çağırıştılar elbette Yehûdiye Kira Kadın elinde hizmet defteri satılırsa komazız meydana gelmek gerektir deyüp muhkem ayak bastılar. Şevketlü padişah-ı âlem-penah hazretlerine şer u şur kasdında oldular cemiyetleri ve istedikleri arz olundu pinhan olmuştur ve bulunıcak aman u zaman vermezler kâr müşküldür denilmiş elbette bulunmak gerektir deyü Çavuşbaşı Ömer Ağa ve Kapıcılar Kethüdası Nasuh Ağa gönderildi anlar dahi vardılar ikdam u ihtimam ile pinhan olduğu yerlerde tecessüs eylemeğe gittiler. Berüde bendegân gittikçe ziyade olmakta ve bed-nihadlar dürlü dürlü kabahat ve fesada niyet ettiler ve yeniçeri ağası Hasan Ağa dahi ihtiyat üzre hazır ve müheyya olup durdular ve Kethüda Bekir ile Başçavuş ve ocakoğulları kol kol eyledi. Yehûdi mahallelerini ve şehir güzergâhlarını eşirradan muhkem hıfz u hırasette iken nagehani Çavuşbaşı Ömer Ağa mesfure Yehûdiye Kira karıyı bulup bir semerli bargire bindirdi Paşakapısı’na getürdükte nerdübân ayağında indirir iken Sipah Taifesi ârâm etmediler kurd hançer üşürdüler Kira karıyı pâre pâre eylediler ve ayağına ip taktılar ve sürüyüp lâşesini Atmeydanı’na bıraktılar anda dahi cemiyet-i azîm ile ahd u emân ettiler ve Mushaf-ı Şerif’e ellerin urdular ve muhkem yemîn ettiler ki yarın cümle evlâd ve ensâbların dahi bir yere cem‘ edelim dediler badehu tekrar yine Müftü Efendi Kapısı’na vardılar. Elbette arzuhalimizi imza ettiği içün içerüye huzur-ı hümayuna gönderiniz demişler. Kâbe-i Mükerreme kazasından munfasıl Zeynel Abidin Efendi ile vaiz Seyyid Abdülkerim Efendi aralarına girdiler ve arzuhali ellerinden alıp içinde olan hilaf-ı şer‘ u kanun şürût-ı fâsidelerin muradlarına muvafık şer‘-i şerîf üzre sahih yazdılar Müftü Efendi’nin hüddâmıyla Padişah-ı ali-cah hazretlerine gönderdiler. Ertesi Pazar günü yine cemiyet-i azîm ile kemâkân Kaymakam Paşa Kapısı’nda kıyam üzre oldular ve elbette Yehûdiye karının evladı ve sair taallukatı gelmek gerektir ve illa sonu fena olur deyu inad ve muhalefetleri hadden mütecaviz oldu bilahare mesfure Yehûdiye’nin oğlunu dahi bulup getürdiler dahi âmân vermeden fi’l-hâl hançer üşürdüler pare pare ettiler ve anası lâşesine yetişdirilir ve küçük oğlu din-i İslâm ile müşerref oldu ve iltizam ile olan mâl-ı mîrîye cevap vermek üzere taahhüd ettiğini İslam hizmetinde kabul ettiler ve min ba‘d Yahudiler fahir libâslar ve eyü çuhalar geymesünler ve kızıl şapka geysünler ve mîrîye iltizam altına girmesün ve sikke ahvali kadîmden nice ise yine o minval üzere olsun deyüp Padişah-ı âlem-penâh hazretleri arzuhallerine dilhâhları üzre hatt-ı hümayun ile cevap yazdılar ve rikâb-ı hümayunda kaymakam olam vezir-i müşir Halil Paşa’ya tashih-i sikke içün yüz bin altun gönderdi ve hatt-ı hümayun ile gelen kâğıdı Rumeli Kazaskeri Hocazade Mehmed Efendi lisânından okundu ve Sipahi Taifesi gûş û hûş [metinde buş yazılı] ile dinleyip mütesellî oldular ve Bostancıbaşı Ferhad Ağa ile Kapıağası Gazanfer Ağa’yı talep etmekten feragat ederek mademki umura karışmayalar deyü savt-ı a‘lâ ile çağırıştılar ve dua vü senâ ederek dağılıp gittiler ve mel‘ûne mürd olduğunun ertesi günü mâl-ı rüşvetin alup terbiyet edenlerden biri Mîr-i Tevkîi Yahya Paşa azlolundu ve yerine Okçuzade Şah Mehmed Efendi Mîr-i Tevkîi oldu ve depeledikleri melâ‘înin cîfeleri birkaç gün Atmeydanı’nda tu’me-i kilâb olmuş iken râyiha-i murdârlarından Müselmânlar müte’ezzî oluyorlar deyü kaldırmağa izin oldukda Mehterhane-i Amire’de hizmet akçesi hakkına [hukne?] eden Sipah Taifesi odun getürüp lâşe-i murdârların dahi ihrâk-ı bi’n-nâr eylediler. Tetimme-i kıssa: evâsıt-ı mâh-ı Ramazan-ı Şerif’de katl u helâk olunan mel‘ûnenin harem-i hümâyuna intisab u ihtisas ve gümrükler emâneti sebebiyle ol kadar cevahir ve zevahir-i girân-mâye cem‘ eylemiş idi ki hadd ve hasr u vezne imkân olmadı. Halk-ı âlem yemn u baha yetiştirmeğe mecal olmadığı zahir olmağın yine cenab-ı şehriyariye irsal ve îsâl olunmak üzre daima buldukları yerlerden alınıp kabz u zabt olundukça gönderilmekte idi. Nükûd ve meta‘-ı ticareti baha-yı emtiadan mâ‘ada nükûdu beş yüz yük akçeye bâliğ ve bin sekiz mevâcibi ulûfesine kifâyet eder deyü tahmin olunup ve gayr-i ez baha-yı cevahirden kırk iki yerde emlâki defter olunup ve sefinelerde olan mâl-ı ticâret ve sermâyelerin ahz olundu ve bazı eşyaların füruhte emanet ve istikametle maruf ve mevsuf Süleyman Han mütevellisi Mustafa Efendi tayin kılındı”

İkinci Sultan Osman tarafından tecdiden Kira’nın ahfadına verilen fermanın metni ber-vech-i zîrdir:

Fermanın Metni

Hüve Allahü’l-Alîmü’l-Azîz…

Sultan Osman Han bin Ahmed Han

Nişân-ı şerîf-i âlî-şân-ı sâmî-mekân-ı Sultânî ve tuğra-yı cihân-sitân-ı Hakanî bi’l-Avni’r-Rabbânî ve bi’s-Savni’s-Samedânî kîtî-sitânî hükmü oldur ki

Bundan akdem ecdâd-ı izâmımızdan merhûm Sultan Süleyman Han aleyhi’r-Rahmeti’r-Rıdvân bu bende Kire nâm Yehûdiye vâlideleri olan sultâna hidmeti sebk itmekle hidmeti mukâbelesinde mezkûrenin oğlu olan Kurd veled-i İlya arzuhâl eyledikde mezbûre Kire’nin İslam’a gelmezden mukaddem İlya veled-i Musa ve Yasef veled-i Musa nâm oğlu oğullarının avretleri ile oğlu oğluna ve kızı kızına amme-i avârız-ı dîvâniyye ve kâffe-i tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf ve müsellem olmaları bâbında ve kabil-i İslâm olmayan kâfir esirleri kullanmaları husûsunda merhûmeden istid‘â-yı inâyet eyledikde inâyet-i Pâdişâhâneden baş haraçdan ve bir haraçdan ve bağ bağçe revâdan ve otlakdan ve seferden? ve sekbandan ve hisar yapmasından ve koşucudan ve azab akçesinden ve salgundan ve evlerine cebr ile konulmakdan ve na’ib ve subaşı kolluğundan ve saray bekletmekden ve süpürmekden ve aygır tutmakdan ve orduya sürmekden ve altun ve gümüş sarraflığından ve koyun ve sığır celebliğinden ve bi’l-cümle avârız-ı dîvâniyye ve tekâlîf-i örfiyyeden avretler ile oğlu oğluna ve kızı kızına mu‘âf ve müsellem olalar ol bâbda benim evlâd u emcâdımdan ve ensâb-ı a‘kâbımdan ve vüzerâ vü ümerâdan ve mutasarrıfîn-i emvâl u mübâşirîn-i a‘mâlden ve Dergâh-ı Mu‘allâm kullarından ve sâ’ir halkdan muhassılan hiçbir ferd vechen mine’l-vücûh ve sebeben mine’l-esbâb mâni‘ ve dâfi‘ olmaya dahl u ta‘arruz kılmaya ta‘b u zahmet virüp üşündirmeye ve teklîf ve te‘addî idüp üşündirmeye ve incitmeye ve tebdîl u tağyîr etmeye ve her kim iderse yahud itmek dilerse fe-aleyhi la‘netullahi ve’l-melâ’iketi ve’n-nâs-i ecma‘în deyü nişân-ı hümâyûn ihsân itmiş haliyle ol emr-i şerîfe muhâlif bazı kimesneler dahl u ta‘arruz idüp rencîde eylemekden hâlî değiller imiş imdi ol emr-i şerîfim kemâkân mukarrerdür ve merhûme Fatma Hatun rahmetullahi aleyhânın işbu Yehûdi Kurd veled-i İlya oğlu olup ve mukaddemâ ebesi Dergâh-ı Mu‘allâ’ma itdiği hıdmetden bu dahi mikdârınca hıdmet eylemeğin mezîd-i merhametimden işbu hükm-i hümâyûnu virdüm ve buyurdum ki bu dahi babası İlya mu‘âf ve müsellem olduğu gibi avretleri ile oğluna ve kız kızına kâffe-i avârız-ı dîvâniyye ve âmme-i tekâlîf-i örfiyyeden vech-i meşrûh üzre mu‘âf ve müsellem olup ve kabil-i İslâm olmayan kâfir esîrlerini kullanup ve irva akçesinden ve atlarını otlakdan ve koyun ve sığır celebliğinden ve kassablığından ve bilcümle âmme-i avârız-ı dîvâniyye ve kâffe-i tekâlîf-i örfiyyeden avretleri ile oğlu oğluna ve kızı kızına mu‘âf ve müsellem olalar ol bâbda benim evlâd u emcâdımdan ve ensâb-ı a‘kâbımdan vüzerâ vü ümerâdan ve mutasarıfîn-i emvâl ve mübâşirîn-i a‘mâlden ve sâ’ir Dergâh-ı Mu‘allâ’m kullarından ve kalan halkdan muhassılan hiç ahad kâ’inen min kâne ve nev‘i mine’l-envâ‘ ve sebeb-i mine’l-esbâb mezkûrlara mânî‘ olmaya ve dahl u ta‘arruz kılmaya ve zahmet ve ta‘b virüp üşündirmeye ve ta‘addî vü teklîf idüp incitmeye ve tebdîl u tağyir eylemeye her kim itmek dilerse ve iderse emr-i sâbıkda zikr olunan mukarrerdir deyü sene hamse ve hamsîn ve tis‘a mi’e Ramazanü’l-Mübârek’inin evâsıtında Firdevs-mekân ceddim Sultan Süleyman Han serâhu zamanında ellerine mu‘âfnâme-i hümâyûn ihsân olunmağla ba‘dehu mûcebince merhûmân Sultan Selim Han ve Sultan Murad Han ve dedem Sultan Mehmed Han enârallahü berâhînühüm zamanlarında dahi mukarrer tutulup müceddeden mukarrernâmeler inâyet olunup ba‘dehu cennet-mekân Firdevs-âşiyân merhûm ve mağfûrunleh babam Sultan Ahmed Han eskenehullahi te‘âlâ ve gurfe’l-cinân zamanında dahi mukarrernâme ihsân olunmuş imiş hâliyâ oğlu oğlu ve kızı kızlarından işbu dârendegân-ı fermân-ı hümâyûn Egur ve karındaşı İlya veledân-i Menahim ve diğeri Şebetay veled-i Egur nâm Yehûdiler atîk ve cedîd mukarrernâmelerin Asitâne-i Saadet’ime getürüp tecdîd olmasın ricâ ve buyurdum ki vech-i meşrûh üzre mezbûrların ellerinde olan mu‘âfnâmeler mûcebince amel olunup min-bad ana muhâlif dahl u ta‘arruz kılmayalar ve rencîde eylemeyeler dahl idenleri hâkimü’l-vakt olanlar men‘ u def‘ eyleyeler men‘iyle memnû‘ olmayanları ismi ve resmi ile yazup Bâb-ı Sa‘âdet-me’âbıma arz eyleyeler şöyle bileler alâmet-i şerîfe i‘timâd kılalar.

Tahrîren fî evâ’il-i şehr-i Cemaziyülevvel sene seb‘a ve ışrîn ve elf mine’l-Hicreti’n-Nebeviyye aleyhi efdali’t-tahiyye.

be-makâm-ı Kostantiniyeti’l-mahrûseti’l-mahmiyye.

İşbu fermân Kira’nın ihtidâsından bahs ve yeni ismi Fatma Hanım olduğunu zikr ediyor. Zamanın Türk vakanüvisleri ile İbrani muharrirleri böyle bir kayd zikretmiyorlar. O halde fermandaki bu ihtida meselesi nasıl tefsir olunur? Fikrimize göre Kira, Halil Paşa’nın konağına götürüldüğü ve kendisini pür-hiddet bulunan yeniçeriler ile muhât olduğunu gördüğü vakit, vaziyetin vahametini takdir etmiş ve ellerinden kurtulmak için kelime-i şehadeti getirmiştir. Nitekim oğlu bu vasıtaya mürâca‘at ederek kurtulmuştur. Lakin yeniçerilerin hiddeti, ihtida arzusuna galip geldiği anlaşılıyor. Fakat hiddet günleri geçtikten sonra, Kira’nın ihtidası meselesi mevzu‘bahs olmuş olmalı ki fermanda kendisine “mühtediye” sıfatı izafe olunuyor.

Avram GALANTİ
-------------------------------------------
[1] Cild, sahife (Bu eser Arapça yazılmıştır) cild 3, sahife 282
[2] Bu ferman (1027) senesinde İkinci Sultan Osman tarafından tecdiden Kira’nın ahfadına verilmiştir. Fermanın aslı ise 955 senesinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından Kira’ya verilmiştir. 1027 tarihli fermanın aslını merhum Ahmed Saib Bey Odesa’nın Rus Müzehanesi’nde bularak bir suretini de bana vermek lütfunda bulunmuştu. Merhumun ifadesine nazaran, Simabodoviç nâmında bir müsteşrık, bu fermanın mücedded suretini İstanbul’da iştira ve bilahare Odesa Müzehanesi’ne hediye etmiştir.
[3] Lamartine, Histoire de Turquie, cild 5, sahife 237
[4] Alberie Relazioni, sıra 3, cild 3, sahife 236
[5] Keza keza sıra 3, cild 2, sahife 361
[6] Eem ek Han-bacha sahife 173 (kitap Arapça yazılmış olup muharriri Yusuf Kohen’dir)
[7] Selanikizade Mustafa Efendi’nin el yazması eseri her ne kadar basılmış ise de, matbu nüshada Kira’ya dair bahisleri görmediğimizden el yazmasından iktibas ettik.


Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. SURAIYA FAROQHI İLE MÜLAKAT