1821 RUM İSYANINDA PATRİK V. GREGORYUS NEREDE İDAM EDİLDİ?

Sinan ÇULUK
Patrikhane'nin "Orta Kapı" tabir edilen kapısı


Rumların 1821'de Etniki Eterya cemiyeti önderliğinde Eflak ve Boğdan'da başlattıkları ayaklanmaların Mora yarımadasına da sıçraması ve büyük bir isyana dönüşmesi sonucu, bu olaylarla ilgisi olduğu tespit edilen Patrik V. Gregoryus ve bazı metropolitler asılarak idam edilmişlerdir. Bu tarihten günümüze kadar patrikhane yetkilileri patriğin asıldığı yer olduğu gerekçesi ile "Patrikhanenin Orta Kapısı" tabir edilen kapıyı kapalı tutmuşlardır. Bazı iddialara göre de bu kapı önünde bir Türk Şeyhülislamı veya Sadrazamı idam edilmeden kapı açılmayacaktır. Böylesine simgesel bir önem atfedilen bu kapının önünde hakikaten sözü edilen idam gerçekleşmiş midir? İncelenmesi gereken bu husus maalesef tam olarak ortaya konamamıştır.


Ek-4'de verilen resmin değişik versiyonu.
Arka planda iki cami silueti görülmektedir.
Günümüzde bu olayı canlandıran resimlerin en yaygın kullanılanına bakıldığında patrik için hazırlanan darağacının deniz kenarında kurulduğunu ve arkada iki adet cami siluetini görmekteyiz. [1]Olayın icra edildiği yıllarda Patrikhane'nin denize kıyısı olmadığı ve o tarihlerde surların hala sağlam olduğu bilindiğine göre, sur içinde kalan Patrikhane kapısından canlandırma resimlerde olduğu gibi deniz kıyısı ve cami siluetlerinin görülmesi mümkün değildir. Bu durumda patrik acaba patrikhane kapısından başka bir yerde mi idam edildi sorusu akla gelmektedir.
Devrin vakanüvisi Şanizade’den yaptığımız iktibasda görüleceği üzere patriğin idam edildiği yerin adı olarak “Petro Kapısı” zikredilmektedir.[2] Devrin haritası olarak elimizde bulunan, Mühendis Seyyid Hasan'ın II. Bayezid suyolları için 1813 yılında hazırladığı haritada Petro kapısı Patrikhane'nin kuzeydoğusunda sur kapısı olarak resmedilmiştir.[3] Günümüzde sıkça yapılan Petro kapı–Orta kapı ayniliğinin büyük bir hata olduğu ortadadır.




II. Mahmud’un Patrik Gregoryus için “Patrikhane kapısına asılsın” emrini muhtevi hatt-ı hümayunu da elimizde bulunmaktadır.[4] İdamı II. Mahmud’a haber veren sadrazam takririnde ise “Patrik Gregoryus’un Patrikhane pişgâhında (önü)” asıldığı bildirilmektedir.[5] Bu durumda o gün Rumların kutsal Paskalya gününün oluşu ve İstanbul Rumlarının da Mora’dakiler gibi bir isyan hareketine Paskalya günü kalkışacaklarına dair alınan istihbarat ve durumun nezaketinden dolayı, II. Mahmud’un emrine rağmen erkân-ı devletin idamı Patrikhane kapısında gerçekleştirmeyip Petro kapısını tercih ettiklerini düşünebiliriz. Günümüzde “kin kapısı” olarak bilinen Patrikhane kapısına yüz elli-iki yüz metre mesafesi olan Petro Kapısı 1940'lı yıllarda bile haritalarda gösterilmektedir. İlginç olan, Tarih-i Cevdet adlı eserinde patriğin idamı bahsini kelimesi kelimesine Şanizade’den iktibas eden Cevdet Paşa’nın, ne sebebe mebni ise “Petro Kapısı” ibaresini ortadan kaldırarak “patrikhanenin orta kapısı” ibaresini eklemesidir.[6] Tarih-i Cevdet’ten itibaren oradan yapılan alıntılarla bu “orta kapı” meselesi günümüze kadar tartışmasız intikal etmiş, Petro kapısı ile ilgili bir çalışma yapılmamıştır.

Sonuçta kesin bulgulara ulaşılamadığından Petro kapısında idamın gerçekleştirildiği kanaati ortaya çıkmaktadır. Eğer Patrikhane arşivlerinde bir araştırma yapılabilirse, bu durumun teyidine yarayacak belgeler bulunabilir.
Ek-1
SALB-İ PATRİK-İ RUM VE ÇEND METREPOLİD
Mah-ı Receb’in ondokuzuncu Paskalya günü olan yevm-i Pazar sadr-ı a‘zam bâ-irâde-i celâdet-ifâde-i Hazret-i Şehriyârî Rum patrîkını Bâb-ı Âlî’ye ihzâr idüp “senin bu fesadda mukaddemâ haberin yokmîdi ki kat’â iş‘âr itmedin” deyu istifsâr eyledikde merkûm inkâr ve müşârun-ileyhe tekrâren su‘âle ibtidâr ile “ya bir fâhişe avretin itdiği zinâ ve fıska kadar muktezâ-yı âyîniniz üzre elbet vukûfunuz derkâr ve aşikâr iken böyle milletce azîm ve amîm fitne ve fesâddan tecâhülâne haberim yoğidi dimeğe i‘timâd olunabilür mi” deyu mu’âhazede ısrâr eyledikde “devletlü efendim kulunuz sinn-i tis‘îni mütecâviz bî-şu‘ûr ihtiyârım eğer bilür ise Onikiler bilürler” cevâb-ı nâ-savâbını virmiş ise de fil-hakîka bayâğı bir kocabaşı ve papaz makûlesinin vâfir eyyâmdan berü haberdâr olduğu millet maddesinde patrîkın haberi olmamak şübhesi dâ’ire-i akldan hâric efkâr-ı bâtıla makûlesi idüği bedîdardır binâ’en-aleyh müşârun-ileyhe “bunu şimdilik Kadıköyü’ne götürün” deyü zâbitâna emr iderek def‘ ile huzurundan ihrâc idüp mukaddemce merkûmun hakkında lehîb-efzâ olan ateş-i gazab-ı Hazret-i pâdişâhî iktizâsınca sudûr etmiş olan fermân-ı kâzâ mûcebince merkûm andan yine Patrikhâne tarafına isrâ olunarak kethudâsı ile berâber Petro Kapısı’nda karşı karşıya salb ile icrâ-yı cezâ ve îfâ-yı hükm-i kazâ kılındı ve akabince Kayseriyye ve İzmid ve Tarabya metrepolidleri kaldırılıp Balıkpazarı kapısına ve Kaşıkçılar hanı önü ve Okçularbaşı Parmakkapılarına salbolundular ve Rum tâ’ifesi müte‘ayyinan ve bazergânı makûlesinden fesâdda yed ve medhali haber alınmış ve ana dâ’ir ba‘zı kağıdları tutulmuş beş nefer müfsîdân dahi sâ’ir mücemme-i nâs mahallerde katl ve ibret-i akrân oldular.
SÛRET-İ YAFTE-İ PATRİK
Patikhane avlusundan bir görünüş
Cümleye ma‘lûm olduğu vechile her sınıfın ve her milletin zâbit ve söz sahibi olanların farîza-i zimmetleri olduğu vechile kendülerinin zîr-i nezâret ve idâresinde olan efrâd-ı nassı gece ve gündüz gözetip her bir ahvâl ve hareketlerini anlamak ve hilâf-ı rızâ harekât-ı reddiyyeden her neye vâkıf olur ise Devlet-i Aliyye’ye haber vermek vazîfe-i memuriyetlerinden olduğu misillü patrikler dahi saye-i inayet-vaye-i Hazret-i Şehinşahi’de asude-nişin-i emn ü istirahat olan re‘ayâ üzerine nasb olunan zâbit olup ibtidâ kendüleri ferâ’iz-i ra‘iyyet ve istikâmeti bizzat iltizâm ve merkez-i râsti ve sadakatle sebât ve kıyâm etmek ve ol usûl üzre iyi ve fenâsını bilerek ve her bâr ahvâllerini arayıp sorarak içlerinde fenâlık ve habâsete meyl ve mütâba‘at edenleri anladıkda nasîhat kabul edenlere nush u pend ve iktizâ eder ise ayinleri üzre te’dîb ve terbiye etmek ve nasîhat ve terbiye kabûl etmeyip mel‘anette ısrâr edenleri vaktiyle haber vererek doğruluğu îfâ ve ol vechile Devlet-i Aliyye sâyesinde nâ’il olduğu bunca imtiyâzât ve inâyâtın oldukça şükrünü edâ eylemek farîza-i zimmet iken Rum patriki olan habîs ötedenberi sûret-i zâhirede ızhâr-ı sadâkat mesleğini göstermiş ise de bu def‘â millet beyninde ba‘zı kendüyi bilmez müfsidlerin mücerred ba‘zı vesâvis-i şeytâniyye ve hayâlât-ı bâtılaya ittibâ’an bir vakitten beri kurmuş oldukları fesâda beher hal hâ’in-i mesfûrun ilmi lâhık olmak iktiza ederek kendüsi bu makûle dâ‘iyye-i bâtılanın hiçbir vakitde başa çıkmayacağını ve bu kadar bin seneden berü min-indi'l-lah mü’eyyed ve ilâ kıyâmi′s-sa‘a bekâ ve istimrârı âyât-ı semâviyye ile sâbit ve mü’ekked olan dîn u devlet-i Muhammediyye hakkında o makûle sû’i hayâl bir emr-i muhâl idüğini kendüsi bilip ve bilmeyenlere dahi bildirmek lâzım iken zamîr-i habâset-semîrinde merkûz olan dalâlet ve hıyânet iktizâsınca o misillü sâdedîl müfsidleri men‘ u zecr değil belki kendisi pîşvâ-yı fesâd olmak sûretiyle pes-perde-i hafada i‘mal-i hıyel ve desâyise cesâret ve az kaldı ki bütün milleti ve içlerinde bî-cürm ve bî-haber olan nice aceze ve bîçâre re‘ayâyı umûmen kahr u gazab-ı ilâhîye dûçâr etmek mertebesinde mehleke-i uzmaya sevk ider yollu böyle bir fezâhat-ı cesîmeye cür’et etmiş olduğu gereği gibi meydâna çıkdığından başka mukaddemce fesâd-ı mezkûr Devlet-i Aliyye me’mûrları ma‘rifetiyle haber alınarak cümleye i‘lân olunduğu esnâda dahi mücerred Devlet-i Aliyye’nin re‘ayâ vü berayâsı hakkında mecbûl olduğu şîme-i rahm u şefkat iktizâsınca kendülerini peşince ikâz ve cadde-i selâmete da‘vet içün tenbîhât-ı lâzime ve nesâyıh-ı hakîkıyyeyi mutazammın Patrikhâne′ye dahi alenen buyruldu-i âlî ısdâriyle habîs-i mesfûr tarafından derhâl iktizâ eden mahallere şedîd efrûz [aforoz] kağıdları irsâliyle bir mahalde re‘ayâdan bir gûne fesâd ve şikâka ve insilâb-ı emniyyet ve ihlâli asayişe sebeb-i müstakil olduğundan fazla kendisi Moralı olmak mülâbesesiyle bu def‘â Mora Ceziresi′nde vilâyeti olan Kalavrata kazâsı re‘ayâsından bazı iğfâl ve idlâl olunmuş bi-mağz eşkıya taraflarından hilâf-ı tavr-ı ra‘iyyet vukû‘a gelen bazı fezâhat ve şenâ’atde medhal-i küllîsi olduğu mütehakkak ve ol-vechile eşkıya-yı mesfûrenin bi-Avnihi Te‘âlâ dûçâr olacakları kahr u felâkete hâ’in-i mersûm sebeb-i müstakil olarak gerek Devlet-i Aliyye aleyhinde ve gerek zımnen kendi milleti hakkında ez-her-cihet hıyânet ve habâseti bütün bütün açığa çıkmış ve ol vechile izâle-i vücûd-ı habaset-alûdı lazım gelmiş olduğundan hâ’in-i mersûm ibreten li’l-gayr salb olunmuştur.

(Patrikin mürdesi üç gün maslûb durdukdan sonra deryâya endahtı kâriha-i şâhâneden Yahûd milletine emr olunarak anlar dahi teneffüh ve tefessüh ile rûy-ı deryâya çıkıp Rumlar almasınlar deyu karnını yarup ve taşlar bağlayup deryâya öylece ilkâ eylediler)

İSTİTRAD
Patrik-i mesfûru salb ettikleri gün ala-zu‘min-Nasârâ hâşâ Hazret-i İsa Aleyhissalatüvesselama Yahûdîlerin ol mu‘âmeleyi icrâ etdikleri güne tesadüf etdiğinden başka lâşesini Yahûdîlere sürütdükleri ba’is-i tehyîc-i gayret-i câhiliyyet-i Rûm olup bir kat dahi tuğyanlarına sebep oldu ve erbâb-ı nühâ ve vukûfun haberlerince Patrîk-i mersûmun beyne′d-düvel ve’r-Rûm i‘tibârı olup bir sözü Avrupa′da iki olmaz imiş eğer hakkında bu mu‘âmele icra olunmayıp istimâletiyle elde iken teskîn-i nâ’ire-i fesâd-ı Rûm idebilir idi hatta Rusyalı tüccârımızdan bir sefîne re’isi Halîc-i Asitâne′den ber-takrîb alıp götürmüş Aya Petreburg’da halka Patrik deyu bir lâşe gösterip envâ‘-ı tecemmülâtla şehri gezdirdiğinden bizzat imparator hizmetinde bulunup ve bir mu‘teber kenîsalarına ilkâ edip bu vechile Rûmları tarafına celb-i tâm ile celb ettiği mesmu‘ olmuştur.
Şanizade Ataullah Efendi, Tarih, c.IV., s.29 Ceride-i Havadis Matbaası, İstanbul-Tarihsiz

SADELEŞTİRME:
SALB-İ PATRİK-İ RUM VE ÇEND METREPOLİD
(RUM PATRİĞİ VE BİRKAÇ METROPOLİDİN İDAMI)
Recep ayının on dokuzu Hıristiyanların kutsal Paskalya günü idi. Sadrazam Benderli Ali Paşa Rum patriğini Babıâli’ye çağırtıp “Rum ihtilalinden senin haberin yok muydu da haberdar etmedin” diye sorunca patrik “haberi olmadığını” söyledi. Sadrazam bunun üzerine “bir fahişenin zinasına kadar dininizin gereğince her şeyden haberin oluyor da, böyle büyük bir fitne-fesattan haberim yok demene itimat edilebilir mi” diye sorusunda ısrar etti. Patrik de “ Devletlü Efendim, kulunuz, yaşı doksanı geçmiş şuursuz bir ihtiyarım. Eğer bilir ise Onikiler Meclisi bilirler” diye cevabında ısrarcı oldu. Gerçekte epey bir zamandır Rum kocabaşları ve papazlarının haberdar olduğu isyan vaziyetinden patriğin haberinin olmaması akla aykırı olduğundan, Sadrazam patriği huzurundan kovarak “bunu şimdilik Kadıköyü’ne götürün” diye emretti. Patriğe çok kızan II. Mahmud’un verdiği hatt-ı hümayun emri gereği Bostancıbaşı hapsinden Fener’e getirilerek, kethüdası ile beraber Petro kapısında karşı karşıya asılarak emrin gereği yerine getirildi. Ardından Kayseri, İzmit ve Tarabya metropolidleri de Balıkpazarı kapısı, Kaşıkçılar Hanı önü ve Okçularbaşı Parmakkapıları’nda asıldılar ve Rum taifesinden beş kişi daha isyanda parmakları olduğu gerekçesi ile ibret-i âlem için idam edildiler.

SÛRET-İ YAFTE-İ PATRİK (PATRİĞİN İDAM YAFTASININ SURETİ)
Herkesin bildiği gibi her milletin zabit ve söz sahipleri kendi nezareti altında bulunanların her bir hallerini anlamak ve devlete karşı oluşabilecek teşekküller ve hareketleri Devlet’e haber vermekle yükümlüdürler. Patrikler dahi Padişahımız sayesinde güvenlik ve asayiş içerisinde yaşayan reaya üzerine tayin edilen zabitler hükmünde olup; iyisini ve kötüsünü bildikleri cemaatlerini sürekli gözetip, kötülüğe meyledenlerini önce nasihatle, nasihat kar etmezse kendi dinleri üzere cezalandırıp, uslanmayanlarını devlete haber vermek görevleridir. Buna rağmen Rum patriği olan habis (fesatçı) öteden beri Devlet-i Aliyye’ye görünürde sadık iken, bin seneden beri Allah tarafından teyit edilmiş ve yardım görmüş, kıyamete kadar kalıcılığı ayet ile sabit din ve devlet-i Muhammediyye’ye karşı isyan teşebbüslerinin boş olduğunu kendisi bilip, sadedil cemaatine nasihatte bulunması gerekirken, bizzat isyan hareketinde bulunanların önüne geçip hıyanetliğini tescil ettirmiştir. Bundan dolayı böyle büyük bir isyana kalkışarak bütün Rum milletinin günahsızlarının bile ilahi gazaba uğramasına sebep olabilecek bir harekete cüret etmiştir. Kendisi Moralı olduğundan ve vilayeti olan Kalavrata kazası reayasından bazıları tarafından gerçekleştirilen kötülüklerin sebebi olarak görüldüğünden, Devlet-i Aliyye ve kendi milleti hakkındaki hıyanetleri açığa çıkmış ve vücudunun ortadan kaldırılması gerektiğinden diğerlerine ibret olmak üzere asılarak idam edilmiştir.

Patrikin cesedi üç gün asılı kaldıktan sonra denize atılması görevini II. Mahmud Yahudilere emrettiğinden, onlar da Rumlar almasınlar diye karnını yarıp, taşlar bağlayıp öylece Haliç’e attılar.
Patriğin asıldığı gün Hıristiyanların itikadınca Hazret-i İsa’yı Yahudilerin çarmıha gerdikleri güne tesadüf eden Paskalya yortusu olmasından başka, leşini de Yahudilere sürütmeleri Rumların isyanlarının bir kat daha artmasına sebep oldu. Duruma aşina olan bazılarının haber verdiğine göre patrik, Rumlar ve diğer ülkeler arasında itibarlı olup bir sözü Avrupa’da iki edilmez imiş. Asılmayıp da gönlü hoş edilerek elde edilseydi Rumların isyan ateşini söndürebilirdi diye de görüşler bildirilmiştir. Rusyalı bir gemi kaptanı patriğin cesedini Haliç’ten çıkarıp götürmüş, Saint Petersburg’da halka patrik diye bir leş gösterip, çeşitli eşyalarla şehri gezdirdiğinden bizzat Rus İmparatoru'nun hizmetinde bulunmuştur. Rumları kendi taraflarına çekmek için cesedi bir kiliseye koydukları da duyulmuştur.




Ek-2
[Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HAT, No.51285]
Benim Vezirim
Takririn meali malumu hümâyunum olmuşdur. Yeniçeri Ağası muhafazaya taahhüd edemediği suretde bu vechile olması eslemdir. İşte patrik dahi şimdi nasb olundu. Selefi dahi Patrikhane kapısına salb olunsun.
Şevketlû, Kerâmetlû, Mehâbetlû, Kudretlû, Veliyy-i ni’metim Efendim Padişahım
Patrikin idamı esnasında Yeniçeri Ağası kullarının ziyadece neferat alarak ol tarafda bulunması mukteza-yı irade-i seniyye-i Şahanelerinden olduğuna mebni dünkü gün umum millete hitaben intihab buyuruldusu ve salb olunacak patrikin yaftesi tahrir ve tehiye etdirildikden sonra li-ecli'l-ihtar mumaileyh kulları leylen kethüda-yı çakeri ağa bendelerinin hanesine celp birle suret-i hal ityan olundukda kendisi lüzumu kadar neferat ile gidip Patrikhane'nin iktıza eden mahallerini şematetsiz muhafaza edeceği derkar olup lakin keferenin bednamlıkları günü olarak bir müddetden berü efvah-ı nasda Paskalya günü Rumları kıracaklar ve Rumlar ol günde tehyi’ ve hareket edecekler lakırdıları söylenmekde olduğundan işbu patrik i‘damı kazıyyesi tarafeynin kulağına girmeyerek maiyeti ile götüreceği neferatın ol esnada adem-i zabtları ve Rum taifesinin dahi kurundularını te’yid ve ye’s u hırman ile hareketleri melhuz olduğunu ifade ile bu suretle icrasında mahzur mütalaa ederek üzerine alamamış ve binaberin ağa-yı mumaileyh kullarıyla bil-müzakere bugün seheri kendisi Fener kolluğuna gidip lazım gelen mahalleri muhafaza eyledikden sonra taraf-ı çakeriye ihbar eyledikde patrik-i mersumun mu‘tad üzre azlini ve yerine cümlenin intihabîle bir münasibinin Bab-ı Ali'ye getirilmesini natık buyruldusu irsal ve patrik-ı mersum dahi memurlar marifetiyle Patrikhane'den Bostancıbaşı hapsine derhal ahz u îsbâl ve badehu milletce intihab olunacak patrikın tayin ve nasbını müteakib selefi dahi Bostancıbaşı hapsinden çıkarılıp yine memurlar ile doğru Patrikhane'ye nakl ve kapısına salb ve yaftesi vaz‘ olunmasını ağa-yı mumaileyh kulları münasip görmüş ve ol vechile icrasına ibtidar olunarak intihab buyuruldusu gönderilip patrik-ı mersum dahi Bostancıbaşı hapsine vaz‘ olunmuş olmakla milletin intihab birle vaki olacak inhaları hak-i pâ-yi hümâyûn-ı Şâhâneleri'nden bil-istizan sudur buyurulacak irade-i seniyye-i Mülûkâne'leri mucebince iktıza eden hil‘ati iksa ve selefi dahi derhal Patrikhane'ye salb ve yaftesi vaz‘ olunacağı muhat-ı ilm-i âlem-ârâ-yı Şehriyârî'leri buyuruldukda emr u ferman Şevketlû, Kerâmetlû, Mehâbetlû, Kudretlû, Veliyy-i ni’metim Efendim Padişahım hazretlerinindir.








Ek-3
[Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HAT, No.17530]
Benim Vezirim

Salb ve siyaset olunan papaslardan ma’dâ millet-i Rumdan bu fesâdda medhali olan sairleri dahi güzelce tecessüs olunarak siyaset olunup madde-i fesada vakıf olmayan esnaf ve aceze makulelerine dahi alışverişlerine meşgul olmalarıyçün yine Meclis-i Şura’da müzakere olunarak bir suret verilmek iktiza eder mi yoksa tabiatıyla madde tathir oluncaya dek hal üzere terk olunmak mı lazım gelir ifade eyleyesin
Şevketlû, Kerâmetlû, Mehâbetlû, Kudretlû, Veliyy-i ni’metim Efendim Padişahım
Mukteza-yı irade-i şahaneleri üzre Rum milletinin bi’l-intihab inha eyledikleri Isparta ve Adalye Metropolidi Ekinos nam rahib Rum Patriki nasb olunarak iktıza eden hil’ati iksa ve ber-mu’tad patrikhaneye isra olunmuş ve sabıkı olup Bostancıbaşı Mahbesi’nde olan hain dahi derhal Patrikhane pîşgâhına gönderilip salb ve yaftesi vaz’ ettirilmiş ve bundan başka ağa-yı mumaileyh kullarının hapsinde olup milletin söz sahiplerinden ve kazıyye-i fesadda medhalleri olduğu tahkik olunan Ahyolu metrepolidi Mahmudpaşa’nın aşağısındaki Parmakkapı’da ve İznikmid metrepolidi asıl Parmakkapı’da ve Kuşadası metrepolidi dahi Balıkpazarı’nda salb ile kezalik yafteleri vaz’olunmuş olduğu muhat-ı ilm-i alileri buyruldukda emr u ferman Şevketlû, Kerâmetlû, Mehâbetlû, Kudretlû, Veliyy-i ni’metim Efendim Padişahım hazretlerinindir



Ek-4
KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi'nde bulunan bu resim üzerindeki yazılarda "Patrik V. Grigorios'un idamı. Başpiskopos Kirillos'a hediye edilmiştir. Sokratis Georgiadis 1. Sınıf öğrencisi. 10 Nisan 1910" ibareleri mevcuttur. Muhtemelen idam sehpasından indirilen patriğin cesedinin Yahudilere teslim edilişi anını tasvir ediyor. 



[1] Kıbrıs Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi'nde mahfuz karakalem işi resimdeki ibareleri okuyan Yunanca Mütercimi Alphan Bayazıtoğlu'na müteşekkirim. (Resim Ek-4'dedir)
[2] Şanizade Ataullah Efendi, Tarih, c.IV. s.29 Ceride-i Havadis Matbaası, İstanbul-Tarihsiz (Ek-1'de metni ve sadeleştirilmiş hali verilmiştir)
[3] Çeçen, Kazım, II. Bayezid Suyolu Haritaları, İstanbul 1997, s. 44-49.
[4] BOA. HAT, Nu. 51285 (Ek-2'de metni verilmiştir)
[5] BOA. HAT, Nu. 17530 (Ek-3'de metni verilmiştir)
[6] Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, c.XI, s.163.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Prof. Dr. SURAIYA FAROQHI İLE MÜLAKAT